"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

İstifa ediyorum

BU bir istifa dilekçesidir.

Değerli okurlarım, size tarihi kararımı açıklıyorum:

Bugün itibariyle, Türklüğümden vazgeçiyorum.”

Ben artık etnik aidiyeti olmayan, bunu reddeden bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.

Bu dilekçeyi hangi makama vermem gerektiğini bilemediğim için, direkt siz okurlarıma sunuyorum.

Ama bu kararımı açıklarken, bazı noktaları da bilmenizi istiyorum.

* * *

Bu kararı, “Türklüğümden utandığım için” falan almadım.

Tam aksine, yüreğimde, göçmen babamın bana vasiyet olarak bıraktığı şu sözler yazılı:

“Oğlum burası bizim son vatanımız. Gidecek başka vatanımız yok...”

Bu ülkede bir “Türk” olarak mutlu yaşadım, yaşıyorum.

Hayatım boyunca, adında “milliyetçi” kelimesi bulunan bir partiye oy vermedim.

Yetmişli yıllarda Demirel’in başbakanlığındaki “Milliyetçi Cephe” hükümetlerini eleştirdim.

Türklükten istifamın tek nedeni var:

Kürt sorununun çözümüne en büyük katkıyı yapmak...

* * *

Bu kararı almamın nedeni, dünkü Radikal gazetesinde okuduğum iki yazı.

Biri Eyüp Can’ın, öteki de Akif Beki’nin.

Kadir İnanır’ın hakkımda söylediklerinden hareketle ikisi de benzer şeyleri yazmışlar.

Bu yazılara bakarsanız, Kürt sorununun çözümünün önündeki tek engel benim.

Daha doğrusu “Türk hassasiyetinden” söz ettiğim yazı.

Türkiye çözüm yörüngesine girdiğine göre ve ortada benden ve “Türklüğümden” başka hiçbir engel kalmadığına göre, bu çözüme en büyük katkıyı yapmam için tek yol kalmıştı.

Türklükten affımı dilemek.

Türklükten istifa edince, otomatik olarak “Beyaz Türklükten de” istifa etmiş sayılıyorum.

Bunlardan istifa edince, “Türk hassasiyeti” sorunu da kendiliğinden ortadan kalkmış oluyor.

* * *

Radikal’deki sevgili arkadaşlarım şunu ispat ettiniz:

Türkiye’nin en etkili gazetesi Radikal ve sizler de en etkili gazetecilerisiniz.

Kürt sorununun önündeki en büyük engeli devirdiniz.

Dolayısıyla sadece “Kürt hassasiyetini” dikkate alarak, bu tarihi sorunu çözebilirsiniz.

Sırtımdan düşen mesuliyet, artık sizin sırtınızdadır.

Ben artık sadece “pasaportlu bir haymatlosum...”

Bir bakarsınız, bir Kürt de çıkıp Kürtlükten istifa etmiş

UMUDUM şu:
Belki bu ülkenin tanınmış bir Kürt’ü de çıkar ve benim yaptığımı yapar, “Kürtlüğünden istifa eder.” Onunla el ele verir, ne Türk hassasiyetini, ne de Kürt hassasiyetini dile getiren, bir “21’inci yüzyıl haymatlos vatandaşlığı” tipi ortaya çıkarırız. Yani tek amacı gerçekten demokrat, hoşgörülü ve müreffeh bir Türkiye’de keyifle ve huzurla yaşamak olan 21’inci yüzyıl insanları.

Thy ağzını açmıyor, bari ben sorup yine ben cevap vereyim

FARKINDA mısınız, THY koyduğu içki yasaklarını ikna edici argümanlarla doğru dürüst savunamıyor.

Demek ki kendileri bile ikna olmamışlar.

Nasıl olacaklar ki?

- “Bazı ülkeler istemiyor” deseler, “Uçak onların değil, Türkiye’nin” diyeceğim.

- “Bazı Müslüman ülkeler istemiyor” deseler, anında yapıştıracağım: “O zaman niye Mısır’a yasak var da Tunus ve Fas’a giden uçaklarda yok?”

- “Bazı Müslüman ülkeler, Müslüman ülkelerden gelip de içki servisi yapan şirketlere uçuş izni vermiyor” deseler, cevabım hazır: “O zaman aynı hatlarda uçan ‘Emirates’, ‘Katar Hava Yolları’ gibi şirketlere niye izin veriliyor?

- Bizi enayi sayıp, “Bu hatlarda talep yok” deseler, enayi olmadığımı gösterip, hemen bugünkü ilk uçağa atlayacağım, Nil üzerindeki Agatha Christe’nin oteline bir kadeh atmak isteyen Türk yolcuları, İstanbul üzerinden Kahire’ye uçan Japon yolcuları göstereceğim.

Yani THY’nin bazı iç ve dış hatlardaki içki sınırlamasını mantıken açıklamak mümkün değil.

O zaman aynı tahminde bulunacağım.

- Ya başarı şımarıklığındalar...

- Ya yöneticilik melekelerini kaybettiler...

- Ya da üzerlerinde büyük bir siyasi baskı var...

Türkiye’yi savaşa sokmadan emin adımlarla yürüyormuşuz

1 Mart Tezkeresi reddedilirken en etkili argüman neydi?

O savaştan bir tek Türk tabutu gelirse, vebali sizindir...”

Yani, Türkiye’nin Irak’taki savaşa girmesini isteyenlerin...

* * *

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün Milliyet’te Fikret Bila’ya Suriye konusunda diyor ki:

Türkiye’yi savaşa sokmadan emin adımlarla yolumuza devam ediyoruz.”

Bunu söylediği gün, ara bölgede 14 kişi ölmüştü ve bunların 4’ü Türk’tü...

Bir uçağımız düşürülmüş, iki pilotumuz şehit olmuş.

Kasabalarımıza bombalar düşmüş.

Evlerde imal edilen bombalar patlıyor.

Evet Sayın Bakan Türkiye’yi savaşa sokmadınız, ama savaşı Türkiye’ye soktunuz...

Meclis’ten tezkere bile almadan bakın ne kadar tabut getirdiniz ülkemize...

* * *

Aynı mülakatta diyor ki:

“Önümüzdeki dönem dikensiz gül bahçesi olmayacak ama Suriye politikamız aynen devam edecek...”

Madem ülkemizin dikenli gül bahçesi olması sizin için bu kadar önemsiz, hükümetiniz neden PKK ile masaya oturuyor? Neden orada da yolunuza devam edip, o silahlı çeteyi bitirme yolunu tercih etmiyorsunuz?

Ülkemizi dikensiz gül bahçesi yapmak için değil mi?

Öyleyse, Allah aşkına biz niye gırtlağımıza kadar Suriye meselesinin içindeyiz?

Biliyoruz, Irak’ı, Suriye’yi, orayı burayı yazdığınız kitaba uydurmaya çalışıyorsunuz.

Ama uymuyor işte... Oraların realiteleri sizin hayallerinize uymuyor, sığmıyor...

Vazgeçin artık... Siz elinizi Ortadoğu’dan; Ortadoğu da canlı bombasını, cansız kamyonunu Türkiye’den çeksin...

X