Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kadın cinayetlerini gerçekten önlemek istiyor musunuz, buyurun!

Filmmor Kadın Kooperatifi'nin birçok kadın kuruluşunun katkısıyla başlattığı "Kadın Cinayetleri Önlenebilir" kampanyasının ilk adımı olan Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Konferansı için 27-28 Kasım'da İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri'ndeydik.

İlk günün tartışmalarını Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün tutuklanması; ikinci günün tartışmalarını ise Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesi ve iki polisin de ölmesine neden olan çatışmalar darmadağın etti ama konferans oldukça zorlanarak da olsa tamamlandı. Malum, bazen savaşlar, cinayetler, çatışmalar, her türlü özgürlüğe yönelik giderek artan baskılar arasında “kadın hakları” demek lüks gibi karşılanıyor; ama unutmamak gerekir ki hiçbiri kadınların öldürülmesini kesintiye uğratmıyor. Savaş-çatışma ortamında da -pek görmüyoruz ama- barış-huzur günlerinde de kadınlar öldürülmeye devam ediyor. O yüzden bu sözü söylemenin ertelenebileceği bir zaman yok. Dün, bugün, yarın, şu an, her zaman, hiç durmadan kadın cinayeti var.

Konferanstan çıkan en temel sonucu söyleyeyim önce. Adı gibi: Kadın cinayetleri önlenebilir! Tabii istenirse… Kim isterse, derseniz oldukça kalabalık bir liste söz konusu. Çünkü bu cinayetlerin asla tek bir sorumlusu yok; katil kadar, aileler, çevre, komşular, sorumlu kurumlar, karar vericiler, uygulayıcılar, medya… Hepsinin örtülü ya da açık onayıyla işlenen bu cinayetler, yine tüm bu kesimlerin sorumluluklarını yerine getirmesi durumunda önlenebilir. Yani, hep birlikte istemek gerekiyor.

PEMBE TELEFON, KIRMIZI ELBİSE CİNAYETLERİ

Konferansta Filmmor ekibinin açıkladığı Kadın Cinayetleri Eylem Araştırması’nın sonuçları da bunu gösterdi. 2009-2013 yıllarını kapsayan araştırmayı, Hülya Uğur Tanrıöver, İdil Engindeniz, Gülsün Güvenli ve Özlem Danacı Yüce anlattı. Ve işe kadın cinayetini tanımlamakla başladılar: Bir cinayette “Maktul erkek olsaydı öldürülür müydü?” sorusunu soruyorsunuz, cevap hayır ise işte o kadın cinayeti oluyor. Yani erkekler pembe telefon kullandıkları, kırmızı giysi giydikleri, yüksek sesle güldükleri, yolda bir erkeğe saat sordukları için öldürülmüyorlar.

2009-2013 yılları arasında 949 kadın cinayeti işlendiğini ortaya koyan araştırma, katillerin %75’inin erkek partner (koca, eski koca, sevgili, eski sevgili), %20’sinin erkek akraba ve yalnızca %5’inin “yabancı” erkekler olduğunu gösterdi. Yani kadınlar hep “en yakınları” tarafından hayattan koparılıyorlar. Cinayet bahanelerinden bazıları şöyle: Pembe cep telefonu kullanması, çalışması, para kazanması, başka biriyle evlenmesi, beyaz pantolon giymesi, ayrılmak, boşanmak istemesi…

HERKESİN GÖZÜ ÖNÜNDE, ‘GELİYORUM’ DİYOR

Ayrılma, reddedilme, kıskançlık, ‘namus’, bahanelerin %55'ini oluşturuyor. Yarıya yakını ateşli silah, %28'i kesici aletle işleniyorlar. %38 çiftin evi, %26 kadının mekanı, %29’u ise kamuya açık alanda gerçekleşiyor. Araştırma kadın cinayetlerinin ideolojik, politik, sistematik; birçok kurum ve kesimin açık veya örtük onayıyla işlenen “örgütlü bir suç” olduğunu söylerken, bir önemli noktayı da ekliyor: Önlenebilir olduklarını…

Çünkü kadın cinayetleri geliyorum diyor ve tüm sorumlular bakarken ya da kafasını çevirmişken, geliyorlar: Öldürülen kadınların tamamı cinayet öncesinde katilin şiddetine maruz kalıyor, çoğunlukla da çevre veya resmi kurumlar bu şiddetten haberdar. “Öyle ‘pat’ diye gelmiyor. Adım adım, duyura duyura, çoğunlukla devlete de duyura duyura geliyor ve en sonunda her kadın cinayeti bir ‘Kırmızı Pazartesi’, hakikaten yani…” diye tarif ediyor, araştırma için görüşülen bir avukat. Bir diğeri ise şöyle özetliyor: “Nişanlılıkta bir atraksiyonu oluyor erkeğin. İşte çocuğun ailesi geliyor, diğeri geliyor… yuva yıkılmasın diyorlar…” Yani barıştırıyorlar, bir süre sonra kadın öldürülüyor.

CİNAYET ÖNCESİ YALNIZ BIRAKILIYORLAR

Katiller, cinayet öncesi kadınları kendilerine destek olabilecek çevre ve kişilerden, özellikle dayanışma yapabilecekleri kadınlardan uzaklaştırıyor, koparıyor, yalnızlaştırıyorlar. Psikolojik baskıyla da sindirince, kadınlar direnemiyor. Eğitimsiz olanlar başına gelenleri söylemekten çekiniyor, eğitimli olanlar ise kendilerine yediremiyor ya da başa çıkabileceklerini düşünüyorlar. Yanılıyorlar.

Kadın katillerinin, özellikle son zamanlarda ceza indirimi için mahkemelerin peynir ekmek gibi uyguladığı haksız tahrik maddesinden yararlanabilmek için en kolayca öne sürdükleri bahane “namus” dedik ya... Bir erkek polis, “Mahkemede ‘aldatma’ diyor, ‘namus’ diyor, olayın içine avukat da girince, kanun nezdinde hafifletici sebepler buluyor” diyor. Bir kadın polis ise “Aldattı diye öldürmek mi gerekiyor! Adam kadını aldatınca, kadın ayrılıyor. Bir eşitlik durumu olsa erkekler de öyle yapar. Kendini düşün, ayrıl. Senden çıktı sonuçta yoluna devam et” diye ifade ediyor düşüncelerini.

KORUMANIN KARISINA DA KORUMA VERİLDİYSE…

Araştırma, kadın cinayetlerinin tek suçlusunun katil olamayacağını hatırlatıyor. Diğer suçluları, koruma ve önleme görevini yerine getirmeyen sorumlu kurumlar, egemen ideoloji ve cinsiyetçi söylem, toplumsal çevrelerin duyarsızlığı ve özendiriciliği, medyanın yaklaşımı olarak sıralıyor. Kurumların, ailelerin, komşuların tutum ve yaklaşımına en çarpıcı örnekleri yine görüşülen avukatlar veriyor:

“Bir kadına koruma verilmişti. O korumanın karısına da bir koruma verilmişti!”

“Kadının ve erkeğin aileleri de o sürecin bir parçası. Yani kadın her dayak yediğinde evine geri gönderdiğinde, faile o dayağın bir tık üstünü yapma hakkı veriyorsun…”

Ve öldürülmüş bir kadının yakını şöyle diyor: “Kavga gürültü, kadın merdivenlerde, adam elinde bıçak peşinde; komşu çıkıyor, adam ona da hakaret edince içeri giriyor, polisi bile aramıyor; o kadar yani…”

MEDYA İÇİN 'KADIN CİNAYETLERİNİ HABERLEŞTİRME KILAVUZU'

Araştırma bir de medya analizi içeriyor. Gazeteler, internet siteleri ve tv’ler taranarak yapılan çalışmada her bir kuruma karne verilmiş; hiç iyi alan yok, notlar ‘orta’dan başlıyor, çoğu zayıf… Kadın cinayetlerinin medyada herhangi bir 3. sayfa haberi, adli olay olarak yer alması, gerek sayısı, gerekse konumu itibarıyla görünür olmaması, sıradanlaştırılması, hatta meşrulaştırılması, TV haberlerinin ise kadın cinayetlerine hem en az yer veren hem de en olumsuz söylemi üreten mecra olması eleştiriliyor araştırmacılar tarafından.

Bu nedenle bir de ‘kadın cinayetleri haberleştirme kılavuzu’ hazırlamışlar. Ortaya, haber merkezlerinin çerçeveletip görünür bir yere asması, gazetecilik okullarının ders programına alması gereken bir metin çıkmış. Tamamını buraya almak mümkün değil (Filmmor’dan talep edebilir ya da web sitesinden indirebilirsiniz) ama medyayı bu tür haberleri kullanırken sorumlu davranmaya, yani kadın cinayetlerini sıradanlaştıran, meşrulaştıran, teşvik eden dil ve yaklaşımlardan vazgeçmeye çağıran kılavuzdan belli başlı maddeler şöyle:

Olayın adı konmalı Kadın cinayetleri herhangi bir adli olay olarak haberleştirmemelidir. Yani haberleştirilecek olayda eğer bir kadın, herhangi bir kişi tarafından “kadın olduğu için” öldürülmüşse, “bu bir kadın cinayeti” denmelidir. Bu kavrama “anahtar kelime” olarak yer vermek, kadın cinayetlerine dair veri toplamasına ve cinayetlerin görünür kılınmasına destek olmak açısından da önemlidir.

3. sayfadan çıkmalı Kadın cinayetleri toplumsal ve siyasal bir meseledir. Bu nedenle gazetelerin 1. sayfasında veya politika, yaşam sayfalarında; televizyon haber bültenlerinde de aynı biçimde, adli olaylar arasında değil siyasal olaylar arasında yer almalıdır.

Nasıl sunulmalı? Haberi sunan, psikolog, yargıç, falcı veya hikaye yazarı değil, gazetecidir! Haberi verirken söylentilerden, yakıştırmalardan, kalıplaşmış formüller ve yargılardan uzak durulmalıdır. Cinayetin sorumlusu olarak, cinnet, iflas, psikolojik sorun vb. klişe kolaycılığa başvurmak yerine haber gerçek sorumlular bulunarak yazılmalıdır. Kadınları korumayan devlet, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, gelenekler, destek olmayan aile vb. mutlaka haberlerde yerini almalıdır. Melodramdan, sansasyon ve pornografiden kaçınılmalıdır. Öldürülen kadın teşhir edilmemeli, cinayetler dramatize edilmeden siyasal bir haberi hazırlarken kullanılan çekim ve kurgu teknikleriyle işlenmelidir.

EN ÇOK YAPILAN YANLIŞLAR

Faili gizlemek: Cinayeti kim işlediyse (özellikle başlıkta) belirtilmelidir. Zira “cinnet, kıskançlık, iflas, aşk, öfke, vb.” durumlar cinayet işleyemez! Cinayeti işleyenler insanlardır, kadın cinayetlerini ise istatistiklerin gösterdiği gibi, ezici çoğunlukla erkekler işler. Bunun bir erkek şiddeti olduğunu söylemekten çekinilmemelidir çünkü gerçek budur.

Haberi failin ifadelerine dayandırmak: Haber failin söylemleriyle yazılmamalı, manşet onun ifadelerinden ya da sadece polis tutanaklarından çıkarılmamalıdır. Çünkü yaşanan durumun muhatabı öldürülmüş olduğundan, katilin/failin iddialarını yanıtlayacak ve çürütecek durumda değildir. Bahaneler tek verili gerçek sayılmamalıdır.

Cinayeti failin ya da öldürülen kadının hayatıyla meşrulaştırmak: Failin mesleği, yaşam tarzı, sosyal ilişkileri veya davranışları, cinayet nedenini basit olgu ve durumlarla açıklayacak veya “meşrulaştıracak” biçimde, kolaycı bir üslupla verilmemelidir. (Örnek: Uyuşturucu bağımlısı koca, kıskanç aşık, öfkeli baba vb. ) Maktulün mesleği, yaşam tarzı, sosyal ilişkileri veya davranışları da ancak haberin anlaşılır kılınması için şartsa açıklanmalı ve herhangi bir yanlış anlamaya, hele de ahlaksal yargıya yer vermeyecek şekilde aktarılmalıdır.

Cinayete sebep olmak: Şiddet gören bir kadınla ilgili haberde, onu tehlike içine sokacak ve gelecekte öldürülmesine neden olabilecek bilgiler vermekten kaçınılmalıdır.

Fikri takip yapmamak: Cinayet haberinin ardından failin yakalanma, yargılanma süreçleri de takip edilerek haberleştirilmelidir. Kadın cinayetlerine verilen cezaların yeterince caydırıcı olup olmadığı ve bu durumun yeni cinayetlerin işlenmesinde nasıl bir rol oynadığı da araştırmalıdır. Benzer olaylarda yargının verdiği olumlu kararların örnek oluşturma amaçlı olarak verilmesi gerekir. Kadın örgütleri veya herhangi bir kurum/kuruluşun yargıya müdahil olma talebi; yargı sürecinde maktulden yana destek eylemleri, görüşleri, haberde yer almalıdır.

Cinayetleri önleme mekanizmalarına yer vermemek: Aksayan yerler, yanlış eksik uygulamalar gibi konulara haberlerde yer verilmelidir.

* * *

Filmmor Kadın Kooperatifi’nin Van Kadın Derneği, Ceren Kadın Derneği, İzmir Bağımsız Kadın İnisiyatifi, İzmir Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, KAMER Vakfı, Karadeniz Kadın Dayanışma Derneği, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ile hazırladığı Kadın Cinayetleri Acil Eylem Planı taslağı son haline getirilerek önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşılacak. Avrupa Birliği ve Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin desteğiyle yapılan konferansla başlayan Kadın Cinayetleri Önlenebilir kampanyasında tüm merkezi ve yerel yönetimler, medya ve kamuoyu, kadın cinayetlerini önlemek üzere harekete geçmeye, Kadın Cinayetleri Acil Eylem Planı’nı hayata geçirmeye çağrılacak.

X