Gündem Haberleri

    İşte, hattın son büyük üstadı

    Hürriyet Haber
    25.12.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Ramazan'ın başlangıcından beri bu sayfada Türk hat sanatının önde gelen ismi Prof. Dr. Ali Alparslan'ın seçtiği hat örnekleri yeraldı. Ali Bey bütün ısrarıma rağmen hattatlar arasına kendisini koymadı, 'Eskiler varken bu iş bana düşmez' dedi ve Ali Bey'i yazmak bana düştü. İşte, türk hattının, özellikle de talik yazının yaşayan en büyük ismi olan Prof. Ali Alparslan'ın kısa öyküsü.

    Ramazan'ın başlangıcından beri, bu sayfada Türk hat sanatının önde gelen ismi Prof. Dr. Ali Alparslan'ın sizler için seçtiği hat örneklerini görüyorsunuz.

    Prof. Ali Bey, bütün ısrarıma rağmen hattatlar arasına kendisini koymadı, 'Eskiler varken bu iş bana düşmez' dedi ve ramazanın sonuna doğru Ali Bey'i yazmak bana düştü.

    Ali Bey'in asıl mesleği edebiyat tarihçiliğidir ve Türk hat sanatının, özellikle de talik yazının bugün yaşayan en büyük üstadı kabul edilir. 1927'de Çorlu'da doğan Ali Alparslan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi ve Tahran'da Firuzanfer, Meliku'ş-Şuerá Behar gibi İran'ın en seçkin edebiyat tarihçilerinin yanında doktora yaptı. Bir süre Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde çalıştı, sonra Dışişleri Bakanlığı'nda girdi, birkaç sene sonra İstanbul Üniversitesi'ne geçti ve Türk Edebiyatı Profesörü oldu ve bu arada Oxford ve Şikago Üniversiteleri'nde edebiyat tarihi okuttu.

    Ali Alparslan, hatta 20. yüzyılın büyük hattatı olan Necmeddin Okyay'la başladı ve 1950'li yıllarda Okyay'dan talik, divani ve rik'a yazılarının yanısıra ebru yapımından da icazet aldı. İleriki senelerde Talik yazının en seçkin hattatı kabul edilen Ali Alparslan çok sayıda öğrenci yetiştirdi ve çeşitli İslam ülkelerinden gelen öğrenciletre bile hat öğreterek icazet verdi. 1999'da yayınladığı 'Osmanlı Hat Sanatı Tarihi' isimli eserinde geçmişin hat üstadlarını bağlı oldukları okullara göre tasnif etti ve kitap böylelikle bu konudaki ilk örnek olma özelliğini kazandı.

    Çok sayıda kitabe de yazmış olan Prof. Dr. Ali Alparslan'ın hazırladığı son kitabe, Galasaray Lisesi'nin üzerindeki alınlıkta bulunan levhadır.

    Kur'an'da incir ve zeytin neyin sembolüdür?

    Tin suresi 'Tin'e (incire), 'Zeytun'a (zeytine), Tur-ı Sina'ya ve bu Emin Şehre andolsun ki' diye başlar. Bazı tefsircilere göre incir yani 'Tin' Şam'ın üstüne kurulduğu, zeytin demek olan 'Zeytun' da Beytu'l-Mukaddes'in bulunduğu dağdır; dolayısıyla Tin'den kasıt Şam mescididir, Zeytun da Beytu'l-Mukaddes'tir. Diğer tefsircilere göre ise 'Tin' Mescid-i Haramdır, 'Zeytun' ile de Mescid-i Aksa' kastedilmektedir.

    Tin suresinin 4.-5. áyetlerinde insanın en güzel surette yaratıldığı, sonra da aşağıların en aşağısına atıldığı ve sürüldüğü bildirilir.

    Áyette 'ahsen-i takvim' sözü geçmektedir. 'Takvim' eğriyi doğrultmak, en güzel tarzda düzüp koşmak anlamına gelir. Sure 'Tin'e, Zeytun'a, Tur-ı Sina'ya ve bu Emin Şehre andolsun ki' diye başlar.

    Tin suresi, değişik şekillerde tefsir edilmiştir. 'Tin' incir, 'Zeytun' da zeytin demektir. Tefsirciler arasında 'İncir ve zeytin faydaları bakımından anılmıştır' diyenler olduğu gibi, 'Tin, Şam'ın üstüne kurulduğu, Zeytun da Beytu'l-Mukaddes'in bulunduğu dağdır; dolayısıyla 'Tin'den kasıt Şam mescididir, Zeytun da Beytu'l-Mukaddes'tir' yahut 'Tin, Mescid-i Haramdır, Zeytun da Mescid-i Aksadır' görüşünde bulunanlar da vardır.

    Áyette Tur-ı Sina ve 'Emin Şehir' sözüyle Mekke de anıldığına göre Tin ve Zeytun hakkındaki bu ikinci tefsirlerin daha doğru olması gerekir.

    Tefsircilerin bu áyette değişik şekillerde yorumladıkları bir başka kavram ise 'Ahsen-i takvim'dir. Bazı müfessirler 'Ahsen-i takvim boyu düz, iki ayak üstünde yürüyen canlılardır, yani insandır. Öbür canlılar yüzüstü yahut dört ayakla yürürlerken insan dik ve iki ayak üzerinde yürür şekilde yaratılmıştır' derler. Buna mukabil diğer bazı tefsirciler 'Ahsen-i takvim' hakkında Bu ifade insanın düşünmek, anlamak, ayırdetmek, söz söylemek gibi özelliklere sahip bir şekilde yaratılmış olduğuna dalálet eder' demektedirler.

    İftar Yemeği: Keşkül-ü fukara

    Bademler sıcak suda haşlanıp kabukları ayıklanır, ezilir ve bir tenceredeki süte iláve edilir. Bir-iki taşım kaynatılıp bazemler süzdürülür. Süte yarım bardak suda ezilmiş pirinç unu ile patates unu ve bir çorba kaşığı hindistan cevizi dökülür, bir telle karıştırılarak 15 dakika pişirilir. Koyulaştıktan sonra keşkül kásesine boşaltılır. Üzerine süzdürülmüş bademle havanda ezilmiş yeşil fıstık dökülür. İsteyen, üzerine gülsuyu da döker.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı