Gündem Haberleri

GÜNDEM

    İşte somut olay

    Hürriyet Haber
    04 Kasım 2001 - 00:00Son Güncelleme : 04 Kasım 2001 - 00:01

    CUMA günkü yazımda, dünyada Hürriyet'i bu kadar dikkatli ve uzun okuyan sadece iki kişi olduğunu, bunların da Rana Turgut ve Ertuğrul Özkök olduklarını açıklamıştım.Sonra açıklamalarımı daha da detaylandırarak, Rana'nın üstelik gazeteyi genel yayın yönetmeninden bile daha uzun süreyle okuduğunu, bu son derece ilginç başarıya da imza attığını ifşa etmiştim.Özetle gazete okuma sırası bana geldiğinde Hürriyet İkitelli tesislerinde ertesi günün gazetesi çoktan basılmaya başlamış bile oluyordu.Birçok gazeteci açısından yüz kızartıcı suç olarak bile değerlendirilebilecek bu durum zaman zaman son derece tuhaf sonuçlara da yol açıyordu.Bunu da anlattım o yazımda. Ertuğrul Özkök'ün tuhaf bir ádeti var. Zaman zaman bana telefon açıp gazetede yer alan bir haber hakkında ne düşündüğümü soruyor. Bunu neden yapıyor bilmem çünkü beni dinlemediği kesin, dinlese de telefonu kapar kapamaz benimle o gün konuşmuş olduğunu bile hatırlamayacağı kesin.Geçen gün bir ortak arkadaşımıza akşam yemeğe gidecektik, gün içinde tam üç kez hatırlatmak zorunda kaldım bu olayı ona.Her defasında da bir önceki hatırlatmamı unutmuştu.Ecevit'i göre göre ona mı benzedi diye de düşünmedim değil bir ara ama sonra baktım istediği şeyi hatırlıyor.Örneğin para istiyorum bana cevap olarak ‘‘Ben sana eylül ayının 20'sinde saat 9.17'de toplam 16 saniye süren konuşmamızda artık para yok demiştim’’ diyebiliyor mesela.Dolayısıyla korkacak bir şey yok, Türkiye'nin aksine Hürriyet'te yönetim sorunu henüz daha ortaya çıkmadı.*Nerede kalmıştım. Evet, nedeni olmasa da bana telefon açıyor ve haber hakkındaki düşüncelerimi soruyor.Cevap vermesen olmaz, henüz daha okumadım desen hiç olmaz, ben de bir şeyler anlatıyorum tabii.Bu konuda formül şu; hep öveceksin haberi, çünkü tanım gereği Hürriyet'te yer alan herhangi bir haberin kötü olma şansı yok.İlla da yerecekseniz bir şeyi, benden tavsiye, yazarları kötüleyin çünkü yapmış olduğum geniş araştırmaya göre her genel yayın yönetmeni yazarlardan aktif bir şekilde nefret ediyor. Bu konuda bana itiraz etmeyin, sonra araştırmamda yer alan genel yayın yönetmenlerinin adını da açıklarım olur biter.Haberi övüyorum, hatta yakalanmayayım diye bazen abartıyorum da meseleyi ve Amerika'da olsaydık bu haber mutlaka Pulitzer filan alırdı da diyorum.Sonra, genellikle konuşmamın yarısında filan telefonu aniden kapatıyor ve ben o sınavı da atlatmanın rahatlığıyla hayatımın geri kalan bölümünü sürdürmeye devam ediyorum.*Bunları geçen cuma yazdım, herkes attığımı söyledi. Böyle şey olmazmış, Rana gazeteyi o kadar uzun okumazmış, genel yayın yönetmeni aramazmış, falan filan dediler.Peki o zaman ben de size somut örnek veriyorum olan biten hakkında.Olay teknokratlar hükümeti tartışması döneminde geçiyor.O gün de normal başlamıştı. Rana Hürriyet'i okuyor ben ise Milliyet'i okumayı çoktan bitirdiğim halde onu hálá daha okurmuş gibi yapmak zorundayım.Hasan Cemal'in yazısının yer aldığı sayfaya iki saat filan baktığım oluyor bazı günler. Bu da gayet tabii ki kendi kategorisi içinde bir dünya rekoru.Sonra insanlar bana Hasan Cemal ile niye uğraşıyorsun diye sormuyorlar mı deli oluyorum ya! Siz de hemen her sabah onun yazısına iki saat bakmak zorunda kalsanız değil onunla uğraşmak, katliam bile yapacak duruma gelebilirsiniz.Neyse durum böyleyken telefon çaldı.Tabii ki o arıyordu. Bu kez haber de sormuyordu. Fazla konuşacak konusu da yoktu galiba. Benden inisiyatifi alıp konuşmayı tek başıma açmamı bekler gibiydi. Hani komşular eve gelir de ‘‘Eee daha daha nasılsınız’’ derler ya öyle bir şeydi durum işte.Ben de hemen şikáyete başladım ve geçinmekte zorlandığımı söyledim.Sonra meseleyi teknokratlar hükümetine getirerek ‘‘O konuda da herkes beni yalnız bıraktı’’ da deyiverdim.Bu cümlemden sonra telefonu kapadı.*Telefonu kapar kapamaz bende dünyada o güne kadar yaşanan tüm panik ataklardan çok daha büyük olan bir panik atak başlamıştı bile.Hemen Rana'nın yanına koştum. Normal zamanda yapmaktan deli gibi korkacağım bir hareketi yapıp, gazeteyi elinden çekip aldım. O tam söylenecekti ki gözlerimdeki ifadeyi gördü ve sustu.Ve hemen Ertuğrul Özkök'ün yazısını açtım.Ve evet ‘‘Serdar haklı çıkacak’’ başlıklı yazı karşımdaydı.Düşünebiliyor musunuz öğlen vakti olmuş, ben hálá bu yazıyı okumamışım, bir telefon edip teşekür etmemişim, üstüne üstlük biraz önce de telefonda ona bu konuda tek başına bırakıldığımdan yakınmışım.Tabii ki Rana'yı çok kanlı bir şekilde parçalamayı düşündüm, pek tabii ki bunu yine gerçekleştirmedim ve pek tabii ki her aptalın yapacağını yaptım, yapılmaması gereken tek şeyi yine de yaptım ve hemen genel yayın yönetmenine telefon açarak bir önceki konuşmamızda da yazıyı çoktan okumuş olduğumu ancak teşekkür etmek için bu ikinci telefonu tercih ettiğimi ona inandırmaya çalıştım. Bu konuda konuştum.Yemedi bunu tabii.Rana'ya durumu anlattım, ‘‘Gazeteyle işin bittiyse bana geri ver’’ dedi.Nasıl olsa yakında işten atılacağım, onu öldürmeyi de işsizlik günlerime erteledim.Tamamen boş gezerken bana da eğleneceğim bir konu olsun, değil mi ama?
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı