Dünya Haberleri

    İtalya: Hedef tam üyelik; Avusturya: İmtiyazlı ortaklık

    Roma/Londra
    29.09.2005 - 12:59 | Son Güncelleme:

    İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, İtalyan hükümetinin 3 Ekim'de Türkiye ile müzakerelerin resmen başlatılmasını isteyeceğini söyledi. Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel ise, AB liderlerini, “Türkiye ile müzakerelerin tam üyeliği hedeflemesi fikrinden vazgeçmeye” çağırdı.

     'AP kararı bizi etkilemez'

     Yine soykırım şartı

     

    İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, İtalya'nın en önemli günlük haber gazetesi Corriere della Sera'nın birinci sayfasında “Türkiye Sözlerini Tutuyor” başlığıyla yayımlanan makalesinde, “Şimdi, verdiği sözü tutmayı bildiğini gösterme sırası Avrupa'dadır” dedi.

      

    Türkiye-AB ilişkilerinde 3 Ekim tarihinin bir kavşak noktası olduğunu belirten Fini, bu önemli tarih öncesinde Türkiye'den ”yüreklendirici sinyaller” gelirken, “Avrupa ise son aylarda hayal, düşünce, inisiyatif ve uzlaşı bağlamında kaygı verici bir eksikliğin esiri gibi görünmektedir” ifadelerine yer verdi.

      

    Fini, Türkiye'nin adaylığının AB ülkelerinde gözlenen egoizm ve tereddütlerin bahanesi haline getirilmemesi gerektiğine işaret ederek, şunları kaydetti:

      

    AVRUPA PROJESİNDE GÜÇLÜ ATILIM

     

    “Türkiye'nin adaylığı, tüm Avrupa projesinin güçlü bir atılım sağlayabilmesi için bir fırsattır. Bu, elbette bir meydan okumadır. Ama özellikle de bu nedenle, bizim bencilliğimiz ve tereddütlerimizin bir bahanesi haline dönüştürülmemelidir.”

      

    Fini, Corriere della Sera gazetesinde, geçen Pazartesi günü ”Türkiye ile Süper Avrupa” başlığıyla yayımlanan başyazının Ankara'nın tam üyeliğinin AB'ye sağlayacağı katkıların gayet iyi özetlendiğini de belirtti.

      

    İtalyan hükümetinin bunun bilincinde olduğunu belirten Fini, yazısını şöyle sürdürdü:

      

    “AB ülkelerinin dışişleri bakanlarının 3 Ekim'de yapacakları toplantıda, üyelik müzakerelerinin resmen başlatılması konusunda karar verilmesi gerekecek. İtalyan hükümeti, hayati önem taşıyan bu toplantıya, Ankara'nın geçen Aralık ayında Avrupa Konseyi tarafından belirlenmiş koşulları tümüyle yerine getirdiğinin bilinciyle katılacaktır. Bizim olumlu değerlendirmemiz, sadece Türkiye ile aramızdaki dostluktan kaynaklanmamaktadır. Bu, her şeyden önce olguya dayanmaktadır.”

      

    Fini, Türkiye'nin AB'ye verdiği sözleri yerine getirdiğini ise şu ifadelerle özetledi:

      

    “Avrupa Konseyi, Ankara'dan temel özgürlükler konusunda özel garantilerin sağlanmasını, insan haklarına bütünüyle riayet edilmesini istemişti: Ölüm cezasının kaldırılmasının yanı sıra ceza ve askeri yasalar da dahil olmak üzere, büyük çaplı reformlar gerçekleştirilmiş durumdadır. Devlet ve hükümet başkanları Türkiye'yi AB ile üyelik anlaşmasını 10 yeni üye ülkeyi de göz önüne alacak biçimde adapte etmeye çağırmışlardı: Türkiye de geçen 29 Temmuz'da Ek Protokolü imzalamış vaziyettedir. Şimdi, verdiği sözü tutmayı bildiğini gösterme sırası Avrupa'dadır.”

      

    “TÜRK HÜKÜMETİ ENGELLERİN BİLİNCİNDE”

      

    Fini, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin uzun bir süreçte gerçekleşeceğini, bunun da zaman içinde ortadan kaldırılacak engellerden kaynaklandığını belirtti.

      

    “Türk hükümetinin, gerek iç düzlemde, gerekse uluslararası düzlemde süreci uzun ve zorlu kılacak engellerin bilincinde olduğunu” kaydeden Fini, “Bunlar hafife alınacak engeller değildir. Ancak Türkiye, yakın geçmişte defalarca kanıtladığı gibi bunları ciddiyetle göğüsleyebilirse, siyasi-kurumsal ve sosyo-ekonomik dinamikleri olgunlaştırma bağlamında Avrupa perspektifinin sunduğu fırsatları görebilirse, söz konusu engelleri de aşabilir” görüşüne yer verdi.

      

    Ankara'nın tam üyeliğinin hem Türkiye, hem de AB'ye yarar sağlayacağını ifade eden Fini, yazısını şöyle sürdürdü:

      

    “Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılması, uzun ve aşamalı bir yakınlaşma süreci sonucunda gerçekleşecektir. Bu, her halükarda, sadece Türkiye'ye yarar sağlamayacaktır. Bu, her şeyden önce, felsefesi -efsaneye büründürülmüş biçimde de olsa- Ege kıyılarında ortaya çıkmış Avrupa'nın yararına olacaktır. Türkiye'nin temel unsur konumunda olduğu vazgeçilmez Akdenizlilik boyutunun bünyesinde tam ifadesini bulamadığı bir Avrupa evinin, tamamlanmış sayılabileceğini söylemek zordur. Avrupa'nın ekonomik büyümesinde, giderek artan bir ritimle gelişen bir ekonomiyle entegrasyon sayesinde önemli bir atılım yapma olanağı kazanılacaktır.”

      

    “AB'NİN SİYASİ ROLÜ DE CİDDİ BİÇİMDE GÜÇLENMİŞ OLACAK”

      

    Türkiye'nin İslam ve demokrasi arasında uyumun mümkün olduğunu gösteren bir örnek model konumunda olduğuna değinen Fini, “İslam, laiklik ve modernite arasında, İslam ve demokrasi arasında, İslam ve ilerlemiş bir toplumun karmaşık dengeleri arasında tam bir uyumluluğun örnek bir göstergesi, ayrıca zorlamacılık ve tepeden inmecilikten uzak bir modernleşme modeli konumundaki Türkiye gibi NATO ülkesi bir ülkenin üyeliğiyle, Avrupa Birliği'nin, özellikle İslam dünyasıyla ilişkiler bağlamındaki siyasi rolü de ciddi biçimde güçlenmiş olacaktır. Bugün Türkiye'ye kapıları kapatmak ise tam tersine, bu ülkeyi köktendincilerin ve uygarlıklar arası çatışma kehanetinin gerçekleşmesi için çalışan kesimlerin kucağına itme riskini taşımaktadır” dedi.

      

    Fini, yazısını şöyle tamamladı:

      

    “Türkiye'nin Avrupa'ya girişinin, yoğun yararlarının yanı sıra beraberinde getireceği sıkıntılar da olacaktır. Demografik ve ekonomik yükü yabana atılamayacak bir ülkenin birliğe girişiyle, Türk iş gücünün Avrupa'daki iş piyasasında yaratacağı etkiler için geçici önlemler alınması kaçınılmazlaşacaktır. Bu, AB'deki karar mekanizmalarını, ayrıca kaynakların dağılımını da derinlemesine gözden geçirmeyi zorunlu kılacaktır.

      

    Dolayısıyla Türkiye'nin adaylığı, tüm Avrupa projesinin güçlü bir atılım sağlayabilmesi için bir fırsattır. Bu, elbette ki bir meydan okumadır. Ama özellikle de bu nedenle, bizim bencilliğimiz ve tereddütlerimizin bir bahanesi haline dönüştürülmemelidir.”

     

    SCHÜSSEL: AB, TAM FİKRİNDEN VAZGEÇMELİ

     

    Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel ise, AB liderlerini, “Türkiye ile müzakerelerin tam üyeliği hedeflemesifikrinden vazgeçmeye” çağırdı.

     

    İngiltere'de yayımlanan günlük siyaset ve ekonomi gazetesi Financial Times, Türkiye ve Hırvatistan'ın AB ile müzakere sürecine ilişkin Schüssel'in görüşlerine yer verdi.

      

    Schüssel, “Eğer Türkiye'nin süreç içinde ilerleme kaydedeceğine inanıyorsak, Hırvatistan'a da aynı güveni duymalıyız. Hırvatistan ile bir an önce müzakere başlatmak Avrupa'nın çıkarınadır. Hırvatistan'ı dışarıdaki bekleme odasında tutmak adil değil. Bunun mantığını anlayamıyorum” diye konuştu.

      

    Türkiye'yi AB'ye mümkün olduğu kadar güçlü şekilde bağlı tutacak alternatif formüller üzerinde ısrar eden Avusturya Başbakanı, AB liderlerine, “Türkiye ile müzakerelerin tam üyeliği hedeflemesifikrinden vazgeçme” çağrısında bulundu.

      

    Financial Times, Schüssel'in Türkiye konusunda tavizsiz bir tutum izlerken, Türkiye ile müzakerelerin başatılmasının tek yolu olarak AB'nin Hırvatistan ile de görüşmelere başlamasını gördüğünün sinyallerini verdiğini yazdı.

      

    Gazete, Batılı diplomatların ise Türkiye ile müzakerelere başlanmasından kısa bir süre sonra Hırvatistan ile de müzakere başlatılmasının, eski Yugoslavya'daki savaş suçlularının ele geçirilmesini güçleştireceğine inandıklarını ve bu formüle karşı çıktıklarını belirtti.

      

    Financial Times, AB içindeki diplomatların, Avusturya'nın bu tutumu üzerine, Türkiye hakkında uzlaşma sağlamak için, Hırvatistan ile müzakereleri başlatma fikrine yakınlaşmaya başladıklarını savundu.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı