İtiraf ediyorum, ben bir kalpazanım!

Eren Güler / hurriyet.com.tr
09.05.2011 - 00:00 | Son Güncelleme:

İnanlar İnşaat'ın patronu Serdar İnan, Başbakan Erdoğan'ın çılgın proje olarak açıkladığı Kanal İstanbul için 30 milyar dolar önererek son günlerin en çok konuşulan işadamı oldu. Peki eskiden sadece sektörde tanınan ama şimdi bir anda 'çılgın işadamı' olarak gündeme oturan Serdar İnan kimdir? Neden kendisine 'ben bir kalpazanım' diyor? Gerçekten bu kadar parası var mı? Finansmanı nasıl bulacak? Ak Parti'ye yakın mı? Hikayesi nerede başladı nerede devam edecek? Çılgın tekliften sonra kendisine nasıl tepkiler geldi? Şiir tutkusu nereden geliyor? Kaç tane şiir kitabı yazdı?

Tüm bu soruların yanıtlarını ve daha fazlasını almak için Serdar İnan'ın Fulya'daki ofisinin kapısını çaldım...

- Sizin hikayeniz nereden başlıyor?

Ben 1965 Erzincan doğumluyum. Daha da geriye giderseniz bizim ailemiz Buhara göçmeni, Oğuz boylarından bir ailedir. Erzincan ve çevresinde iyi bilinen Terzi Baba hazretlerinin 6 göbekten torunuyum.

Genelde tüccar bir aileyizdir. Erzincan'da babamın en son bir kereste fabrikası vardı.

- İstanbul'a ne zaman geldiniz?

İstanbul'a ben 4 yaşındayken gelmişiz. Amcalarım mimarlık okuyup inşaat işlerine girmişlerdi. Babam da gelince inşaatçılığa başlamış. İnanlar İnşaat olarak şimdiye kadar 200'ün üzerinde proje yaptık.

Bizim bütün sülalemiz inşaatçı zaten.

- Sizin eğitiminiz nedir?

Ben Robert Kolej'den sonra İTÜ'de mimarlık okudum. Abim de yine İTÜ İşletme Mühendisliği mezunu. Şirketi abimle beraber yönetiyoruz. O muhasebe ve finans tarafında, ben de teknik taraftayım.  

- 30 milyar dolarlık teklifiniz çok konuşuldu. Sizin Başbakan Erdoğan'la bir tanışıklığınız var mı?

Onu öyle yazanlar oldu ama ben şimdiye kadar Başbakan'ı sadece 15 yıl önce bir kere gördüm. O zaman da belediye başkanıydı. Haricinde hiç karşı karşıya gelmedik.

Ayrıca altını çiziyorum, ben bugüne kadar bir tane devlet işi yapmadım. Bırak onu, bir tane kamu ihalesine bile girmedim.

- Peki siyaseten Ak Parti'ye bir yakınlığınız var mı?

Benim siyasette hiçbir özel tercihim yok. Bütün partileri tutarım, siyasi yelpazede bu partilerin hepsi de gerekli. Komünisti de, aşırı sağcısı da, şeriatçisi de, ılımlısı da... Hepsinin olması lazım. Sağın sola, solun da sağa ihtiyacı var. Sonuçta herkes çorbaya birşey atıyor biz de onu içiyoruz.

Eren GÜLER yazıyor hurriyet.com.tr

Kim gelişmeye açıksa, kimin insanlara refah vereceğine inanırsam ben onun yanındayım. Ben sağcıyım solcuyum demiyorum, hepsine aynı uzaklıktayım, hangisi doğru birşey söylerse onun yanındayım. Bugün Tayyip Bey birşey söyler onun yanında olurum, yarın Kemal Bey farklı birşey der onu savunurum. İlla bir tarafım diye haksıza haklı, haklıya haksız diyemem.

İTİRAF EDİYORUM BEN BİR KALPAZANIM

- Siz Kanal İstanbul'a teklifinizden sonra 'çılgın işadamı' olarak gündeme oturdunuz. Bu kadar parayı nasıl bulacaksınız?

Bende 30 milyar dolar yok ama 30 milyar dolarlık adam olduk şimdi. Gerçi değil bende kimsede bu para yok. Hatta Türkiye'deki en zenginler birleşse de bu parayı bulamaz, bankalar bile çıkaramaz. Ben cebimden vereceğim der miyim?

Ama itiraf ediyorum, ben büyük bir kalpazanım. Evet, kalpazanım. İstanbul diye bir matbaam var, buradan demir veriyorum beton veriyorum, diğer taraftan para çıkıyor.

Bu Kanal İstanbul işi İstanbul'un işi. Benim sihirli değneğim yok, bizim İstanbulumuz var. Başbakan Erdoğan perdeyi açtı, ben de bunu seslendiriyorum. Fırsatı görebildiğim için bağırıyorum. Ben bunu 1 saatte gördüm, kimisi 2 saatte, kimisi 2 ayda. Ama kimisi de hiç görmeyecek. İnsanlar gelecek o kanalların etrafında piknik yapacak, oturacak ama sonra da 'ne gerek vardı' diyecek...

- Sizin finansman modeliniz nedir?

/images/100/0x0/55ea63b9f018fbb8f87cc848Finansman modelinden önce bu projede hukuksal altyapının düzenlenmesi ve oluşturulacak mülklerin satışa uygun hale getirilmesi gerekiyor. Sonra işin PR kısmı çok önemli. Bunu Başbakan Erdoğan yapıyor zaten.

Zaten çıkıp 'Kanal İstanbul' dediği an, İstanbul'daki gayrimenkullerin değeri 10 trilyon dolar mı, bir anda 11 trilyon dolar oldu. Buradaki Ayşe Teyze'nin evi 100 bin liradan 110 bin liraya çıktı. Bunu hissetmek lazım. Başbakan açıkladığında piyasa bunu satın aldı.

Benim modellerim hazır. Başbakan Erdoğan'dan randevu istedik. Umarım kendisiyle görüşeceğiz ve bunu bizzat kendisine sunucağım. Sunacağımız modelle finansal giriş çok hızlanacak. Zaten kendisi çok vizyoner, İstanbul'u ve gayrimenkulu bilen bir insan. Bu projenin İstanbul'a kazandıracaklarını biliyor.

- Ne zaman görüşeceksiniz?

Tarih henüz belli değil, bekliyoruz.

- Projeyle ilgili rant eleştirileri var...

Neyin rantı? Bu Türkiye'nin rantı. Bu işten Türkiye kazanacak.

Para neye benzer biliyor musun, para bıçak gibidir. İstersen adamı öldürürsün, istersen ameliyat edip hayatını kurtarırsın. Paranın iyi tarafını kaçırmayın. Bu bir güçtür. Bu gücü insanların lehine de kendi egonuza da kullanabilirsiniz, sizin elinizde. Paradan nefret etmemek lazım.

Biz belki Türkiye'nin en büyüklerinden biri değiliz ama bu projeye parasal kaynaklarla değil, vizyonumuzla, tecrübemizle, İstanbul'un  değerini bilmekle ve vatanseverliğimizle talip olduk. Sonuçta ortalama 300 milyar dolar gelir yaratabileceğimiz bu proje ile dış borçlarımızı ödeyebiliriz. Bir anlamda bağımsızlık projesi olarak düşünüyorum.

- Siz Başbakan açıklamadan önce böyle bir proje olacağını tahmin etmiş miydiniz?

Ben zaten 2008'de Haliç'i Karadeniz'e bağlamayı önermiştim. Ama benim açıkladığımda ulaşım yoktu, gemi geçmez. İstanbul'a daha yakın pahalı araziler oluşturursun, yat limanları yaparsın, Karadeniz'deki küçük göletleri ve linyit ocaklarını doldurup büyü göletler yaparsın, bir cazibe alanı yaratırsın. Benim projem oydu ve Başbakanın da buna benzer birşey açıklayacağını tahmin ediyordum. Açıkçası bu proje hiç aklıma gelmedi.

- Ama daha açıklamanın hemen ardından 30 milyar dolar değer biçtiniz...

Çünkü ben İstanbul'un değerini biliyorum. Ayrıca kapıda ne kadar çok para ve fon olduğunu da biliyorum. Burada çılgın olan biz değiliz, çılgın olan proje değil, çılgın olan başbakan değil... Çılgın olan İstanbul'a olan talep. Şu anda İstanbul'a olan yabancı talebine inanamazsınız.

Herkes İstanbul'a yatırım peşinde ama biz cevap veremiyoruz. Çünkü imarlar uygun değil, pürüzler var, imar planlarına itirazlar var. İnsanlar hem girmek istiyor hem de çekiniyor. Mesela bağımsız kurullar yabancılara raporlar hazırlıyor. Fakat raporda bir sürü riskler yazıyor, tertemiz bir imar durumu yok. Hep 'ama'lar, 'fakat'lar, 'eğer'ler var. Bu da fon paralarının girişini engelliyor. Ayrıca çok yerde mülkiyet sorunları, 2B ile ilgili sorunlar var. Vakıf arazileri, ormandan ihtilaflı alanlar, bitmeyen miras davaları.. Osmanlı'dan gelen davalar var hala. İstanbul'un önemli bir bölümünde malın kimin olduğu tam belli değil.

Böyle olunca da milyar dolarlık araziler bekliyor, yabancılar cesaret edip de giremiyor. İşte o yüzden Kanal İstanbul projesinden önce bu hukuki altyapının tam olarak hazırlanması lazım.

- Kanalın maliyeti için sizin tahmininiz nedir?

Benim hesaplarıma göre sadece kanal için 11 milyar dolar para lazım.  Bu kanal 10-11 senede kendini amorti edebilir. Ama asıl olan kanalın dışı.

Bu aynı zamanda deprem riskini ortadan kaldırma projesi. İstanbul'un içinden bir boşaltma olması gerekiyor. Biz bunu yıkıp yaparak 50 senede yapamayız, çok sorunlu bir iş. Kimseye hadi siz 3 sene köyünüze gidin sonra geri gelirsiniz de diyemezsiniz. Bölgesel boşaltmalar gerekiyor.

İşte Kanal İstanbul bu anlamda çok önemli. Orada 3 milyonluk bir kent oluşacak ve cazibe merkezi olacak. İşyerleri zaten taşınacak. o zaman İstanbul'da doğal bir boşalma meydana gelecek.

Bir de işin enerji boyutu var. Karadeniz ile Marmara arasında 30 m. kot farkı var. 40 km boyunda da bir kanal. Buradan yeni bir teknik geliştirerek çok büyük elektirik elde edebilirsiniz.

Ayrıca ben İstanbul çok göç alacak ve yoğunlaşacak eleştirilerine de katılmıyorum. Tekirdağ'dan Bursa'ya kadar bir alan düşünün. Çok büyük bir mega kent, bir Marmara kenti oluşacak. Ve 25 milyon kişi bu büyük alanda yaşıyor olacak.

- Size gelen tepkiler nasıl?

3 tip tepki geliyor. Allah senden razı olsun diyenler, oradan bana iş verir misin diyenler, bir de 'yahu Serdar, ben senle beraberim beni de bu işe ortak et' diyenler. Haricinde olumsuz bir tepki yok.

Hatta bazı arkadaşlar kanalla ilgili çizimler gönderiyor. Mesela aşağıdaki çizimi Almanya'dan Y. Mimar Cemalettin Çınar gönderdi. Kanalın giriş kapısı böyle olabilir diyor. (Çizim Almanya'dan BRT Architekten mimarlık firmasına aittir.)

İtiraf ediyorum, ben bir kalpazanım

- Sizin şiir kitaplarınız da varmış. İlk kitabınız ne zaman yayınlandı?

İlk kitabımın adı Mahşer'di, 2005 yılında çıktı. Şu anda dördüncü kitabım olan Yansımalar piyasada. Çok yakında da Asl-ı Suret adında beşinci kitabım geliyor. Şimdiye kadar 400 şiir yazdım. Bunların hepsini kendi internet sitemden yayınlıyorum.

- Şiir tutkusu nasıl başladı?

Ben aslında ilkokulda kompozisyon bile yazamazdım. Ama 1996 yılında bir gün Boğaz Köprüsü'nden geçerken müziği açtım ve ilk şiiri orada yazdım.

Ben şiirde kelimelerin sihirini keşfettim, kelimelerin bir enerjisi var. Kelimeler hem dünya kurar, hem de insanı yerin altına koyar. Kelimeler sana bir fotoğraf verir. Hayatın fotoğrafı ile kelimelerin izdüşümü arasında gidip geliyorum. O fotoğrafa bakıp kelimeleri bulmaya çalışıyorum.

Bir de ben dinlere ve tasavvufa çok meraklıyımdır, şiirlerimin yarısı allah aşkıdır, insan sevgisidir. Ben şöyle düşünüyorum; bu dünyaya kendimi inşa etmek üzere geldim. Ölürken ulaştığın seviyene göre o kalitede diğer gerçek yaşam başlar. Hangi nefsle ölürseniz o nefsle doğarsınız.

- Müteahhitlikle şairlik aynı anda biraz garip değil mi?

İnsanlar bazen kızıyor zaten hem şairsin hem müteaahit diye. Şiirle para olmaz diyorlar ama çok güzel oluyor. Para hem iyi hem çok kötü birşey. Şiirin çok iyi bir tarafı var, paranın da var. Öyle para var ki, hayat kurtarır, aile kurtarır. Böyle düşünürsen şiire yakışmaz mı, yakışır.

 eguler@hurriyet.com.tr

 

Etiketler:


EN ÇOK OKUNANLAR

    Sayfa Başı