Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘James Bond’lu bir Abdullah Çatlı öyküsü

Muharrem SARIKAYA

Bu olay Türkiye'de geçmesine ve Türk polisi ile İngiliz istihbarat örgütünün ortak operasyonu olmasına karşın, hiçbir şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi kayıtlarında yer alamadı.

Oysa, olay İngiliz gizli servisinin arşivlerine tüm detayları ile girmeyi başardı.

İşte olay:

1995 yılının mart ayında, İngiliz gizli servisi, ülkesinde bulunan ünlü bir uyuşturucu kaçakçısının Türkiye'ye geleceği haberini alır. Bunun üzerine İstanbul polisi ile irtibata geçer. Tek arzusu; bu kişinin Türkiye'de kimlerle temas edeceği hakkında bilgi edinmektir.

İstanbul polisi, İngiliz istihbarat servisine yardımcı olmayı kabul eder.

Sonuçta, beklenen kişi eşi ile birlikte gelir. Doğruca Polat Oteli'ne gider ve bir oda ister.

Sorun da burada başlar. Uyuşturucu kaçakçısının odasına dinleme cihazının yerleştirilmesi olanaksızdır. Nedeni ise çok basittir; odaların kapıları elektronik olduğu için, yeni bir anahtar çıkarılması halinde, bütün anahtarların değişmesi gerekmektedir. Böyle bir işlem takip edilecek kişiyi ürkütecektir.

Takibin çok gizli yürütülmesi istendiğinden kat hizmetçilerinin anahtarlarının kullanılmasına da İngiliz gizli servisi sıcak bakmaz.

Sonuçta, uyuşturucu kaçakçısının kaldığı odanın üstünde boş bir oda ayarlanır. Bütün teknik donanım bu odaya yerleştirilir. Uyuşturucu kaçakçısının odadaki tüm konuşmaları kayda alınmaya başlanır.

Ancak takibe alınan bu kişi, odada eşi ile günlük yaşama ilişkin konuşmalardan başka tek kelime etmez...

Ertesi gün, eşi ile oteli dolaşmaya başlar. Gözüne, otelin bir köşesinde duran ankesörlü telefon ilişir. Resepsiyona gidip telefon kartı edinir. Ankesörlü telefondan İstanbul içinde bir numara çevirip konuşur.

Polis ve İngiliz istihbaratının elemanları, ankesörlü telefona yeni bir kart takıp ‘‘son aranan numara tekrarı’’ yaptırırlar.

Uyuşturucu kaçakçısının aradığı yer, otelin biraz uzağındaki, ünlü bir alışveriş merkezindeki ayakkabıcı dükkânıdır. İstanbul polisi bu mağazanın sahibini tanımaktadır. Onun için ‘‘Arnavut’’ lakabını kullanır.

İngiltere'den gelen uyuşturucu kaçakçısı bir süre otelin lobisinde oturur. Eşi ile konuşmasında yine günlük sohbetin dışında tek kelime etmez.

Bir süre sonra otele esmer bir kişi girer. Doğruca İngiliz ailenin yanına gider. Kısa bir sohbetten sonra, birlikte otelden çıkarlar.

Bindikleri otomobil Hollanda plakalıdır. Anında Hollanda ile temasa geçilip otomobilin kime ait olduğu öğrenilmek istenir. Plakanın Hollanda'daki bir otomobil kiralama şirketine ait olduğu belirlenir. Oto kiralama şirketi aranır... ‘‘Bu otomobil Hollanda'da bir kişiye kiralandı’’ yanıtı alınır.

İngiliz aileyi yanına alan esmer kişi sahil yolundan giderken, Aksaray yakınlarında trafik çevirmesi yapılmasına karar verilir. Nitekim de uygulama yapılır. Amaç, esmer kişinin kim olduğunu öğrenmektir.

Trafik çevirmesinde, otomobilin, yurtdışından girişinin belgeleri istenir, ancak yoktur. Polis kibar bir uslupta, otomobili kullanan esmer kişinin ehliyetini ister. Ardından, bu kişinin elinde bulunan cep telefonundan da merkezi arayıp, ‘‘Otomobilin triptiği şu an üzerinde yok. Ama misafirleri var bırakayım mı?’’ diye sormak istediğini bildirir. Bunda da hedef cep telefonunun kimin üzerine kayıtlı olduğunu tespit etmektir.

Ehliyetteki kimlik ile cep telefonunun kayıtlı olduğu kişi aynıdır. İngiliz uyuşturucu kaçakçısı ve eşini almaya gelen otomobili kullanan bu kişi Mehmet Özbay'dan başkası değildir. Gerçek adıyla, Abdullah Çatlı...

Otomobil, Tarabya Oteli'nin önünde durur. İçindekiler ise kumarhanede bir odaya girer. Takip ise burada son bulur.

Ertesi gün yeniden bu kişinin takibine devamda karar kılınır.

Bir anda Gazi olayları başlar. İstanbul polisinin takibi yürüten bütün ekibi Gazi olaylarında görevlendirilir. Ardından ise hepsi başka görevlere atanır.

İyi bayramlar dileğiyle...













X