Gündem Haberleri

    İsyan zamanı gazetecilik

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    15.06.2013 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Gezi Parkı olayları özellikle haber televizyonlarının kamuoyu nezdindeki güvenilirliğini zedelerken, sadece sosyal medyayı ön plana çıkarmakla kalmadı. Aynı zamanda gazetecinin Yeni Medya ile birlikte uyum sağlamak zorunda olduğu yeni işlevleri de gözler önüne serdi. Ve elbette siyasetteki dönüşümü…

    TÜRKİYE’de yaklaşık üç haftadır süren Taksim Gezi Parkı odaklı krizin, hükümetin giderek yumuşayan tavrının da etkisiyle barışçı bir şekilde çözüme kavuşacağı umudunu Türk demokrasisini önemseyen herkes herhalde içinde taşıyordur.

    Bugünün kısır tartışmalarını aşarsak, Gezi Parkı’nın iletişim bilimleri açısından daha yıllarca üzerinde çalışılacak, yorumlana yorumlana bitirilemeyecek devasa bir veri öbeği sunduğunu kolayca söyleyebiliriz.

    Bilgi Üniversitesi ve New York Üniversitesi gibi eğitim kurumlarıyla, Konda gibi araştırma şirketlerinin eylem sürerken yaptığı çalışmalar, protestoculara dair veriler sunmanın ötesinde, günümüzde iletişimin nasıl evrimleştiğine de ışık tutuyor.

    Gezi Parkı olayları gazetecileri birçok açıdan zorladı. Her şeyden önce, birçok meslektaşımız polisin plastik kurşunlarıyla, göz yaşartıcı bomba kapsülleriyle yaralandı.

    Bazı gazeteciler kısa süre de olsa gözaltına alındı.

    Ötekiler, provokatörlerin saldırısına uğradı. Canlı yayın araçları tahrip edildi.

    Tüm bunlar, basın özgürlüğü açısından kabul edilemez gelişmelerdi.

    Ancak her iki taraftan gelen saldırılar da, özünde geleneksel medyaya gösterilen tepkinin yahut onu kontrol etme çabasının uzantılarından ibaretti.

    * * *

    Gezi Parkı’nda röportaj yaptığım Ulaş adlı lise mezunu, işsiz genç, “31 Mayıs’ta sosyal medya çalkalanırken haber kanalları hiçbir şeyi göstermedi. Taksim’e her şeyi gözlerimle görmek için gittim ve haber kanallarının değil, Twitter’daki arkadaşlarımın doğru söylediğini görünce çok kızdım” diyordu.

    Gözünün altındaki morluğun “polisin attığı taştan” kaynaklandığını öne süren Ulaş, buna rağmen polisten çok, ana akım medyaya kızdığını vurguluyordu. Bu yüzden o da Gezi Parkı’nda bir çadıra yerleşmişti.

    Haber kanallarının gazeteciliğe aykırı tavrının otosansürden kaynaklandığı çok yazıldı, çizildi. Avrupa Parlamentosu’ndan bu yönde sert eleştiriler geldi. Bir haber kanalının en üst düzey yöneticisinin bu yüzden istifa ettiği basına yansıdı.

    Olaylar sırasında sosyal medyanın bu kadar sık kullanılmasının uluslararası bir komplonun değil, toplumda aniden baş gösteren bir ihtiyacın sonucu olduğunu yetkililer ya anlamadı, ya da siyaseten işlerine geldiği için aksi yönde açıklamalar yaptılar.

    Her gün Gezi Parkı ile ilgili 5-6 konu başlığının Twitter’ın dünya çapındaki trendler listesinde en tepelerde kaldığı bir ortamda, uluslararası medyanın Türkiye’ye sırtını dönmesi beklenemezdi.

    CNN International’ın Gezi Parkı yayınının zaman zaman süre olarak “aşırıya” kaçtığını kabul etsem de, tüm dünyanın olayları yakından, hiçbir komplo barındırmaksızın samimiyetle takip ettiğini kendi Twitter hesabımdan bizzat gördüm.

    Porto Riko’dan Bangladeş’e onlarca ülkeden, binlerce mesaj, soru aldım.

    Avustralya radyolarından Kanada televizyonlarına, Brezilya’nın en çok satan haber dergisinden Ukrayna’da bir yerel gazeteye dek sayısız kuruluştan meslektaşlarım beni aradı.

    BBC, El Cezire, VOA, vb. hiç saymıyorum.

    Bu kadar uzun süren bir “flaş haber” yahut “breaking news” az görülür türden bir şey…

    Ve sosyal medyanın bir ihtiyaç olarak da oyuna dâhil olmasıyla gazetecinin işlevi ve sorumluluğu bu noktada yeni bir boyut kazanıyor.

    Gazetecinin yeni işlevi, veri bombardımanı yaşanan sosyal medyada bir filtre olmak ve konvansiyonel medyaya oradan sadece doğrulanmış verileri, sorumlu bir dille aktarmak…

    Gazeteciliğin profesyonel kurallarını içselleştirmiş olmanın ve daha fazla kaynağa ulaşabilmenin avantajı, gazetecinin Yeni Medya düzeninde de bir “gatekeeper” (eşik bekçisi) olma işlevini sürdürmesini sağlıyor.

    Belki de bu rolü artık bir eşik bekçisi değil, bir “hub” (aktarma merkezi) veya “node” (düğüm noktası) diye adlandırmak gerekiyor.

    * * *

    Yeni Medya ile birlikte sadece gazetecilerin değil, siyasetçilerin de dönüşmesi gerekiyor. Bu dönüşüme ayak uyduramayanlar yavaş yavaş sahneden silinmeye başladı bile…

    Örneğin, Arap âlemine model olma iddiasındaki Ankara, Arapların en çok izlediği Türk yapımı dizileri sansürlemeye kalktığında eleştiri konusu olmuştu.

    Ve o Türk dizilerinin oyuncuları Gezi Parkı’na gidip hükümetin özel ve kamusal alana tek taraflı müdahalelerine “Dur” deyince, artık alay konusu olmaya başladı Ankara...

    İletişimdeki dönüşümden kaynaklanan bu zemin yitirme, sadece uluslararası imajla ilgili değildir. Siyasette yapısal bir dönüşümden de bahsediyoruz.

    Yeni Medya düzeni ve değişen demografik yapı, ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de geleneksel muhafazakâr söylem ve pratikleri yıpratıyor.

    Azınlık” denen kesimler hiç olmadığı kadar güçleniyor ve böylece demokrasi bir sandık rejimi, bir plebisit iktidarı olmaktan çıkıyor.

    Muhafazakârların Müslüman Kardeşler tarzı mahalle mahalle örgütlenme stratejisinin miadı dolarken, Türkiye’nin hemen hemen yarısının “mahalleli” olduğu Facebook ve diğer sosyal medya platformlarında yapılanlar sokağı belirlemeye başlıyor.

    Gazetecisinden siyasetçisine herkesin Gezi Parkı’ndan alması gereken daha çok ders var.

     

     

    - Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Şefi Emre KIZILKAYA’nın iletişim bilgileri ve bloguna www.emrekizilkaya.com adresinden ulaşılabilir. Ayrıca: http://www.twitter.com/ekizilkaya

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı