Gündem Haberleri

    Kár-zarar analizi

    Sedat ERGİN yazıyor
    01.04.2004 - 22:09 | Son Güncelleme:

    Annan Planı’nın 3. taslağı ile 4. nihai metin arasında ne gibi farklar var? Türk tarafı istediği iyileştirmeleri ne ölçüde metne koydurabildi? Rum tarafı kendi açısından ne gibi artılar elde etti? Bu soruların yanıtlarını şöyle irdeleyebiliriz:

    Senatörlerde Türk-Rum sayısal eşitliği

    ANNAN Planı’nın 26 Şubat 2003 tarihinde masaya konulan üçüncü şeklinin Türk tarafı açısından en sakıncalı bölümlerinden biri, 48 sandalyeli Senato’da taraflar arasındaki sayısal eşitliğin iki toplum değil, iki oluşturucu devlet arasında tanımlanmış olmasıydı.

    Görünüşte iki taraf arasında 24-24 eşitlik var gibi gözükse de, uzun dönemde sayısal eşitlik Rumlar lehine bozulacaktı. Çünkü, Türk oluşturucu devlete belli kotalar içinde yerleşecek olan Rumlar, belli bir süre içinde seçme ve seçilme haklarını, bu çerçevede senatör seçilebilme ehliyetini de kazanacaklardı. Bu durumda zamanla Senato’daki sayısal üstünlüğün Rumlara geçmesi kaçınılmazdı.

    Türk tarafı, BM’ye ilettiği listede bu sakıncayı bertaraf etmek için senatörlerin etnik temeller üzerinde iki toplumluluk esasına göre dağıtılmasını, yani Senato’nun 24 Türk ve 24 Rum üyeden oluşmasını istedi. Bu talep kabul gördü ve metne ‘Senato, eşit sayıda Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk senatörden oluşur’ ifadesiyle girdi. Bu ekleme, Türk tarafının pazarlıktaki en stratejik kazançlarından birini oluşturuyor.

    Senato’daki veto yetkisinin kuvvetlenmesi

    ÜÇÜNCÜ taslak, Senato’daki karar alma mekanizmasının işleyişinde şu sistemi getirmişti: Karar alınabilmesi için basit çoğunluk yeterli oluyor, ancak ayrı ayrı her iki tarafın senatörlerinin dörtte birinin karara katılması şartı aranıyordu.

    Bu durumda Türk oluşturucu devletini temsil eden 24 senatörden 6’sının Rum tarafının getirdiği bir karar tasarısına olumlu oy kullanması, kararın geçmesi için yeterli oluyordu. Bir başka deyişle, Türk senatörler arasında görüş ayrılığı çıkması ve Türk bölgesinden küçük bir partinin 6 senatörünün topluca Rumlarla birlikte davranması halinde Türk çoğunluk (örneğin 18 senatör) bu kararı engelleyebilecek bir anayasal araçtan yoksun kalıyordu.

    Türk tarafı, bu sakıncayı gidermek için BM’nin geçmişte hazırladığı muhtelif çözüm planlarında emsalleri olduğu (ve 1960 Anayasası) üzere karar yeterliği için 24 Türk senatörden 6’sının değil, en az 13’ünün lehte oy kullanması koşulunun getirilmesini istedi. Ancak bu talep müzakereler sırasında kabul görmedi. Bu durumda, Senato’daki Türk çoğunluğun Rumların herhangi bir karar tasarısını tehlikeli görüp engellemek istemesi halinde, büyük bir uyum içinde davranması gerekecek. Bir anlamda veto yetkisinin işleyebilmesi için toplam 24 üyeden 19’unun birlikte hareket etmesi şart.Buna karşılık aynı mekanizma teorik olarak ters yönden Türk tarafının lehine de işleyebilir. Şöyle ki; 24 Türk üye topluca hareket ederek bir karar tasarısı sunar ve Rum tarafından 6 senatör Türk tarafıyla birlikte haraket ederse, bu karar da rahatlıkla kabul edilir.

    Konsey’deki Türk üyeleri kim seçecek

    ÜÇÜNCÜ taslak, Başkanlık Konseyi üyelerinin Senato içinden seçilmesini öngörürken şu düzenlemeyi getiriyordu:

    A) Konsey üyeleri Senato tarafından özel çoğunlukla seçilir. Özel çoğunluk, Senato’daki her iki kanadın da en az beşte ikisinin oyunu zorunlu kılıyor. Yani, en az 10 Rum ve en az 10 Türk senatörün bu seçime katılması gerekiyor. B) İkinci aşamada 48 üyeden 12’sinin Türk, 36’sının Rum olduğu alt meclis, yani Temsilciler Meclisi’nin çoğunluğu tarafından onaylanıyor. Burada getirilen seçim mekanizması, Rumları da Başkanlık Konseyi’nin Türk üyelerinin seçiminde belli ölçülerde söz sahibi yapıyor. Teorik olarak özellikle Senato’da Türk üyelerin bu oylamada kendi aralarında anlaşmazlığa düşmeleri halinde Rumların belirleyici olabilmelerine kapıyı aralıyor.

    Örneğin, nitelikli oylamada 10 Türk senatörün Rumlarla birlikte hareket etmesi halinde Senato’daki Türk çoğunluğun istediği kişileri seçebilmesinin önü kesilebilir.

    İşte, ileride ortaya çıkabilecek bu gibi olumsuzlukları gidermek üzere Türk tarafı, Türk üyelerin yalnızca Türk parlamenterler arasından seçilmesini talep ediyordu. Bu talep kabul görmedi ve muhtelif görüşmelerde ‘Kendinize güvenmiyor musunuz?’ yanıtı verildi.

    Haritadaki sınır düz çizgi haline gelmedi

    TÜRK tarafının önemli bir şikayeti, Annan Planı’nda getirilen haritada Türk ve Rum oluşturucu devletlerini ayıran sınır çizgisinin girintili çıkıntılı olmasıydı.Sınır çizgisi, bir elin parmakları gibi Türk tarafına doğru birden çok girme yapıyor. Bu durum, girmelerin arasında kalan Türk köylerinin birbirleriyle bağlantılarının kısmen kesilmesine yol açıyor. Bu girmeler nedeniyle Rum bölgesi Türk bölgesindeki Magosa-Lefkoşa karayolunu tam üç noktada kesip, yukarı doğru uzanıyor. BM, çözüm olarak Türk tarafının kontrolündeki karayolunun Rum bölgesi tarafından kesildiği aralıklarda alt geçit ya da üst geçitler yapmayı planlıyor.

    Bunun sonucu Magosa’dan otomobiliyle yola çıkan bir sürücü, Lefkoşa’ya kadar olan yaklaşık 60 kilometrelik yolu katedebilmek için en az üç kez Rum topraklarının ya altından ya da üstünden geçmek zorunda kalacak. Türk tarafı, müzakereler sırasında bu girinti ve çıkıntıların düzeltilerek sınırın mümkün olduğunca düz bir çizgi haline getirilmesini istedi. Ancak bu talebin karşılanması mümkün olmadı. Bunun muhtelif nedenleri var: Birincisi, KKTC’ye kalacak yüzde 28.6’lık toprak oranını tutturabilmek bir yer geri alınırsa, karşılığında başka bir yerin Rumlar’a verilecek olması. Ancak, bunu mümkün kılacak fazla bir alan derinliği yok. Ayrıca, bu yola gidilirse eskiden beri Türk yerleşim bölgesi olan bazı köylerin Rum bölgesine bırakılması gerekebilir. Bir başka deyişle, bu talebin karşılanabilmesi pratik açılardan kolay değildi.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı