Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kabak çiçeği açılımı

KÜRT açılımı, iktidar, MHP-CHP muhalefeti ve DTP’nin siyasetlerinin bütünü olarak, “kabak çiçeği açılımı” haline geldi. Kimse alınmasın diye, tabirin anlamını hatırlatalım; “kabak çiçeği gibi açılmak”, aniden ve çiğ, sakil biçimde açılmak anlamında kullanılır.

Kürtler, haklı olarak, “Ne anideni? Bu, on yılların sorunu ve on yılların mücadelesi” diye karşı çıkabilir. “Aniden”den ve “çiğ biçimde”likten kastettiğim o değil, kastettiğim, Kürt meselesinin çözümünün demokratik çerçeveye taşınması sürecindeki tutum ve anlayışları.

DTP ZEDELİYOR

Kusura bakmasınlar ama, görebildiğim kadarıyla, DTP’lilerin demokratikleşmeden anladıkları, öncelikle silahlı mücadelelerine “demokratik” saygınlık kazandırma şeklinde tezahür ediyor. Silahlı siyasal mücadelenin demokratik çerçeveye taşınmasının anlamı bu değildir. Silahlı siyasal mücadelenin, bir günden öbürüne “silahlara veda” etmesinin şartlarını oluşturmak zordur, ama bu şartları oluşturmak tüm tarafların çabası ile mümkün olur. Silahlı mücadelenin ve liderinin itibarının (nasıl olacaksa) iade edilmesi ile değil. Bunu, silahlı siyasal mücadeleleri çıkar yol olarak görmemekle birlikte, “terör” diye adlandırmaktan sonuna kadar kaçınan biri olarak söylüyorum. İkide bir silahlı mücadeleye, örgütüne, liderine gönderme yaparak demokratik zeminde yol alınamaz. DTP, bu yol ile iktidarın açmaya çalıştığı demokratik alanın itibarını zedelemekten başka bir şey yapmıyor.

ÖNGÖRÜSÜZLÜK

İktidarın “çözüm”den ne anladığı ve ne kastettiğinin belirsizliğini korumasının, Kürtler açısından, “oyalamak, geçiştirmek” olarak algılanmasını anlamak mümkün. Ancak buna tepkinin demokratik imkanları zora sokmak siyaseti olarak tezahür etmemesi gerekirdi. Diğer taraftan, MHP-CHP muhalefetinin, “iktidarı PKK ile işbirliği yapmak”la itham siyasetinin, demokratik alanda sorun çözmeyi imkânsız hale getirmekten başka işe yaramadığı da kesin.

Bu sahnenin ortasında, iktidarın açılım siyasetinin en büyük sorunu ise “işi hafife almak” oldu. İktidarın başından beri tavrı, “kimse çözmedi, ben çözerim” iddiasını, gerçeklik yerine koyup, konunun ne kadar çetrefilli olduğunu görmezden gelmiş olması ile belirlendi. Bu tavrın sonu öngörüsüzlük ve krizi yönetme kabiliyetini yitirmek oldu. Şimdi bu tavır, sadece Kürt meselesi değil, birçok başka konuda olduğu gibi, “yönetemedikçe öfkelenmek” şeklinde tezahür ediyor.

Başbakan’ın, köşe yazarlarını “terörü kışkırtmakla”suçlaması, CHP, MHP, DTP, tüm taraflara esip savurup, iktidar siyasetinin de bir noktada yanlış yapmış olabileceği ihtimalini hiç dikkate almaması, yönetme zaafını büyütmekten başka işe yaramayacak. Bu tavrın, zamanında, bir Maarif nazırının “Okullar olmasa nezareti ne iyi yönetirdim” demesinden farkı yok. DTP; MHP, CHP, köşe yazarları, aklı silahlı mücadeleye yatan Kürt vatandaş, “Kürt’ü düşman gören başka vatandaş”, yirmi yıllık kirli savaş, savaşın yarattığı doğal tepkiler, bu tepkilerden nemalanmak isteyenler ve daha fazlası olmasa Kürt meselesi tabii daha kolay çözülürdü.

ONUN ADI BAŞKA

Ama siyasette, her şeyi sıfırlamak mümkün değildir, sıfırlamak mümkün değilse, susturmak suretiyle sıfırlamaya da demokratik çözüm demiyoruz, onun adı başka. Demokratik siyaset, çatışmaları sindirmeden yönetmek işidir. Sorun hep buydu, demokratikleşme adına yola çıkan iktidar siyasetin sorunu hâlâ bu. 

X