"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Kadın-erkek ilişkilerinde puan toplamak esastır

MİLLİYET’in iki güzide yazarı arasında maç saatleri üzerinden tatlı bir polemik yaşanıyor.

Mehveş Evin yazdı: “Maç saatlerini erkene çekin de pazar akşamı evdeki toraman maç seyredeceğine ailesiyle sosyalleşsin.”


Mehmet Tezkan yazdı: “Ne alakası var? Tek keyfimizi de elimizden mi alacaksınız yani?” dedi.


İkisini de tanırım ve severim. Mehveş’in böyle bir derdi olamaz çünkü “Ah erkeğim maç bağımlısı oldu, mahvımdır bu benim, açılın bayılacağım” diyecek kadınlardan değildir.


“Maç mı canım? Seyret sabahtan akşama koç, haydi eyvallah” der. Tezkan da bildiğim kadarıyla aklını yeşil zeminde kaybetmiş tiplerden değil, normal, iyi bir taraftar.


İki tarafın da yazılarında zaten “Benim derdim değil, halkımı düşünüyorum” vurgusu var.


Mehveş ve Tezkan’a, sevdiğim iki gazeteci arkadaşıma bu tartışmada uzlaşabilecekleri bir yöntem olduğunu hatırlatmak isterim. İşin sırrına, topun nefesine ermiş olanlar “puantaj sistemi”ni uygular.

* * *


Nedir puantaj sistemi?


İlişkiniz için yatırım amaçlı fedakârlıklar yaptığınızda, sonra harcamak üzere puan kazanırsınız.


Mesela evli bir erkeksiniz. Cumartesi sabahı çocuğu giydirip hanıma “Sen uyu, biz biraz gezelim” dediğinizde kapıyorsunuz puanı.


Mesela çocuğun veli toplantılarına gönüllü yazılınca kapıyorsunuz puanı.


Kermese giderseniz puan ikiyle, aynı işleri kayınvalideyle beraber yaparsanız 28’le çarpılıyor.


Mesela sürpriz organizasyon yapınca kapıyorsunuz puanı.


Yemek her zaman işler.


“Bak ot doğradım salata oldu” dediğinizde kadınlar tuhaf bir şekilde etkilenir. N’apsın zavallı, etkilenmiş gibi yapa
r en azından.


“Herifin dişlerinin arasında gülle gezmeyeceği belliydi zaten. Salatalığı da kütük gibi doğramış kabiliyet düşmanı” diyecek değil ya.

* * *


Neyse efendim, toplanan puanı da sonra rahatça harcıyorsunuz.


İki sabah yatağa kahvaltı götüren erkek, ertesi akşam eve arkadaşları tarafından küfe içinde getirilmeye hak kazanır.


Yapması şart değilken çocuğu okula bir hafta boyunca götüren erkek, pazar akşamı maçın üstüne bir Maraton bir de Telegol patlatma hakkı kazanır, arzu ederse ekran karşısında kafası düşe düşe sabahı eder, kimse karışmaz.

* * *


Konuyu bir örnekle toparlayalım.


Hıncal Uluç, Hasan Cemal’in gazetecilikteki 40’ıncı yılı için düzenlenen partiye nasıl getirildiğine şaşırdığını yazıyordu.


Şaşırmakta yerden göğe haklı. O saatlerde Cimbom’un maçı vardı, Antalyaspor ile oynuyordu.


Galatasaray maç oynarken Hasan Cemal’i meyhaneye gitmeye ikna etmek gerçekten de imkânsızdır.


Ama eşi Ayşe Sözeri Cemal, “Haydi Hasan’cığım” deyince “Tamam” deyivermiş.


Nasıl olmuş peki bu?


Ben söyleyeyim.


2010 Dünya Kupası ufukta belirdi. Ve Hasan Cemal’in tek hedefi Güney Afrika.


Yaz mevsiminde Hasan Cemal’in bundan önce Almanya, İsviçre ve Avusturya’daki turnuvalarda olduğu gibi yaklaşık 1 ay ortadan kaybolma planı var.


Bana “Gel ulan sen de mızmızlanma” diyor ama kendisine yaz aylarında Afrika’ya gitme fikrine pek sıcak bakmadığımı, orada mevsim kış olsa bile “Yaz ve
Afrika” konseptine dayanamayacağımı anlatmaya çalışıyorum.


Hasan Abi puana ihtiyacı olduğunu biliyor, sahaya çıkıyor, yüreğiyle oynuyor ve puanları üçer üçer toplayarak 2010 yazına hazırlanıyor.


Yoksa, maç saatinde meyhane? Olacak şey değil.


Antalya maçı “feda edilebilir” maçtır; Galatasaray-Fenerbahçe maçı olsa insan kendi nikâhına gitmez, o ayrı.


Hasan Cemal, bir gün “Süzgünüm Leyla: Futbol ve aile hayatını dengelemede puantajın önemi” başlıklı bir makale yazarak, sırlarını biz fanilerle paylaşmalı.


Bu da onun “kadın erkek açılımı” olacaktır ve bir yerde halkımız aydınlanacaktır, tamam mı abiler?


Umarım hem Hıncal Bey’i hem de Mehveş ve Mehmet’i aydınlatabilmişimdir.


Sevgiler mütemadiyen.


Puan sizinle olsun.

X