Gündem Haberleri

    Jeep'in Peri Bacaları'yla dansı

    Aslan BATUR
    03.10.2007 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Off-road denildiğinde akla ilk gelen ve insanların 4x4 demek yerine markanın adını telaffuz etmeyi tercih ettiği efsane üretici Jeep, dünyada eşi bulunmayan 'Peri Bacaları Kasabası' Kapadokya'da düzenleği Jeep Trek organizasyonla ürettiği modellerin asfalttan çıkınca neler yapabildiğini birebir yaşamamızı sağladı.

    Kapadokya'daki bu organizasyona damgasını vuran ise üç gün boyunca büyük kısmı kum ve kayalık yollardan oluşan 250 kilometrelik test parkurunda, havalandırma sisteminin filtrelerini kullanılmaz hale getiren toz ve aklımızdan çıkmayan akrep korkusu oldu.

    65 yıldır ürettiği arazi araçları ile off-road dünyasında çok önemli bir yer edinen Jeep, dünyanın birçok bölgesinde zorlu arazi koşullarında düzenlediği 'Jeep Trek' organizasyonunu ikinci kez Türkiye'de gerçekleştirdi. Amerika dışında Mısır, Belçika, Japonya, Avusturya, İsviçre ve Almanya'da da düzenlenen Jeep Trek Türkiye'de ilk olarak 2003 yılında Antalya'da gerçekleştirilmişti. İkinci organizasyon içinse, dünyada eşi benzeri bulunmayan peri bacaları kenti Kapadokya seçilmiş.

    İstanbul'dan Kayseri Havaalanına indiğimizde bizi, dağlara taşlara vuracak Jeep Patriot, Commander ve Compass üçlüsünden oluşan dört tekerlekliler süvarisi karşıladı. Her ne kadar hemen bir tanesini kapıp içine otursam da, gezi boyunca bizlere önderlik edecek olan İrlandalı Duncan (Nam-ı diğer Braveheart) etrafında toplanmamız için bizi yanına çağırdı. Kısa şortu, şapkası, sandaleti, çakısı ve bira göbeği ile kampçı kimliğini vücudunun her detayında sergileyen Duncan'ın Braveheart lakabını almasının nedeni de enteresan. Duncan'ın, baş rolünü Mel Gibson'un üstlendiği Cesur Yürek filminin çekim yerlerinin belirlenmesinde görev alması, sanırım onun tecrübesi hakkında yeterli fikri veriyor. Anlaşılması zor İrlanda aksanlı İngilizcesi ile 3 gün boyunca genel olarak uymamızı istediği kuralları sıraladıktan sonra, tüm geziye damgasını vuran şu sözler dudaklarından döküldü: "Arkadaşlar sizden önceki gruptan bir kişinin ayağını akrep soktu. Lütfen kıyafelerinizi ve ayakkabınızı giymeden önce çok dikkatli olun."

    YORGUNLUK AKREPİ UNUTTURDU

    Beynimizde çınlayan bu sözlerle Jeep'in yeni modeli Patriot'a atlayarak, otele gitmek için bile 2 saat sürecek olan hafif arazi maceramıza start verdik. Kompakt boyutlarına rağmen oldukça geniş bir iç mekana sahip olan Patriot, önden bakıldığında yuvarlak farları ve 7 şeritli Jeep ızgarası ile klasik bir havaya sahip olmasına rağmen, alçak yapısı ile çok sportif duruyor. Kullanıcılarının büyük bir kısmının cadde kullanıcısı olacağı düşünülerek tasarlanmasına rağmen çoğu 4x4'ün geçmeye cesaret edemeyeceği yollarda zorlanmadan ilerleyen Patriot, yenilikçi CVT şanzımanı ile de uzun yolda çok konforlu yolculuklara olanak tanıyor. Otele varıp akşam yemeğimizi yedikten sonra uyku vakti gelmişti ancak herkesin aklında hala akrep korkusu vardı. Odayı ve yatağı iyice kontrol ettikten sonra yatağa uzandığımda yorgunluktan akrep korkusu artık benim için bir anlam ifade etmiyordu.

    10 SAATTE 100 KİLOMETRE

    Ertesi gün uyandığımda ise büyük günün gelmiş olması kalp ritmimi biraz daha hızlandırmıştı. Çünkü 100 kilometrelik gerçek off-road etabını 10 saatte bitirecektik. Otelin kapısına çıktığızda ise bir önceki günden farklı araçlar bizi karşıladı. Off-road için lastikleri değiştirilen Commander, Grand Cherokee ve Wrangler Rubicon modellerinden oluşan 20 araçlık konvoy kanımdaki adrenalin hormonunu arttırmayı başarmıştı. Duncan'ın yaptığı küçük çaplı toplantı sonrasında off-road ile özdeşleşen Rubicon'lardan birini kapmayı başardım. Kumaş tavanı ve takla durumunda aracı adeta kaya gibi sağlam tutan roll-cage'i ile tam bir offroad makinesi olan Rubicon klasik tasarımına rağmen halen dikkat çekmeyi başarıyor. 100 kilometrelik parkurda kanyonların ve peri bacalarının arasından dans edercesine geçen Rubicon, kilitli diferansiyeli sayesinde kayalara bir kertenkele edasıyla tırmandı.

    KUM KABUSUMUZ OLDU

    Ancak bu zorlu görünen kolay yolculukta bizi en çok yıpratan şey toz oldu. Kullandığım aracın sıra numarası nedeni ile arka sıralarda yer alanlardan biri olduğum için öndeki araçların yerden kaldırdığı toza 10 saat boyunca maruz kaldım. Klimanın iç sirkülasyonda olması bile birşey ifade etmiyordu çünkü filtre artık görevini yerine getiremeyecek kadar doluydu. Sonuç olarak kum dolan burnum hafiften kanamaya başlamıştı. Son gün geldiğinde ise Duncan'ın bizi daha fazla yormayacağını söylemişti ancak havaalanına dönüşümüz pek sıradan olmadı. Çünkü asfalattan gidildiği taktirde 45 dakika süren yolu bırakıp kayalık araziden giderek havaalanına tam 4 saatte ulaşmayı başardık.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı