"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Jargon değişti kafayı kuma gömmeyelim

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül hafta sonu Bitlis gezisine davet etmişti... Gül’ün bu gezisi önemliydi... Çünkü Cumhurbaşkanı’nın “güneydoğu ya da Kürt sorunu”yla ilgili çalışmalarını başından beri takip ediyordum... Bu da kilit bir geziydi...

Ama gidemedim... Çünkü yola çıkacağımız gece ciddi bir zehirlenme geçirdim... Uçaktaki 8 C numaralı koltuk boş kaldı... Neyse ki Basın Müşaviri Ahmet Sever boş kalan koltuğu benim için doldurdu...
Şimdi Cumhurbaşkanı’nın uçağında boş kalan 8-C koltuğumdan tarihi mesajları iletebilirim:
EN ÖNEMLİ MESELE “Başımızı kuma gömmeyelim. Gerçeklere bakalım. Bugün Türkiye’nin en önemli meselesi budur. Bunu bilerek hareket ediyorum. Bu olay zihnimin en önemli bölümünü işgal ediyor. Bütün çabamız çözümdür.
MUHALEFETE Şu anda tartışmalardan memnunum. Tartışmaların seyri iyi gidiyor. Bakış açılarını görüyorsunuz. Bakış açıları değişti. Muhalefetle daha önce görüştüm. Gerekirse yine görüşürüm. Çünkü bu hepimizin meselesidir.
ÜSLUP DEĞİŞTİ Bakın bugün kullanılan kelimeler geçmişe göre nasıl değişti. En önemlisi jargon değişti. Bütün bunların farkında olmak gerekiyor. Bu değişimi /images/100/0x0/55eafa9bf018fbb8f8a31353görmek gerekiyor.
SAYGI ESASTIR Çözüm için karşılıklı saygı çok önemlidir. Çünkü saygı sevgiyi doğurur. Daha da önemlisi şefkati doğurur. Aidiyet duygusunu pekiştirir.
Farklı kimlikler farklı kültürler karşılıklı saygıyla, sevgiyle bir arada olur.
HEPSİ ZENGİNLİĞİMİZ Bakın Ahlat’a gittik. Selçuklu bizim zenginliğimiz değil mi? Van’daki Akdamar Ermeni Kilisesi bizim zenginliğimiz değil mi? Bizans eserleri bizim değil mi? Elbette Kürt kültürü de varlıkları da bizim zenginliğimizdir...”
Gül iki yıldır cumhurbaşkanı. Birçok gezisine katıldım. Ve şimdi çok iyi biliyorum ki, cumhurbaşkanlığı döneminde en büyük enerjisini bu meseleye ayırmış durumda...
Tarih bu çabaları elbette hatırlayacaktır...
Ben öyle bir dokunuşta “sihirli bir çözüm” beklemiyorum. Ama en azından artık biliyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti en üst makamında “açıklık”, “özgürlük” ekseninde bir çözüm arayışı başlatılmıştır.
KAPIYI GÜL AÇTI
Bu bile yeterlidir. Devletin o ağır çerçevesi içinde hiçbir zaman konuşulamayan şeyler bugün konuşulmaktadır. Bu kapıyı Cumhurbaşkanı olarak Gül açmıştır...
Bu yüzden boş bırakmak zorunda kaldığım 8-C numaralı koltukta verilen mesajları önemsiyorum.
Cumhurbaşkanı eğer, “Jargon değişti” diyorsa... Türkiye önemli bir yol almaktadır.
Eğer bir de silahlar bırakılırsa...

İKİNCİ YAZI

Sıra ‘Sivil Cesaret’te gözler bu MGK’da

EĞER bir son dakika gelişmesi olmazsa, aylardır konuşulan “tarihi açılım” Ağustos’ta yapılacak MGK’da gündeme geliyor...
Bu önemli...
Önemli, çünkü devletin zirvesi “açılımın” çerçevesini çizmek için konuşmaya başlıyor.
Evet bu bir başlangıçtır.
Bugüne kadar sorunu yalnızca “terör boyutu”yla algılayan devlet, artık yeni bir boyutun kapısını açmaktadır.
Bu gelişmenin özelliği şudur:
MGK toplantısı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “tarihi fırsat” diye tanımladığı ve “devletin zirvesinde hiç bu kadar uyum olmamıştı” diyerek açıkladığı durumun zirveye yansımasıdır...
OLUMSUZLAR
Uyum ise şudur:
Bugüne kadar birçok defa çözüm için arayış içine giren devlet ya askerlerin ya da başka güvenlik hassasiyetlerinin etkisiyle yeterince özgür tartışamamıştır...
Tam konuşmak için bir kapı aralandığında, şehit haberleri gelmiştir...
Son örnek MİT Müsteşarı Emre Taner’in hazırladığı ve kamuoyunda, “dağdan indirme planı” diye bilinen çalışmadır...
O dönem çalışma devletin zirvesine gelmiştir...
Başbakan Erdoğan ve Gül olaya sıcak bakmıştır. Ama dönemin Cumhurbaşkanı Sezer ve Genelkurmay “olumsuz” tavır alınca proje rafa kalkmıştır...
DURUM FARKLI
Evet şimdi durum farklı...
Çünkü o dönem projeye sıcak bakan Gül şimdi cumhurbaşkanıdır... Başbakan Erdoğan açılımı destekliyor...
Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ ise Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmada, “Türkiye halkı” tanımını getiriyor.
İşte “uyum” bu noktadadır. Elbette bu durum MGK üyelerinin tümüyle aynı şeyi düşündüğü anlamına gelmez.
Ama en azından ortak bir zeminde konuşma çizgisine gelindiğini gösterir.
Mesele Cumhuriyet’i oluşturan tüm unsurların farklılıklarını ifade etme özgürlüğünün ne şekilde sağlanacağı sorusundadır...
GEÇEN 30 YIL
Bu yüzyıl, ideolojilerin değil, farklı kimliklerin ön plana çıktığı ve aidiyet duygularının kuvvetlendiği bir yüzyıldır. Berlin Duvarı yıkıldığından bu yana bu böyledir. Dünya, farklı kimliklerin ayrışma gösterdiği bir dönemi yaşamaktadır.
- Peki Türkiye bu dönemi nasıl yaşayacaktır? Nasıl bir çözüm bulacaktır?
Dünyadaki bu gelişmeyi yalnızca “terör boyutu”yla algılamanın yeterli olmadığı ortadadır...
Bu tespitleri yapınca, yine birkaç yazı önce geliştirdiğim o kavrama geliyoruz...
Sivil cesaret zamanı!...
Evet, askerimiz, polisimiz kahramanlığını ve cesaretini 30 yıldır göstermiştir. Şimdi artık “sivil cesaret” zamanıdır...
Bu anlamda bu MGK toplantısını yalnızca bir “güvenlik toplantısı” ya da “askeri bir zemin” gibi görmek yanlıştır...
İşte bu nedenle diyorum ki;
- Bu MGK toplantısından sonra yapılacak yazılı açıklamanın satır araları çok önemli işaretler verecektir...

ÜÇÜNCÜ YAZI

ABD bu işte nerede/images/100/0x0/55eafa9bf018fbb8f8a31355

GEÇTİĞİMİZ hafta ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, Baykal’a bir ziyaret yaptı...
Üzerinde çok durulmadı...
ABD elçisi neden CHP’yi ziyaret eder? Jefferey “ABD’nin görüşlerini aktardım” diyor... Ardından Baykal partisinin grup toplantısında bir konuşma yapıyor ve özetle diyor ki:
“ABD çekilirken ardında istikrarlı bir Irak bırakmak istiyor.”
Aslında bu söz çok şeyi anlatıyor...
Sıralarsak;
*   Kürt meselesi artık yerel bir mesele değildir. Yıllardır Kuzey Irak diye bir gerçek vardır. Ve Irak’taki güvenlik zafiyeti ABD için önemlidir.
*   Türkiye Kuzey Irak’taki PKK varlığı nedeniyle o bölgeye müdahil olmaktadır.
*   Bu da bölgedeki istikrarı olumsuz etkilemektedir.
*   Bu nedenle PKK’nın silahı bırakması gerekmektedir.
*   Bu da bir projeyle ya açılımla mümkündür...
*   Ancak Türkiye’nin bu açılımı yapabilmesi için yalnızca hükümetin siyasi ağırlığı yetmez. Buna bir devlet projesi ya da bir parlamento ağırlığı vermek gerekmektedir...
*   MHP ipleri kopartmıştır. Bu nedenle CHP kilit parti durumundadır. Çünkü ancak CHP gelişmenin içine katılırsa, parlamento ağırlığı oluşacaktır... Böylece hükümetin eli rahatlayacaktır.
*   Bu nedenle ABD’nin Irak’taki çıkarı ya da istikrar arayışı, Türkiye’nin geliştireceği “açılım” ya da “çözüm projesi”yle doğrudan ilgilidir...
BÜYÜK FOTOĞRAF
Evet bütün bunları alt alta sıralayınca ABD elçisinin Baykal’ı ziyaretindeki büyük fotoğraf ortaya çıkıyor... Dünya artık işte böyle bir zincirin halkaları halindedir. Hiçbir sorun kendi sınırlarınız içinde çözülemiyor... Nasıl New York borsası çökünce dünya sarsılıyor, nasıl Çin hapşırınca Brezilya nezle oluyorsa...
Ekonomide olduğu gibi diplomaside de sınırlar çoktan kalkmıştır artık.../images/100/0x0/55eafa9bf018fbb8f8a31357
İçinize kapanıp, “benim meselem” diyemiyorsunuz...
Diyemezsiniz. Boşuna kızmayın...

DÖRDÜNCÜ YAZI

Gözüm orada

GEÇEN hafta, Gümüşlük’te “Güneşin battığı yeri kazıyorlar” diye uyarmıştım... Latife Tekin’in kurduğu Gümüşlük Akademisi, bunun için bir mücadele veriyor...
Bir romancı, bir oyuncu, tarih için, doğa için herkesi göreve çağırıyor.
Zuhal Olcay’ın “yapmayın amcalar” dediği o birileri, kazılar yaptırıyor.
Amaç, sit alanını, birinci dereceden üçüncü dereceye indirtmek.
Böylece, dünyanın en güzel güneşinin battığı bu tarihi beldeyi yapılaşmaya açacaklar...
İddia bu... Dilden dile dolaşan söylenti bu... Yazım üzerine Turizm Bakanı Ertuğrul Günay devreye girdi.../images/100/0x0/55eafa9bf018fbb8f8a31359
Açıkça söylediği şey şu:
- Yazınızı okur okumaz, oraya ekipler gönderdim. Her şeyi inceliyorlar. Gelecek rapora göre gereğini yapacağım. Gözüm Gümüşlük’ün üstünde... Ertuğrul Günay’ı 20 yıldır tanırım ve vicdanına güvenirim... Bakan duyarlılık gösteriyor. Peki Gümüşlük Belediyesi ne yapıyor? Bu iddiaları inceleyeceğine, o da ekiplerini Gümüşlük Akademisi’ne gönderiyor...
Yani Zuhal Olcay’ın konser verdiği yere. Ve o konserde “amcaları” uyardığı yere... Peki bu ne demek? Bu sorunun da cevabı var... Ama şimdilik şu uyarıyı yapıyorum:
- Bu iş korkutmayla, sindirmeyle, baskıyla olmaz... Ne Latife Tekin durur, ne Zuhal Olcay, ne de biz...
Çıkar o romanlardan Latife’nin bütün kahramanları, gelir dikilir tarihin yanına...

X