"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

İzmirli ilahiyat hocalarından Türk-İslam tarihinde bir ilk

Günümüz insanı, özellikle gençler genellikle din kitaplarından, dinden uzak duruyor.

Bu kitaplarda anlayamadıkları, havada kalan söylemlerle karşılaşınca, açıklamasını öğrenmek istiyor ama yeterli kaynak bulamıyor. TRT’de programlar yaptığım Prof. Cemal Sofuoğlu arayarak, böyle bir ihtiyaç sonucu Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Mustafa Yıldırım ve Prof. Abdülkadir Şener ile ayetlerin indirildiği tarihteki tüm sosyolojik olayları ve durumları ayrıca Arapça dilinin tüm sanatlarını inceleyerek ’Yüce Kur’an Açıklamalı Yorumlu Meali’ yazdıklarını söyledi. Türk İslam tarihinde bir ilki gerçekleştirdiklerini anlatan Sofuoğlu ve Yıldırım ile sohbet ettik.

Æ Yeni bir Kur’an-ı Kerim meali yazma ihtiyacı nereden doğdu?

Æ Prof. Sofuoğlu: Önceki meallerin Kur’an’a yüzeysel yaklaştığını, çoğunun ’Bir mealimiz olsun’ düşüncesiyle yazıldığını gördük. Atatürk’ün emriyle, cumhuriyet döneminin yetiştirdiği en büyük alimlerden Elmalılı Hamdi Yazır, ’Kur’an Dili’ diye tefsir yazmış. Bu meal değil tefsir, dili de zor. Bu kopya edilerek ya da 1-2 yılda meal yazılmaz. Biz 8 yıl çalıştık. En az yüzde 20’lik bir etkimiz oldu.

Æ Öncekilerde yüzde 20 yanlış ifade mi vardı?

Æ Prof. Yıldırım: Öyle diyebiliriz. Kur’an’ın ahiretle, ahlaki değerlerle ilgili ayetleri standarttır ama dünya görüşüyle ilgililere katkımız oldu.

Æ Prof. Sofuoğlu: Mesela "Nuh Peygamber, kavminde 950 sene kaldı, yaşadı" deniyor. Arkeologlara ve bazı tefsir kaynaklarına göre o günkü takvimde 1 ay 1 yıl kabul ediliyor, yani 950 ay, 75-76 seneye denk geliyor. İşte biz bunları mantık çerçevesine oturttuk.

Æ Prof. Yıldırım: Bir ayette "Kıyamet yaklaştı, ay ikiye ayrıldı"diyor. Bir parçasının peygamberin gömleğinden ışık, nur olarak çıktığını söyleyen var. Bunu açıklayan olmadı ya da çıktı da samanaltı edildi. "Ayın ikiye ayrılması" Arapça’da "gerçeklerin ortaya çıkması" anlamında bir deyim. Yani bu ayette "Peygamberden ne mucizesi istiyorsunuz, Hak din geldi, gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı" deniyor.

Geleneklerden doğan bazı kabuller toplumda dinmiş gibi yansıtılıyor

Æ Kadınlar dinimize göre daha geri planda kalıyor gibi bir anlayış var.

Æ Prof. Sofuoğlu: Kur’an-ı Kerim’e ve İslam dinine göre kadınla erkek Allah, hukuk karşısında eşit. Tek eşitsizlik fiziki yapı. Bugün eşitlik daha kuvvetlenmiş ama o günkü şartlarda bundan bahsetmek mümkün değildi. Biz Nisa suresindeki "Kadınlar erkeklerin üzerinde hakimdir" söylemine "erkekler kadınların işlerini yapmakla yükümlüdür" dedik. Kadınların fiziki yönden yapamayacağı işleri erkek yapmalı.

Æ Kadın müezzin olur mu?

Æ Prof. Sofuoğlu: Peygamberimiz bir kadına "Mahallende namaz kıldır" demiş. Bu, toplumsal şartlarla ilgili.

Æ Prof. Yıldırım: Dinin sosyolojik yönü de önemli. Kadın-erkek insan hakları yönünden eşit ama toplumun kabulleri var, dikkate almak gerekir.

Æ Kur’an-ı Kerim kabullerin belirlenmesinde araç oluyor mu?

Æ Prof. Yıldırım: Evet bu kabulleri din olarak görmemek gerekli.

Æ Prof. Sofuoğlu: Aslında çoğu gelenek, görenek ama din gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Problem bu. Ben kadınların cenaze, bayram, cuma namazlarına gitmelerinde sakınca görmüyorum. Diyanet İşleri Başkanı’nın da bulunduğu bir toplantıda, teravihlerde erkeklerden kadınlara yer kalmadığından bahsedip yer ayrılması gerektiğini belirttim. Bazı camilerde kadınlara perdeyle yer ayrılıyor, gerek yok. Peygamber devrinde perde yoktu. Kadınlar erkeklerin yanında ya da arkasında namaz kılıyordu. Biz zamanla dini zorlaştırdık, daralttık.

Æ Kitaba tepkiler nasıl?

Æ İlk baskı bizi tanıyanlar arasında tükendi. İkinci baskı olacak. Birisi bizi ne kadar tenkit ederse, ne kadar överse, aldırmadan inandığımızı yazacağız. Birisi şurada yanlış yapmışsınız deyip ispat ederse ancak onu dinleyeceğiz.

Her ayet o dönemdeki sosyolojik bir olay üzerine inmiş

Æ Kur’an-ı Kerim’in derinliği derken neyi kastediyorsunuz?

Æ Prof. Yıldırım: Kur’an-ı Kerim’in geldiği dönemin şartları, imkanları ve ihtiyaçlarıyla ilgili bağlantıları ve söylemleri var. Kur’an-ı Kerim, olaylarla ilgili çok detaya girmediği ve biz o toplumda olmadığımız için detaylardan mahrumuz. O ortamdan kopuk anlamaya çalıştığımız için çok ayet askıda kalıyor. Biz, ayetlerin geldiği ortamla ilgili bilgileri parantezler ve dip notlarla vermeye çalıştık.

Æ Yani ayetin indiği tarihteki sosyolojik durumu mu araştırdınız?

Æ Kesinlikle. Bu ayet hangi olay üzerine inmiş dedik ve bağlantıyı büyük ölçüde kurduk. O toplumun tarihten gelen kültürünü dikkate aldık. Gaziantep Üniversitesi’nden bir arkadaşımızı bir haftalığına çağırıp arkeoloji, mitoloji semineri verdirdik. Yahudi, Sümer kültürü ile ilgili bilgilere ulaşıp Kur’an ayetleriyle bağlantı kurmaya çalıştık. Bir ya da iki cümleyle Kur’an-ı Kerim’in özlü bilgisini vermeye çalıştık.

Bugünkü ilahiyatçılar 1933 Darülfünun seviyesinden geride

Æ Modern zaman insanı dinden çok uzak düşmüş durumda. Dini bilmememiz dini kullanarak insanlara baskı yapanlara meydan vermiyor mu?

Æ Prof. Sofuoğlu: Bugünkü ilahiyatçı hocalar olarak, 1933’de kapanan Darülfünun İlahiyat Fakültesi’nin seviyesine ulaşamadık, arayıştayız. Henüz İslamiyet’i Türk halkına doğru anlatabilecek seviyede eserler ortaya koyamadık. Dolayısıyla okuyan ve aydın kesim dediğimiz insanlar dinden uzaklaştı, yanlış tercümelerle milleti ikiye böldük.

Æ Din konusundaki katı yaklaşımlar uzaklaştırıcı olmuyor mu?

Æ Prof. Yıldırım: Allah’ın emir ve yasakları konusunda samimi, duyarlı, bilinçli, dikkatli olmak önemli. Dini bir vecibe yapmadığı halde Müslüman kabul ettiğimiz milyonlarca insan var. Diğer tarafta dini vecibe yapıyoruz ama gönül kırıyoruz, iftira atıyoruz, haksızlık yapıyoruz bunlar bizi dinden çıkarmıyor da, baş örtmemek çıkarıyor... Böyle bir şey olabilir mi? Kişisel manada bu Allah ile kul arasındadır. Bunu dindardır, dinsizdir diye tek ölçüt görmenin hiçbir anlamı yoktur.

Kur’an’a göre ahlak elbisesi başörtüsünden daha önemli

Æ En çok tartışılan konu başörtüsü, Kur’an’da nasıl bir söylem var?

Æ Prof. Sofuoğlu: Başörtüsü için, ’böyle farz kılındı, emir edildi’ gibi ifade yok. Nur suresinin 31. ayeti "Ey peygamber, mümin kadınlara da söyle onlar da gözlerini haramdan sakınsın, iffetlerini korusunlar, zorunlu olarak görünenler dışında ziynet yerlerini açmasın. Başörtülerini göğüs bölgesindeki yırtmaçlarının üzerine sarkıtsınlar/göğüs ve gerdanlıklarını örtsünler." Dolayısıyla göğüs nahiyesini örtsünler diyor.

Æ Prof. Yıldırım: Arap kadınları İslam’dan önce de başlarını örtüyle kapatıp uçlarını arkalarına sarkıtıyor, gerdan ve göğüs kısımlarını açıkta bırakıyordu. Kur’an kadınların sokağa çıkarken, yabancı erkeklerin yanında başörtülerinin uçlarını açık olan göğüs bölgesini kapatmak üzere öne sarkıtmalarını, bunun daha uygun olduğunu bildiriyor. Yani göğüs bölgesi açıkta, onu kapatmaktan bahsediyor. Ayrıca Allah’ın emir ve yasakları konusunda sorumlu, duyarlı bilinçli olmanın ve bunları bir elbise gibi taşımanın örtünmekten çok daha önemli olduğu hatırlatılıyor.

Æ Bazısı örtünen kadını daha iffetli kabul ediyor.

Æ Prof. Yıldırım:
Bunu iffetle bağlantılandırmak doğru değil. Olay dini olmaktan çıkarıldı siyasi zemine oturtuldu. Dini anlamda objektif bir şey söylemek zor. ’Ben kendimi böyle daha iyi hissediyorum, kişisel tercihim’ denebilir ama örtü iffetin ve ahlakın yegane ölçüsü olamaz. Aslolan takva elbisesi yani insani değerlere duyarlılıktır diyor.

Prof. Cemal Sofuoğlu

1966’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi, aynı yerde araştırma görevlisi oldu. 1977’de doktor, 1983’te doçent oldu. 1985’te Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne atandı. 1989’da profesör oldu. Bir yıl Bağdat, 2 yıl Kahire’de bilimsel araştırmalar yaptı. Bir dönem Kazakistan Yesevi Üniversitesi’nde çalıştı. 2008’de D.E.Ü.’den emekli oldu. İslam Dini ve Esasları adlı eseri yeni görüş ve yorumlarıyla dikkat çekti. Arapça ve İngilizce biliyor.

Prof. Mustafa Yıldırım

Kütahya İmam Hatip Lisesi’nden sonra 1979’da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun oldu. Haseki Arapça İhtisas Kursu’nu tamamladı. İslam Hukuku anabilim dalında 1994’te doktor, 2000’de doçent, 2006’da profesör oldu. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku anabilim dalında öğretim üyesi.
X