"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

İşte taraftar işte direniş!

EURO 96’yı yerinde izlemiştim. Üç maçlık serüvenimiz üç mağlubiyetle biterken hiç gol atamamış, kendi ağlarımızda ise beş gol görmüştük. İlk turda eve dönerken çeyrek final öncesine göz atan İngiliz basını özetle şöyle bir yorumda bulunuyordu: “Takım son derece vasat ama seyircileri çok renkli. Türkiye turnuvaya bu özelliğiyle hava kattı.”

Meseleyi sadece sahada oynanan oyunla anlamlandırmakta yetinmeyen, başka hikâyelerin de peşine koşanlar, geçmişi takımlar düzeyinde çok da başarılar barındırmayan bu toprağın futbolunda aradıklarını hep tribünde bulmuştu. Tezahürat kültürü zengin, yaklaşımları zekice, refleksleri hayat dolu, gördüğünün ardındakileri çözmeyi bilen seyircimizin ne yazık ki şöyle bir kusuru vardı; çoğu kez şiddetle at başı giden bir psikolojinin sahibiydi. Ki bu tablo gönlümüzdeki kulüpleri seçerken ideolojik, sınıfsal ya da dinsel bir süzgeçten geçmememize rağmen anlamsız bir şiddeti sürekli ayakta tutmamızdan dolayı genelde geleceğe de umutsuz bakmaya zorluyordu bizleri.
Amma velakin öyle bir şey oldu ki, tüm bu olumsuz tablo, tüm bu umut vaat etmeyen görüntü gitti yerine ufuk açıcı, ümitkâr ve yanında olmaktan, desteğimizi sonsuza dek esirgemekten alıkoyamayacağız bir durumla bizi buluşturdu. Evet, belki de siyasi tarihimizin en muhteşem başkaldırısı, en spontane gelişmiş isyan çığlığı, en akıllı, en zeki, en derinlikli, en humor yüklü hareketi olan ‘Gezi Parkı Direnişi’nde, (bir haftayı geçen bir zaman diliminde eylemlerde yer alan onca insana haksızlık etmek istemem ama) bayrağın her daim yükseklerde tutulmasında, atmosferin geniş kitlesel bir kimlik kazanmasında, koca Taksim alanının insan topluluklarıyla buluşturulmasında ve polis şiddetine karşı gelinmesinde, ‘futbol taraftarı’ öncü bir rol üstlendi ve tarihteki yerini çoktan aldı bile...
Evet bu oyun anavatanı İngiltere’deki çıkışı itibariyle ‘İşçi sınıfı’na aitti, evet bu oyun artık kimlik değiştirmiş ‘Endüstriyel’leşmişti, evet bu oyun çoğu kez kitleleri uyutan ‘Afyon’du, evet bu oyun apolitiklerin, ülke meseleleri üzerine kafa patlatmayanların meşguliyeti altındaydı, evet bu oyun daha çok toplumsal gazı almak için siyasilerin en güvendiği emniyet sibobuydu. Ama ‘Gezi Parkı Direnişi’, işte tüm bu ‘Oyunları’ bozdu. Futbolun ne kadar önemli bir toplumsal ve sosyolojik işlevi olduğunu, seyircinin kelimenin sözlük anlamındaki gibi hareket etmediğini, sadece edilgen takılmadığını, aksine eylemin en önemli parçasına dönüştüğünü, rota çizen, yön veren, isyan ateşini harlayan, haklı mücadelelere ivmeyi kazandıran ‘Çok çok özel bir ruh’ kimliğini gösterdi, hatırlattı.

BİR GURUR ABİDESİ: ÇARŞI

BUGÜN Taksim’de, Şişli’de, Pangaltı’da, Bomonti’de, Tünel’de, Beşiktaş’ta, Akaretler’de, Barbaros’ta, Kadıköy’de ve birçok yerde, isyan ateşinin yandığı her yerde; sokaklarda, yollarda, bina yüzeylerindeki onca duvar yazısında futbol üzerinden üretilen (mesela ‘Çare Drogba’) sloganlara rastlamanız mümkün. Öte yandan ‘Gezi Parkı Direnişi’nin belki de ‘Resmi marşı’ kimliğine bürünen ‘Sık bakalım, sık bakalım, bire gazı sık bakalım, kaskını çıkar copunu bırak delikanlı kim bakalım’ nihayetinde bir muhteşem bir ‘Çarşı’ bestesidir.
Daha da ileri gideyim, bu tezahürat hareketinin gelecek kuşaklara teslim edeceği mirasın önemli bir parçası olacaktır. Madem ‘Çarşı’dan girdik, Beşiktaş’ın taraftar grubu bugüne kadar kendilerine atfedilen övgülerin hakkını vermiş ve bu tarihi sınavdan alnının akıyla geçmiştir. Evet, ‘Çarşı’ direnişte öncü bir rol üstlenmiştir ama asıl güzellikler Beşiktaşlısı, Fenerlisi, G.Saraylısı, Trabzonsporlusu, Bursasporlusu, Adanasporlusu, Göztepelisi, Karşıyakalısı ve Eskişehirsporlusu ile dahi yazmakla bitmeyecek onca takım taraftarının üzerlerinde formalarıyla el ele, kol kola girip mücadelenin saflarında yerlerini almaları, dayanışma duygusunu her daim ayakta tutmaları, vicdanın, sağduyunun sesleri olduklarını cümle âleme hatırlatmalarıdır. Açık söylüyorum, eylemler boyunca bu türden gördüğüm her sahnede nutkum tutuldu, gözlerim sürekli doldu.

‘BİZ KAZANACAĞIZ DEMİŞTİK’

MALUM bir grup spor yazarı yakın bir zaman önce futbolda yaşanan şiddete ilişkin ‘Biz Kazanacağız’ başlıklı bir manifesto kaleme almıştık. ‘Gezi Parkı Direnişi’ sırasında taraftarları gördüğüm her anda manifestomuz aklıma geldi ve çevremdekilere, “Biz kazanacağız derken işte asıl bunu kast etmiştik” türünden espriler yapıp durdum.
Ben bu direnişin bizi artık geri dönülmeyecek noktalara taşıyacağına inanıyorum. Artık bizi hiçbir iktidar, aldığı oy oranlarının yüzdelerine dayanarak tehdit edemeyecek, hiçbir iktidar “Ben bildiğimi okurum, o ağacı keserim, bu binayı dikerim, şunu iç, bunu içme, şöyle yaşa, böyle yaşama” diyemeyecek. Ama öte yandan futbol, zihnimizdeki eski ezberlerini terk edecek. Evet yine maçlarda birbirimize rakip olacağız, mücadeleyi kazanmak için futbolcularımız yine her türlü gayreti gösterecek, kulüp yönetimleri yine transferlere soyunacak, teknik adamlar yine geceleri gündüzlerine katacak, oyunun doğasında olan her şeyi oyunun tüm bileşenleri yeniden ve bir kez daha üretecek. Ama taraftarlar rakip tribünlere şöyle bir göz attığında bile hep o dayanışma ruhunu, birbirlerine verdikleri desteği hatırlayacaklar. Bu da belki de futbol geleneğimizin en büyük kazancı olacak.
Son olarak elbette ‘Gezi Parkı Direnişi’ sadece taraftarların gayretleriyle bu noktalara taşınmadı, bildik siyasi ezberlerin neredeyse tümünü rafa kaldıran, yepyeni bir kültürün temsilcisi zihni ve inancı açık onca gencin bambaşka pratikleriyle anlam kazandı. Ben sadece bu uzun ve derin yürüyüşte taraftar kültürünün çok özel katkılarına dikkat çekmek istedim.

X