Dünya Haberleri

    İstikrar

    Yavuz ÇEKİRGE
    01.08.2009 - 17:36 | Son Güncelleme:

    Bir fiziki olayın olduğu kadar bir sosyal oluşum olan bir siyasi sistemin istikrarlı olup olmadığı nereden anlaşılır acaba ?

    Eski "levhalara" bakalım. Sonuçlar üretelim. 

    Antik Roma iki bin yıllık imparatorluk tarihi ve tecrübesiyle bir çok konuda olduğu gibi "istikrar" konusunda da bir şeyler söylüyor.

    Osmanlı tarihi de çok şey anlatıyor ,cumhuriyet tarihi de .Yorumlamak da bize düşüyor.

    Devlet idaresi ,devletin oluşumu ve siyasi kurumların oluşturduğu Hegemonya yani bir iktidarın, bir siyasi gücün  istikrarlı olup olmadığına göre ; zaman içerisinde hegemonyanın başlangıç ve sona erme yani ortadan kalkması  değerlerine göre bazı kuramlar üretilmiştir .

    Bir devletin iktidarını sürdürebilmesi için üç ana koşulu yerine getirmesi gerekirmiş.

      Toplum yaşamını düzenleyen kuralları uygulama ve tatbik ettirme gücü. Bu uygulamayı yapma isteği ve kararlılığı . Kuralları uygulatma konusunda siyasi dengeleri oluşuran dış ve iç güçlerle oluşturulan konsensusun gereği tahütlerini yerine getirecek siyasi kararlılık.

    Giderek bu üç koşulun gereği olan ;

      Ekonomik güç , Siyasi güç , Askeri güç

    Bu üç ana denge sağlanmadan hiç bir " hegemonya " nın ayakta kalma şansı yok.Bu anlamda cumhuriyet tarihimize baktığımızda gelip geçen iktidarların hegemonyasında baskın olan unsurun ekonomik güç olmadığı ortadadır.Günümüzde hiç bir iktidar ekonomik istikrarı sağlamadan hegemonyasını sürdürememiştir.Kısa süreli koalisyonlar siyasi gücün olmadığı bir ortamda hegemonyanın da sürdürülemeyeceğini göstermiştir.  

    Günümüzde devletin hangi rolü oynayacağına bağlı olarak "Neorealist","Neocon" ve "neoliberal" düşünürlerin yoğun biçimde tartıştığı istikrar kuramları giderek önem kazanmaktadır.

    Bunları biraz açarsak:

    Devletin toplum üzerindeki "vesayet"i kaldırmaya yönelik , giderek devletin küçülerek en azından ekonomik sistemde belirleyici bir taraf olmaya devam etmesinin bazı sakıncaları olduğu görülmüştür.

    Devletin sahibi olduğu kamu işletmeleri siyasi atamaların ve siyasi çıkarların merkezi haline gelmesiyle iktisadi istikrarın ciddi tehlikelere maruz kaldığı 1935 yıllarından bu yana hemen hemen tüm Cumhuriyet iktidarlarının ortak paydası olmuştur.Sağ ya da sol ideolojinin belirleyici olmadığı bu tamamiyle siyasi hegemonyayı elde etme kaygısıyla kullanulan kamu iktisadi kuruluşları ekonomik gücün istikrarlı gidişini önlemiştir.

    Türkiye cumhuriyeti siyasi tarihi  devraldığı devletin yani ağır Osmanlı bürokrasisinin ciddi anlamda değişimine  rağmen devletin hantal yapısını ve karmaşık bürokrasisini çözememişlerdir. Devlet hiç bir vakit sivil toplumu vesayeti altından çıkarmak istememiş,bunu kamu iktisadi kuruluşların ekonomik yaptırımlarıyla ya da askeri gücün müdahaleleriyle sağlamak istemiştir. Cumhuriyet  iktidarlarının devraldıkları  devletin idaresi son derece karmaşık vesayet geleneği günümüzde de ana tartışmaların odağında bulunmaktadır.

    İktisadi istikrarın sağlanması yolunda malesef ciddi boşluklar görünmektedir.Artan işsizlik,ekonomideki küçümsenemeyecek daralma giderek toplumsal patlamalara neden olmaktadır.Kürt açılımı,AB ile entegrasyon projeleri devletin toplum üzerindeki vesayetinin kalkması koşuluyla mümkün olacak görünmektedir.

    Hukuk devleti olamayan bir devletin toplum üzerinde kurduğu vesayetin ciddi demokrasi hasarları meydana getirdiği de ayrı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

     

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı