Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Kaç fırın ekmek?

    Hürriyet Haber
    12 Mart 2005 - 00:00Son Güncelleme : 12 Mart 2005 - 00:01

    AVRUPA Birliği (AB) ile daha müzakerelere başlamadık ama ‘Avrupa Birliği üyesi olmanın gereklerini’ günlük yaşamımızda hissetmeye başladık.Başladık derken daha işin başında olduğumuzu söylüyoruz. Bunun çok uzun süreceğini ve bizi birçok davranışımızı değiştirmeye zorlayacağını da biliyoruz.Böyle olmasını biz istedik. Hem AB üyeliğine talip olup hem de o dünyanın beklentisinden farklı şeyler yapma hakkımız yok.Yok ise, o zaman polisin kadın göstericilere meydan dayağı atmaya hakkı olmadığını da bilmemiz gerek.Avrupa Birliği’nin bir organı Avrupa Parlamentosu, 6 Mart günü İstanbul’daki Beyazıt Meydanı’nda cereyan eden pataklama olayı nedeniyle Türkiye’yi kınadı ve gösteri yürüyüşü yapan -bu arada ihtimal polisi tahrik ve tahkir edici sloganlar atan- kadınları coplayan, tekmeleyen polislerin saptanarak cezalandırılmalarını istedi.Gerçi dün yapılan açıklamaya göre kadınlara kaba muamele eden üç polis memuru belirlenmiş ama... Biz ne kadın dövenlerin sayısının 3’ten ibaret olduğuna inanıyoruz ne de bu üç polisin gerçek fail olduklarına. Nedeni basit:Polislerin hepsi üniformalı, hepsi miğferli ve hepsi birbirinin aynı... Nasıl bileceksiniz kimin gerçek fail olduğunu? Hangi kamera kaydı yeterli bir kanıt teşkil edebilir?Dayak atan üniformalı polisi daha önceden şahsen tanımayan insan (hele olay sırasında o polisi sadece birkaç saniye gören kimse) ‘Bana vuran şu memur idi’ diyebilir mi?Zaten bizdeki düzenlemenin amacı failin bulunması değil bulunmamasıdır.Bu noktaya değinmemizin nedeni var:Anımsayacaksınız... Özellikle 1980’li yılların sonlarında polisler, toplumsal olayları izleyen gazetecileri her fırsatta copla, tekmeyle döverdi. Biz gazeteciler ilgililere şikáyet eder ama sonuç alamazdık. Çünkü polis zaten onların verdiği emri yapardı. Failleri teşhis etmek zordu; çünkü üniformalı polisin kimliğini belirlemeye yarayan madeni numara küçüktü ve omuzdaydı.Polis üniformalarının değiştirileceği 1990’lı yılların ortalarında, o zamanki Emniyet Genel Müdürü’ne Basın Konseyi olarak bir öneri götürdük. ‘Omuzdaki numaraların, iki üç metre uzaktan okunabilecek büyüklükte madeni numaralara dönüştürülmesini ve üniformanın göğsüne takılmasını’ istedik. Gerekçe olarak da, ‘Bu yüzden tanınacağını bilen polis, yetkisini yasalara aykırı şekilde kullanmamaya zorlanır. Hukuk devleti polisi olur’ dedik. Gelişmiş demokrasilerde bunun böyle olduğunu örneklerle anlattık. Neticede üniformaların omzundaki madeni numara oradan alındı, omzun dışına aktarıldı. Numara madeni olmaktan çıktı, yaldızlı bir iplikle işlendi. O ipliğin yaldızı polis memuru tarafından tırnakla kazınınca hem numara var demek mümkün oldu hem de o numarayı okuma olanağı hiç kalmadı. Böylece amirlerin, polislere emir verip her türlü kabalığı yaptırmaları kolaylaştı.Görüyorsunuz, AB üyeliği için daha kaç fırın ekmek yememiz lazım.
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı