Jeton

Mümtaz SOYSAL
Haberin Devamı

Öyle olaylar vardır ki, evlat acısı gibi içine oturur insanın. Andıkça, yüreğiniz cız eder.

Teletaş'ın kaybı bunlardan biridir.

Çünkü, haberleşme sanayii gibi çağın en kritik etkinlik alanında kendi teknolojisini üretmeye başlamış bir kuruluşun elden çıkarılıp başkalarına hizmet eder duruma düşürülmesi unutulacak olay değildir.

‘‘Ne olmuş Teletaş'a? Alcatel Teletaş olarak yine ayakta; başarı haberlerini hep duyuyoruz'' diyenler çıkabilir. Düşünülmez ki, sevinç uyandırır diye yayılmak istenen o çeşit haberler aslında iç sızlatır.

Tabii, kendi teknolojinizle ön saflarda yarışma bakımından içinizde birazcık hırs kalmışsa.

Son haber, Alcatel Grubu'nun ankesörlü telefon üretimini Türkiye'ye kaydırma kararıdır.

Vaktiyle yüzde yüz ulusal bir kuruluş olan Teletaş, artık sermayesinin büyük bölümü Alcatel'in elinde olan bir yan kuruluş. Merkezi Fransa'da bulunan ana şirket ankesörlü telefon konusundaki tasarım, araştırma-geliştirme, üretim ve pazarlama çalışmalarını Türkiye'deki uzantısına devrediyormuş.

Bir bayram, bir bayram ki sormayın. Müjdeyi Türk halkına duyurmak için müthiş bir çırpınma.

Dünyadaki telefonların yüzde 2'ye yakını ankesörlüymüş ve Alcatel yıllık bir milyon civarındaki gereksinimin yüzde 10'unu Türkiye'den karşılayacakmış.

Ankesörlü, yani deliğinden para ya da jeton atılan kumbaralı telefon.

Bütün marifetinin nihayet mekanik bir düzenden ibaret olduğunu telefon kabinlerindeki yumruklarla çoktan öğrenmiş olmalısınız. İyisi tıkır tıkır çalışır, kötüsü para yuttukça insanı çıldırtır.

İyisini yapmak atla deve değildir; çok ince teknoloji istemez. Asıl marifet, jeton düştükten sonraki kısımda, yani telefonun kendi teknolojisindedir. O konudaki çalışmalar ise, artık uzaklarda, ana şirketin Fransa, Belçika ve Hollanda'daki laboratuvarlarında yapılıyor.

Birkaç yıl için oralara götürülen ve konunun inceliklerini öğrenmeden geri gönderilen Türk mühendislerinin de katkısıyla.

Kimse, teknolojisinin sırlarını kaptırmak istemez. Türkiye'nin bu alanda yetişen beyin gücü ise, artık yabancı çarkların dişlisi durumundadır.

Oysa, önce ‘‘know-how'' katkısı olur diye hisselerinin yüzde 18'i, sonra da nasıl tezgâhlandığı hâlâ bilinmeyen oyunlarla yüzde 65'i kaptırılmadan önce, Teletaş'ın kendisi dünyanın telekomünikasyon devleri arasına girmeye aday bir kuruluştu. TÜBİTAK'ın yobazlar eline geçtiği dönemdeki tasfiyeyle kapı önüne konan yetenekli elektronik mühendisleri bu kuruluşa girince, Türkiye'nin önünde teknolojik sıçrama yapma olanakları da açılmış, başarılar ortaya çıkmaya başlamıştı.

Alcatel, bu altın yumurtlayacak tavuğun peşine tam o sırada düştü.

Daha doğrusu, inançsız küreselleşmeciler, böyle bir kuruluşa kamu desteği ve katkısı sağlamak yerine, birkaç milyon dolarlık geçici gelir uğruna Türkiye'nin gözbebeği olabilecek bir kurumu yabancılara peşkeş çektiler.

Böylece küreselleşme trenine binilmiş oldu.

Lokomotif olmak ya da birinci mevki vagona binmek yerine, üçüncü mevkide, hatta furgonda gitmek koşuluyla.

Ama, yeni hükümete de yamanmayı becermiş eski satışçıların son beyanlarından da öğreniyoruz ki, bu aptallığın jetonu henüz düşmüş değildir.

Yazarın Tüm Yazıları