"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

İstiklal Yolu

İnebolu’dan Ankara’ya uzanan 340 km’lik yol, İstiklal Savaşı sırasında kullanılan kağnı yoludur ve İstiklal Yolu olarak bilinir.

Bu yol, üç sene önce Kastamonu ve İnebolu Belediyeleri tarafından Likya Yolu gibi işaretlenerek yürüyüş rotası olarak belirlendi.
Haluk Akalın, ultra maratonlar koşan ve hatta geçen sene Likya Yolu Ultra Maratonu’nda aynı çadırı paylaştığım ADIM ADIM’dan bir arkadaşım.
Haluk, ilk ultra maratonunu İnebolu Belediyesi ile işbirliği içinde İstiklal Yolu’nda düzenliyor.
Yarış, Kastamonu’dan başlayıp Karadeniz’in tipik ve tablo gibi köylerinden geçilerek İnebolu’da bitecek.
Parkurun en güzel bölümlerini İkiçay Vadisi, Çuhadoruğu, Karacehennem Boğazı, Ecevithan ve Çataltepe-Ödemiş arasındaki ormanlık alan oluşturuyor.
Küre ilçesindeki Çatak Göleti ve Doğanlar Kalesi muhteşem manzaralar demek.
İnebolu’nun aşı boyası ile renklenmiş eski evleri ve Kastamonu il merkezindeki tarihi konaklar zaten mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler. Hatta yaz sezonunda İnebolu sahilleri güneşlenmek ve denize girmek için de çok uygun.
Yarış üç etaptan oluşuyor; İstiklal Yolu Ultra 100 km, Şerife Bacı Dağ Maratonu 42 km ve bir de 10 km’lik koşu olacak.
İstiklal Yolu hem turistik hem de sportif bir tatil imkanı demek.
10 km’lik koşu zaten koşmasanız da yürüyerek eğlenerek bitirebileceğiniz bir mesafe.
İstiklal Yolu Ultra Maratonu, 23-25 Ağustos tarihleri arasında.
23-30 Ağustos aynı zamanda şapka ve kıyafet inkılabının yıldönümü ve bu nedenle İnebolu’da festival de düzenleniyor. İstiklal Yolu Ultra Maratonu’na katılan tüm sporcular bu festivale davetli pek tabii.
Başvuru ve tüm bilmek istedikleriniz için www.istiklalyoluultra.com adresine bakmanız yeterli.
Pek tabii ki Facebook sayfası da var: İSTİKLALYOLU ULTRA MARATONU olarak bulabilirsiniz.
Bir de unutmadan, www.kosukolik.com var.
Adı üstünde koşukolik olanlar için. İşte böyle.
Yonca “sporkolik”

Sapla saman

Siyasi görüşlerin farklılığı teması altında insanlar üzerinde yaptırım gücü kullanmak hiç erdemli bir davranış değil.
İnsanları farklı düşündükleri için cezalandırmak, işten atmak, işe almamak, o işi ona vermemek vesaire çok büyük haksızlık.
Bunun tam tersi de çok büyük haksızlık.
Bir işi sırf aynı görüşe sahipsiniz diye o kişiye vermek de haksızlık. Yalakalık kötü. Kindarlık da kötü.
Sapla samanı birbirine karıştırmadan yaşayabildiğimiz günlerin yakın olduğuna inancım harbi sonsuz.
Çıkar için değil de,
kendimiz gibi olabildiğimiz, işimizi ilişkilerimizi görüş farklılıklarına rağmen iyi yaptığımız için kazandığımız günlerin şerefine demek istiyorum şu pazartesi
günü sizlere.
Ve bu her yer için geçerli...
Komşuluktan arkadaşlığa, patronluktan meclise...
Yonca “tatlı-sert”

Linç psikolojisi

Geçtiğimiz hafta bir insanın başına korkunç bir “kaza” geldi. Bu insan, dolaştırmaya çıkardığı köpeğini ısırmaya kalkan sokak köpeğini korkutarak kaçırmaya çalıştığı sırada; aradaki bir yavru sokak köpeğine araba çarptı.
Sonrası felaket.
Hayvan dostları o insanı yargılayıp cezayı anında kestiler.
Sözlü linç girişimi başladı.
Twitter’da endişeyle izledim linç girişimini. Yetmedi, bana bile “şikayet ve kınama” mail’leri gönderildi. Gönderilen mail’lerdeki vahşeti size anlatamam. Beddualar korkunçtu.
Bu insan, hata yaptığını ve zaten pişman olduğunu, hesabını vermeye hazır olduğunu yazdı. Üzüntüsünü dile getirdi...
Ama bu insana karşı güdülen korkunç boyuttaki “sözlü linç ve linçe davet” beni her şeyden daha çok dehşete düşürdü.
Benim de köpeğim var. Ben de hayvanlara ölüyor olsam zarar verilmesini kabul etmem. Hayvan haklarını savunurum. Ama hayvan dostu, dahası canlı dostu olan bizlerin “sözlü linç” kapasitesinin olması bile, büyük hayal kırıklığı!
Koşulsuz/karşılıksız sevgi dolu olması gereken insanların “çocuğunun gözü önünde can çekiş” gibi şeyler düşünebilmeleri pek de normal değil. Düşmanıma kuramam ben bu cümleyi. Kuramam. Kin tutamam. Linç edemem.
İnsan zaten en büyük cezayı kendi kendine vicdanıyla verir. O insanı kendi vicdanına bırakırım. Yapabildiğim en büyük kötülük budur.
Zaten pişman olmuş, kendini asla affetmeyecek olduğunu söyleyen insanın kapısına dayanmak, çocuğunun önünde beddualar etmek, Twitter’dan “tekmelenerek öl inşallah” temennileri döşemek de kötülük ve şiddet.
Hiç içime sindiremedim.
Linç psikolojisinin hiçbir türünü içime asla sindiremeyeceğim.
Hayvanları sevdiğini söyleyen insanlar bari bunu yapmamalı yahu!
Bu sadece hayvan düşmanı insanları besleyen bir davranış. “Akıllı olsanıza” demek istiyorum onlara.
Bıktım şiddettin her türlüsünden, yemin ederim bıktım.
Her koşulda şiddete başvurmadan davranabildin mi tamam.
Gerisi yalan.
Yonca “insaf”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI