Gündem Haberleri

GÜNDEM

    ‘Kaç’ diyen, Ataç

    Hürriyet Haber
    29 Eylül 1998 - 00:00Son Güncelleme : 29 Eylül 1998 - 00:01

    Alaattin Çakıcı'yı polisin elinden kurtaran ihbarı ne Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın, ne de İçişleri eski Bakanı Meral Akşener'in yapmadığı ortaya çıktı. ‘Kaç’ ihbarını, Çakıcı'ya kırmızı pasaport da sağlayan MİT'teki olay isim Yavuz Ataç'ın, başkaları aracılığıyla yaptığı anlaşıldı.

    Her şey Alaattin Çakıcı'ın 1 Mayıs 1997 akşamı Flash TV'nin canlı yayınına katılıp, o tarihte Refah-Yol Hükümeti'nin Dışişleri Bakanı olan DYP lideri Tansu Çiller ve eşi Özer Çiller'e ağır ithamlarda bulunmasıyla başladı.

    Daha önce Çillerler ile çok iyi ilişkileri olan Çakıcı'nın Flash TV'de Özer Çiller'in bir banka özelleştirmesinden 20 milyon dolar aldığını iddia etmesi, DYP çevrelerinde infial yarattı. Ertesi günü Flash TV'nin İstanbul Beyoğlu'ndaki merkezi DYP yanlısı silahlı kişilerce basıldı. Baskını, 3 Mayıs akşamı Flash TV'nin Bursa'daki merkezinin Ulaştırma Bakanlığı tarafından mühürlenmesi olayı izledi. DYP çevreleri kızgındı. Genel Başkanlarına zarar veren Çakıcı'nın susturulmasını istiyorlardı. Tansu Çiller'in talimatıyla bu görevi üstlenen kişi, icraatı ile bütün şimşekleri üzerine çeken İçişleri Bakanı Meral Akşener oldu. Akşener, mayıs ayından itibaren Çakıcı'nın yakalanmasına dönük büyük bir seferberlik başlattı.

    BULUN EMRİ

    İçişleri Bakanı'nın bu amaçla sık sık bir araya geldiği iki kişi vardı: Daha sonra Köstebek skandalıyla ünlenen Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ve MİT'in kontrterör merkezi yöneticisi Mehmet Eymür...

    Akşener'in verdiği talimat kesindi:

    ‘‘Ne yapıp yapıp Çakıcı'yı yakalayacaksınız.’’

    MİT Müsteşarlığı ve Emniyet İstihbaratı bu talimat doğrultusunda yoğun bir çalışmaya giriştiler.

    MİT, Çakıcı'nın ABD'de bulunduğunu biliyordu. Ancak bulunduğu yere ilişkin nokta saptaması yapamamıştı. Bu saptama, bir tesadüf sonucu öğrenen Emniyet istihbaratı tarafından yapıldı. Emniyet'in duyumuna göre, Çakıcı New York'un kuzeyindeki Long Island'da Orhan Gülersoy adlı bir Türk'ün işlettiği benzin istasyonunda saklanıyordu. Bu istihbarat duyumunun ardından sıra Çakıcı'yı yakalayacak ekibin oluşturulmasına geldi.

    Hazırlıklar yürütülürken, Türkiye, tarihinin en ağır rejim bunalımlarından birini yaşıyordu. Refahyol Hükümeti gensorularla zorlanıyor, sivil toplum kuruluşları hükümeti istifaya davet ediyor, Genelkurmay brifingleri sürerken, DYP'den kopmalar birbirini izliyordu.

    İşte bu sıkışık konjonktürle Çakıcı operasyonu iç içe geçti.

    ‘AVCI’ HAZIR

    Çakıcı'yı yakalayacak ekibin başına İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi'nin mafyayla mücadelede isim yapmış ve adı ‘Avcı’ya çıkmış başkomiser Şentürk Demiral getirildi. Demiral'ın yanına Ankara'da Interpol Daire Başkanlığı'nda görevli bir komiser verildi.

    Tam bu sırada Refahyol Hükümeti yıkıldı. Başbakan Necmettin Erbakan, 18 Haziran 1997 tarihinde istifasını verdi. Ertesi gün Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti kurma görevini ANAP lideri Mesut Yılmaz'a verdi.

    Çakıcı ekibinin ABD'ye hareket etmesi, işte Yılmaz'ın hükümeti kurma çalışmalarını sürdürdüğü haziran ayının son günlerine rastladı. Şentürk Demiral, beraberinde Interpol'ün Çakıcı'nın yakalanmasına ilişkin kırmızı bülten olduğu halde ABD'ye hareket etti. Demiral, New York'a ayak bastıktan sonra Long Island'da verilen adresi gözetlemeye aldı. İstihbarat doğru çıkmıştı. Çakıcı, her gün düzenli olarak benzin istasyonuna geliyordu. İş, ABD makamlarıyla işbirliği yaparak Çakıcı'yı yakalamaya kalmıştı.

    Demiral, ABD polisine başvurarak Çakıcı ile ilgili bülteni iletti ve yakalanmasını istedi. Amerikan polisinin yanıtı şu oldu:

    ‘‘Çakıcı'yı yakalamamız iş değil. Ancak ABD'de suç işlemediği için kendisini en çok 24 saat gözetimde tutabiliriz. İade amaçlı olarak tutuklayabilmemiz için Amerikan mahkemesinden karar çıkartmanız gerekiyor.’’

    TATSIZ SÜRPRİZ

    Amerikan polisi, Çakıcı'yı yakalayabilmek için kırmızı bülteni yeterli görmüyordu. Mahkeme işleminin başlatılabilmesi için Türkiye'den Çakıcı'nın suç dosyalarının getirilmesi gerekti.

    Demiral, Çakıcı'yı gözetlemeyi sürdürüyordu. Hedefe yaklaşmıştı. Ancak hukuki prosedürün uzaması karşısında Çakıcı'yı gözetlemek dışında elinden hiçbir iş gelmiyordu.

    Beklenen dosyalar geldi. Ancak bu kez Amerikan makamları, Ankara'dan gelen belgeleri eksik buldular, çeviri ile ilgili tereddütler belirttiler.

    Demiral, yeniden Ankara'yı aradı. İşlemler bu şekilde uzarken, Demiral'ın yurtdışında görevlendirme onayının süresi bitti. Operasyonu sürdürebilmesi için onayının uzatılması gerekiyordu.

    Bu sırada Yılmaz hükümetini kurmuş, ancak henüz TBMM'den güvenoyu almamıştı. Demiral'ın onayını uzatan kişi yeni koalisyon hükümetinin henüz güvenoyu almamış olan İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu oldu.

    Demiral kalış süresini uzatmıştı; ancak evraklar Amerikan makamlarıyla Ankara arasında gidip gelirken tatsız bir sürprizle karşılaştı:

    Uzaktan gözetim altında tuttuğu Alaattin Çakıcı birden kayıplara karıştı.

    Çakıcı, Ankara'dan gelen bir telefonla polisin peşinde olduğunu öğrenmiş ve ABD'yi terk etmişti. Sonradan Çakıcı'nın Kanada'ya kaçtığı ortaya çıkacaktı. ABD makamlarıyla yılan hikayesine dönen hukuki işlemlerin de hiçbir anlamı kalmamıştı. Demiral, yakalama menziline girdiği Çakıcı'yı elinden kaçırmıştı.

    İHBARCI KİM?

    Çakıcı'ya yakalanacağını haber veren kimdi?

    Eyüp Aşık mı, yoksa Meral Akşener mi?

    Ankara'daki duyumlara göre her ikisi de değildi. Özellikle Çakıcı'nın yakalanmasına dönük harekatı başlatan Akşener'in böyle bir girişimde bulunmuş olması hiç düşünülemezdi. Sonradan alınan duyumlar, köstebeğin MİT operasyon bölümü yöneticilerinden Yavuz Ataç olduğuna işaret ediyordu.

    Eymür, Çakıcı hakkında yürütülen hazırlıklardan Müsteşar Sönmez Köksal'ı da haberdar etmişti. Köksal ise bilgiyi Operasyon Başkanlığı'nda Avrupa'dan Sorumlu Daire Başkanı olan Yavuz Ataç'a iletmişti.

    Ataç, Çakıcı ile doğrudan temas etmemiş, aracılarla ‘kaç’ haberi göndermişti. Ataç'ın Çakıcı'ya kırmızı pasaport veren kişi olduğu daha sonra anlaşıldı. Nitekim, Washington'dan Türkiye'ye çağrılarak MİT'te kızağa alınan Mehmet Eymür'ün karısı Janset Eymür de 23 Ağustos 1998 tarihinde Hürriyet'e yolladığı olay mektupta, aynı adresi göstermişti. Janset Eymür, kocasının bilgisi dahilinde yaptığı anlaşılan bu mektupta şöyle demişti:

    ‘‘Yavuz Ataç, Çakıcı'ya bilgi aktaran yeraltı dünyasının MİT'teki temsilcisidir...’’






    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı