Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İyi ki iki efsane hukukçu bu Türkiye’yi görmedi

AVUKAT Fadıl Altop saygın bir hukuk yaşamından sonra avukatlıktan kendini emekliye ayırdı.

 “Avukatlık’ta 50 Yıl” adlı kitabında anılarını anlatıyor.

 Altop İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun.

 Türk hukuk biliminin efsane iki ismi de onun hocası olmuş: Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ve Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil.

 Önce Başgil hoca ile ilgili anısı:

 “Hukuk fakültesi birinci sınıfında bana hukuku sevdiren ve 50 yıllık meslek hayatımda uygulamaktan hiç geri kalmadığım örnek bilgileri Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil hocamdan almıştım.

 Kendileri bizlere hep ‘Efendiler’ diye hitap ederdi.

 ‘Efendiler biz kelimelerle konuşuruz fakat mefhumlar (kavramlar) ile anlaşırız. onun için hukuki kavramları iyi öğrenmezsek, konuşmalarımız bir sağırlar diyaloğu olur.

 Efendiler, bir şeyi bilmek başkadır, o bilgiye şuur edinmek başkadır. Bildiğimizi zannettiğimiz, ama şuur edinmediğimiz, onu kendimize mal etmediğimiz bilgileri çok çabuk unutur ve yanılgılara düşeriz.

 Efendiler, benim görevim, ders konumuz olan rejimlerin tez ve antitezlerini sizlere objektif ve doğru olarak öğretmektir. Sentezi sizler yapacaksınız. Eğer ben hoca olarak kendi sentezimi size empoze etmeye çalışırsam, bu, öğretim olmaz, telkin olur.’

 Hocamın bu sözünü, üniversitedeki 1968 olaylarından sonra bazı hocaların kendi bilgilerini telkin etmeleri sonucu sağ ve sol odaklar nedeniyle öğrencilerin aralarında çıkan çatışmalarda ölenlerin ardından hep hatırlamış ve ne kadar masum öldüklerini hep elemle düşünmüşümdür.”

 O dönemi ben de genç bir gazeteci olarak izlemiştim.

 Birbirini kurşunlayan delikanlılara aynı elem dolu duygularla hep yanarım.

¡ ¡ ¡

 Fadıl Altop’un Hocası Ord. Pr. Hıfzı Veldet ile ilgili anısı da şöyle:

 “Bana hukuku sevdiren ve öğreten hocam Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu günde 4 saat yaptığımız medeni hukuk derslerinin son yarım saatinde öğrencilerden yazılı olarak aldığı soruları yanıtlardı.

 Hocanın bu yöntemi, günlük yaşamdan örneklerle dersleri zenginleştirmesi, konuları daha iyi öğrenmemizi sağlaması bakımından çok etkili olmuştur.

 Bir gün bir arkadaşımız yazılı sorusunda ‘Hamileliğin son günlerinde tarafların birleşmeleri tıbben sakıncalı olduğundan kocanın dışarda bir başka hanımla birleşmesine müsaade edilmesi gerekmez mi?’ diye sormuştu.

 Hocamızın yanıtı şöyleydi:

 ‘Ben her yıl şubat ayında sömestr tatilinde dinlenmek için Uludağ’a giderim. Bir gün yeni evlenmiş bir çift balayına gelmişti. Çok cici idiler. Her gün kayak yapıyorlardı. Bir gün erkeğin feci bir düşüşle belinde ve ayaklarında oluşan kırıklar nedeniyle bedeninin belden aşağısı alçıya alınmıştı. Hatırladığım kadarıyla, bu alçı üç aydan evvel açılmayacaktı. Şimdi arkadaşınıza soruyorum o düşündüğü hakkı yeni geline verelim mi?’

¡ ¡ ¡

 Sınıfta büyük bir çoğunlukla hayır cevabı çıkınca hocamız her zamanki zarafetiyle ‘Sevgi ve sadakat, evlilikte temeldir. İhanet hiçbir zaman hak olarak düşünülemez ve kimseye böyle bir hak tanınamaz’ demişti.

 Bütün meslek hayatımda önüme gelen davalarda konu müstehcen olduğu zaman hocamızın bu zarif örneklemesini hep hatırladım ve ilke olarak uyguladım.”

 Avukat Fadıl Altop’un bu ilginç anılarını okurken kendi kendime şöyle düşünmeden edemedim:

 “İyi ki Ord. Prof. Velidedeoğlu ile Ord. Prof. Başgil bugünkü Türkiye’yi, toplumdaki kirlenmeyi, yargıya yapılan baskıları ve çiğnenen hukuk normlarını ve o malum iddianameleri görmediler.”    

 

X