Kadın ’kocaya varmış’ oluyor

ŞU, kadınların soyadı mevzuu...

Kadınla erkek arasında en büyük adaletsizlik bu!

Erkek doğumundan ölümüne aynı kimlikte, kadınınki ha bire değişiyor.

Hadi eskiden çok önemli değilmiş.

Anneannelerimizin zamanında...

15-16 yaşında evlenilip bir yastıkta kocandığı yıllarda yani...

Belki de soyadını hiçbir yerde telaffuz etmesine gerek kalmadan ölüp gittiği bile oluyordu kadının.

Ama bu devirde öyle mi?

Okulu var, iş hayatı var, ehliyeti var, mal mülk alımı satımı var...

Soyadı çok lazım kadınlara artık.

Ve maalesef sabit bir soyadları yok.

Ha bire değişiyor.

"Ha bire" diyorum, çünkü öyle eskisi gibi bir kere evlenen kadın da kalmadı.

Netice olarak bir o’yuz, bir bu!

Olacak şey mi?

E, erkeğin üstünlük taslaması normaldir bu durumda.

Hiç şikáyet etmeyelim.

Evlenmekle erkek sizi "karı olarak almış" olurken, siz de bir "kocaya varmış" oluyorsunuz.

Bu türlü ifade edilişi sinir değil mi?

Ama ne yazık ki kadının, kocasının soyadını almasıyla bu sinir durum gerçekleşmiş oluyor bence.

Yani "hayatın birleştirilmesi" denir ya evlilik için... Bu, hayatın birleştirilmesinden ziyade, "kadının erkeğin hayatına dahil olması" oluyor.

***

"Peki aile birliği ne olacak?" diyeceksiniz.

E, kadın kızlık soyadıyla kalsın demiyoruz ki!

İki soyadını da kullansın.

İkincisinin birkaç kez değişmesi halinde sabit bir soyadı olur hiç olmazsa.

Aslında doğan çocukların babanın soyadını alması da adaletsizlik.

Çocuğu sen doğur, soyadını babasından alsın!

Oh ne álá!

Çocuğun doğduğu anda iki soyadı olmalı.

Çift soyadlı bir erkek hiç de fena olmaz.

Kafadan oturaklı bir adam intibaı verir.

Fakat kız çocukları için... Anneninki, babanınki, arkadan bir de kocanınki derken İspanyol asilzadesine dönmeleri işten değil.

Ama bugün aceleye geldi buna da bir formül bulurum ben.

Şaka bir yana, soyadı meselesi hakikaten önemli kadınlar için.

"Kadın hakları" deyip duruyoruz. O hakların birincisi bu olmalı bence.

Yoksa ne o öyle "kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırma" hali?

MIŞ-MUŞ

İstanbul kara gafil avlanmış.

E, temmuz ayında olduğumuzdan beklemiyorduk tabii.

*

Papağanlar, insan gibi farklı dilleri ayırıyorlarmış.

Aman orada kalsınlar, dinleri ayıramasınlar!

*

Sibel Can estetik olmuş.

Halbuki o da Nükhet ablası gibi zeytinyağlı yiyip, ot çayı içerek halledebilirdi bu işi!
Yazarın Tüm Yazıları