"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

İzdivaç notları

İki hafta önce bu köşeden duyurduğum evlilik, perşembe gecesi gerçekleşti sevgili Kelebek takipçisi okur.

Darısı senin başına. Ufukta yoksa bile en kısa zamanda gelin çiçeği yakalamanı, pabuç altına isim yazmanı temenni ederim.
Cengiz Semercioğlu ve Berna balayındalar şimdi. Sen bu satırları okurken turkuaz denizlerde yüzüyor, kağıt şemsiyeli bardaklarından içkilerini hüpletiyor, gün batımında kumsalda Bo Dereksi hareketlerle yavaş çekim birbirlerine koşuyor olduklarını tahmin ediyorum...
şimdi, geçen perşembeye dönelim, o günü şöyle bir kayıtlara geçirelim istiyorum.
Buyrunuz başlıyorum:
Nikah günü, ıstanbul, bu defa Balkanlar’dan değil, adeta Malezya’dan gelen Muson yağmurlarının etkisi altındaydı.
Alıştığımız yağmurların aksine, sıcak bir duş aldık sayesinde. Yağmur devam edecek de Boğaz kıyısında açık havada yapılacak yemeği engelleyecek diye pek korkuldu.
Nikah sahipleri “Hay bin kunduz, bugün her şey ters gidecek” haletiruhiyesine girseler de korkulan olmadı.
Olan tek aksilik nikah esnasında arkadan geçen Titanik büyük-lüğündeki ro-ro idi, azıcık manzara bozuldu, o kadar.
Berna’nın nikah şahidi Ceyhun Yılmaz, Cengiz’inki ise Selim Akçin idi.
Karı-kocalığın ilk dakikalarının ritüelleri olan ilk dans ve tebrik kabulünden sonra yemek ve hemen ardından esas eğlencenin patladığı şıkıdım faslına geçildi.
ışte o zaman konuklar çok net bir çizgiyle ikiye ayrıldı: Kimi masalar tamamen boşalırken kimi masalar bir inci kolye muntazamlığında pozisyonunu korudu.
Benim gibiler gecenin sonunda popolarına sandalye yapışmış halde, bir modern sanat enstalasyonu formunda ayrıldı A’jia’dan.
Vallahi diğerlerini bilmem de benim o mum halimin bir müsebbibi vardı elbet...
Yanlış elbise seçimi!
Tulum giyeceksen bünyeye sıvı almayacak, içki içmeyecekmişsin kardeş.
Kim icat etmişse o tulumu, sevgilerimi yolluyorum. Kıyafet dediğin biraz kullanıcı dostu olmalı.
Yüz numarada yüz dakika geçirmiş olabilirim sayesinde.
Giyinik pozisyonda olman gereken bir yerde yarı çıplak ve çaresiz kalıyorsan, ben orada dur derim.
Neyse ki kollarım Ayhan Sicimoğlu’nunki kadar olmasa da uzun sayılır. İlkinde başardım ama fermuar çekememe riskini ikinci defa alamazdım...
Üstelik göbecik atamayan bendenize yapılan “Hadi aaaaa, olmaz hadi” ısrarlarına daha fazla “Ehi, yoo, ehi, ay valla, ehi” diyemeyecektim, yeterince racona uymamazlık etmiştim.
Gece bitmeden, kalabalığın arasından süzülüp kaçıverdim...

Damadın arkadaşları sürpriz yaptı

Erkek tarafının samimi arkadaşları şahane bir şova imza attı, bunu da kaydetmeden geçmemeli.
Elebaşlar Ömer’le Selim. Erkin Koray’ın “Öyle bir geçer zaman ki” şarkısına “Cengiz’le Berna baki” diye söz yazmışlar önce. Stüdyoya hep bir ağızdan bu şarkıyı okumuş ve kaydetmişler. Bu gece için saklamışlar...
O gece “erkek takımı” bir ara kayboluverdi.
“Nereye gitti bunlar?” diye sorduğumuz anda malum şarkı çalmaya başladı. Elebaşlar ve takım, üzerlerinde bu şov için kiraladıkları kostümlerle ortaya çıktı. Süper bir şov yaptılar...Cengiz’in yüzüne bakmadım o sırada, gözlerinin yaşarmış olduğunu tahmin ediyorum. Benimse o anda aklımdan sadece bir şey geçiyordu.
Bazen şu erkek dediğimiz türün aralarında kurdukları arkadaşlıkları çok kıskanıyorum...
Kadınlarınkine pek benzemiyor.

Alaçatı-Çeşme şimdilik bu işi pek deşme!

Sana bu satırları yol yorgunu olarak yazıyorum sevgili Habitus okuru. Vücudumun her noktası bir temiz sopa çekilmişçesine ağrıyor. Büyük bir yanlışa düştüm, Alaçatı’da, Çeşme’de dinlenilir, rüzgar sörfüyle huzura erilir, sokaklarda yürünür kafa temizlenir sandım, yalan. (Sen ham vücutla sörf yap, sonra neden kaslarım ağrıdı.) Hem sadece fiziksel değil bu yorgunluğum, üst üste 3 cemiyet dergisi okumuşçasına bitkinim şu anda. Üstüne bir de rötarlı bir uçuş (tahmin edin hangi havayolu), morg soğukluğunda bir bekleme salonu (Adnan Menderes Havaalanı), boğaz ağrısı olarak tezahür etti şu kuvvetsiz bünyede. Ha, çok makara bir hafta sonuydu o ayrı. Fakat ıstanbul daha sakinmiş, ben bunu gördüm, Allah sizi inandırsın, uçaktan inince Naim Süleymanoğlu gibi yeri öptüm.
Alaçatı-Çeşme notları da yarın artık...
X