"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

İyi ki varsın Cem Yılmaz

İNSANOĞLU alçak!

Arkamda oturan kadın, bir taraftan kahkahalarla gülerken, bir taraftan da eğilip kocasının kulağına fısıldıyor:
“Amma kilo almış!”
Dönüp kadına bir tane çakmak istiyorum.
“Sen kendi popona bak!” demek istiyorum./images/100/0x0/55eac43ef018fbb8f8955cf0
Demiyorum tabii.
*
Evet gerçek bu, biraz kilo almış.
Suyun içinde oynayan buz parçaları gibi, karnı, ara ara siyah tişörtünün altından fark ediliyor.
Ama ne önemi var?
Tuhaf!
Hoşuma bile gidiyor.
“Ben buyum, yerseniz!” diyen hali.
Kimseyi iplemeyen, ciddiye almayan, takmayan hali.
“Starlığın el kitabı”ndaki şöyle olacaksın, böyle olacaksın maddeleri, belli ki ona vız geliyor, tırıs gidiyor.
Dünyaya meydan okumasına bayılıyorum.
*
Her zamanki gibi sahnede fazla bir şey yok, hatta bomboş.
Sadece o var.
O ve hikâyeleri.
O ve onun güldüğü şeyler.
Siyah tişört ve siyah pantolonlu adam, binlerce insanı, iki saat boyunca kırıp geçiriyor.
Sadece ona kilitleniyorsun.
Her şeyi unutuyorsun.
Alya’nın otobüsün kapısına sıkışan parmaklarını bile.
Kendimi de unuttum.
Sadece gülüyordum.
Ona gülüyordum.
Ölene kadar.
*
Fit bir adam değil.
Yakışıklı da değil.
Anladık, biraz kilo da almış.
Ama...
Kim ne derse desin, sahnede varil gibi yuvarlanacak bile olsa hâlâ şu ülkedeki en seksi adamlardan biri.
Çünkü malzemesi zekâsı.
Zekâsı çok yakışıklı!
Nasıl hızlı.
Nasıl seri.
Sen daha bir önceki espriyi kavrayıp, “Ulan nasıl geliyor bunlar adamın aklına” deyip, kasıklarını tutarak gülerken, o, bir sonraki espriye geçiyor.
Zekâsının boyutları insanı korkutuyor da.
10 puan!
Bildiniz, Cem Yılmaz’dan söz ediyorum.
*
Evvelsi gece, Maslak TİM’de izledim onu.
Bir kere daha büyülendim.
İtiraf ediyorum, biraz da dehşete düştüm.
Tamam hepimiz Cem Yılmaz hayranıyız, onu çok seviyoruz ama biz galiba her bir haltı, giderek kanıksıyoruz.
Bu adamın kanıksanacak bir tarafı yok.
Böyle bir hakkımız yok.
Üst üste yirmi kere aynı şeyi anlatsa bile, her defasında güldürüyor.
İki saat hiç durmadan gülmenin de normal bir tarafı yok.
Nasıl olabilir ki?
Normal bir komiğin ötesi Cem Yılmaz.
Yaşadığımız toplumu sosyolog gibi okuyor.
Müthiş bir gözlemci.
Acayip çarpıcı tespitleri var.
Bizim en düşük, en zavallı, en insan taraflarımızı gözümüze sokuyor.
Ayna tutuyor bütün zaaflarımıza, salaklıklarımıza.
Yani sanki aslında hepimiz maymunuz, hepimizin birbirimizden gizlemeye çalıştığımız “kırmızı bir kıçımız” var ve o bize, sahnede, onu gösteriyor.
Ve biz, o kendi “kırmızı kıçımız”a ölüyoruz gülmekten!
*
Bunu da o kadar doğal, o kadar tatlı, o kadar kendi gibi yapıyor ki...
Sanki spontaneymiş gibi...
Sanki sahnede, o anda aklına gelmiş gibi...
Eminim ki, arkasında inanılmaz bir “ev ödevi” var.
Birikim, gözlem ve çalışma var.
En çok, bazı esprilerine kendisinin de bizim kadar gülmesine bayıldım.
Önde oturanların, “Acaba bize bulaşır mı?” diye huzursuz olup kıvranmalarına bayıldım.
Gösteri bittikten sonra, biri bana, “Kardeşim sen burada ne izledin?” diye sorsa, izah edecek bir şey bulamama bayıldım.
Çünkü esas olarak insan ve insan davranışı üzerine o kadar çok espri yapıyor ki, hangi birini aklında tutabilesin?
Sadece salaklar gibi koltuğundan yere düşecek kadar güldüğümü hatırlıyorum.
*
Bu nasıl bir lükstür...
İnsanların hayatlarından iki saatlerini alıyorsun.
Kendilerini bile unutmalarını sağlıyorsun.
Ya çok iyi bir sevişme insana bunu sağlayabilir, ya da müthiş bir film, ya da Cem Yılmaz.
Teknolojiye olan bağımlığımız...
Hep bir sonraki cep telefonu için kendimizi gebertmemiz...
Açlığımız, görgüsüzlüğümüz, hava atma merakımız...
Teknolojik aletleri kullanırkenki halimiz, el hareketlerimiz...
Kadın-erkek ilişkileri... Cinselliğe bakışımız... Evlilik...
Kadının doğası, erkeğin doğası...
Aklınıza ne gelirse...
Siyaset dışında bulaşmadığı, ti’ye almadığı, bokunu çıkarmadığı hiçbir konu yok.
Bence gösterisinin tarifi de yok.
Haliyle, rakibi de.
*
Orada oraya sıçrayan ama sonra her şeyi birbirine bağlayan o zekâ, izleyicisiyle coşuyor, yükseliyor.
Nasıl yükselebilir insan bu kadar?
Peki bu adamın düşüşü nasıldır?
“Manik” halini sahnede görüyoruz, “depresif” hali var mıdır acaba?
Çevresindekilere hayatı zindan ediyor mudur?
Nasıl bir âşıktır?
Hepsi geçti aklımdan...
Sormaya çalışınca da, “Ne o röportaja başladık galiba” cevabını aldım, sustum oturdum.
Arada kuliste, sanki dünyanın en normal işini yapan bir adam var karşımda.
Ne bir gerginlik, ne bir konsantre olma çabası, yalnız kalma isteği, hava atma, “Ne kadar önemli bir iş yapıyorum gördünüz mü?” cakası.
Hiçbir şey yoktu.
Orada da gülüyor, güldürüyordu.
Adam şahane .
İyi ki varsın Cem Yılmaz!
X