Dünya Haberleri

    İşte gerçek Amerika

    Zeynep GÜRCANLI- Metamora-Indiana-Ohio
    20.10.2008 - 09:16 | Son Güncelleme:

    ABD deyince akla, ya dünyanın en kalabalık ve karmaşık şekli New York, ya Beyaz Saray’ı barındıran başkent Washington, ya da Hollywood ile ünlü Los Angeles gelir.

    İŞTE GERÇEK AMERİKA

     

    Ama ABD’nin bir de başka bir yüzü var;

     

    Ülkenin tam ortasında yer alan, muhafazakar yüzü;

     

    Başkan George Bush’un son iki seçimde de “tulum çıkardığı”, şimdi de yine Cumhuriyetçi John McCain’e oy verecek olan merkezi Amerika;

    Belki de, “gerçek Amerika…”

     

    Gerçek Amerika’nın barındırdığı, “gerçek Amerikalı”nın profili gözle görünür kadar ortak;

     

    Beyaz, avcı, milliyetçi ve dindar…

     

    Zeynep Gürcanlı YAZIYOR

    Bu üç özellikle, ülkenin orta bölgesinde, sosyal yaşamdan iş hayatına, politik görüşten aile ilişkilerine kadar her alanı etkiliyor.

     

    McCain’in son dönemde sık sık bahsettiği “Muslukçu Joe”, işte bu Amerika’yı temsil ediyor.

     

    OHİO’DAN “SONBAHAR FESTİVALİ” İZLENİMLERİ

     

    Yaklaşan seçimler öncesinde ABD tam olarak ikiye bölünmüş durumda;

     

    Demokrat Obama’yı destekleyenler, ülkenin genellikle okyanus kıyısındaki iki yakasında yaşıyorlar. Cumhuriyetçi McCain’i destekleyenler ise orta bölgelerde toplanmışlar.

     

    İşte tam da bu “orta bölgeden”, Ohio Eyaletindeki tipik bir “beyaz Amerika köyünden”,sonbahar festivali izlenimleri.

     

    Ohio’ya bağlı Metamora adlı köyde, yaklaşık bin kişi yaşıyor. Ancak bu bin kişi için, köyde toplam 8 kilise var.

     

    Kilise, köylerde hayatın tam merkezinde yer alıyor; Çocuklar hafta sonlarını kilise okullarında geçiriyorlar. Büyükler, her Pazar ayine gelmenin dışında, hemen hemen her ay farklı bir fırsat yaratıp, yine kilisede buluşuyor, sosyalleşiyorlar.

     

    Bizim ABD’de olduğumuz dönemde de, karşımıza yine kilise merkezli “sonbahar festivali” çıktı.

     

    Festivale önayak olan, kilisenin rahibi ve eşi. Onların girişimi ve çağrısıyla, bu kiliseye bağlı yaklaşık 200 kişi, kilise yanındaki merkezde bir araya geldiler geçen Cumartesi günü.

     

    Biz, ABD’yi gezen 14 kişilik Avrupalı gazeteciler grubu da, Amerikalı yerel mihmandarımız bu köyden olduğundan davetliydik festivale.

     

    Kilise yanındaki merkeze ulaştığımızda, erkekler dışarıda mangalları yakıp, et ve tavuk kızartmaya başlamışlardı bile;

     

    Kadınlar ise, içeride diğer yemekleri servise hazırlıyorlardı; Herkes, en iyi yaptığı yemeği pişirip getirmişti merkeze; Çorbadan, pilava, salatalardan, tatlılara kadar her türlü Amerikan yemeği masada hazırlanıyordu.

     

    Festival, kilise rahibinin yaptığı konuşma ile başladı. Ve herkes sıraya girip, yemeklerini aldı.

     

    Yemekler yenirken, diğer tarafta kurulan potada çocuklar basket atıyor, koşturuyorlardı.

     

    Bir çocuğun 9. yaş günü için, koca bir pasta bile çıktı sonradan ortaya.

     

    SIRADA “ATEŞ ETMEK” VAR

     

    Yemek bittikten sonra, biz yabancı gazeteci grubu “şimdi ne olacak” diye bakarken, “hadi gidiyoruz” dedi bize rahip.

     

    Dışarı çıktık, 100 metre kadar ileriye gittik ve bir anda ortaya tüfekler çıktı.

     

    Hemen her ailede bir ya da birkaç tüfek vardı.

     

    Ortaya, hedef olarak küçük plastik diskler atan bir alet çıkarıldı. Herkes silahını eline aldı ve başladı ateş etmeye. Bir kişi plastik diskleri fırlatırken, en az 10 kişi hedefi vurmaya çalıştı.

     

    Babaların heveslerini almalarından sonra, sıra küçük çocuklara geldi; 7-8 yaşındaki çocuklara bile tüfek tutuşturulup, hedefe atış yapmalarına izin verildi.

     

    Tabii, itiraf etmek gerekirse, biz gazetecilerden bazıları da, hevesli Amerikalıların ısrarlarına dayanamayıp, birkaç atış yaptık. İçimizden en iyisi Makedonya gazeteci çıktı ve hedefi ilk atışta vurdu: Macar, birkaç ıskadan sonra başarı sağlarken, diğerleri hedefin yanına bile yaklaşamadı.

     

    VE ATLAR;

     

    Ateş etme hevesi sönmek üzereyken, yine yanımıza rahip yaklaştı ve “gidiyoruz” dedi. Yine yaklaşık 100 metre kadar ileride, bu kez bizi atlar bekliyordu;

    En az 15 at, sahipleri tarafından getirilip, yakınlardaki ağaçlara bağlanmışlardı bile. Küçük bebekler için Midilliler bile vardı ortalıkta gezinen…

     

    Burada da hemen atlar paylaşıldı, herkes sırayla, geniş çayırda binicilik kabiliyttlerini ortaya koydu.

     

    VE KÖY MEYDANINDA DÜELLO

     

    Durun daha bitmedi;

     

    “Süvarilik” serüveninden hemen sonra ise, topluca araçlara binilip, bu kez Metamora’nın şehir merkezine gidildi. Çünkü, etraftaki 8 kiliseden gelen herkes, Metamora’nın küçücük merkezinde, bu festival için her yıl özel olarak hazırlanan “düelloyu”, ya da “temsili silahlı çatışmayı” seyretmek için buluşmuştu.

    “Oyunun” merkezini, Metamora’nın küçücük tren istasyonu oluşturuyordu.

     

    Önce trenin sireni duyuldu, hemen ardından kovboy kıyafeti giymiş kişiler ortaya çıktılar;

     

    Senaryo, “kötü adamların” treni soyma denemesi, “kahraman şerif ve adamlarının” da onu engellemesi üzerine kurulmuştu.

     

    İlk ateşi hırsızlar açtı ve bir kişi hemen “öldü”.

     

    Ardından da asıl çatışma başladı; Sonuçta tabii ki kazanan “iyiler” yani, Şerif ve adamları oldu.

     

    “Ölü” ya da “diri”, “kötü adamlarla” “iyi adamlar”, oyunun sonunda ayağa kalkıp, alkışlar arasında sarılıp, bir de hatıra fotoğrafı çektirdiler. Ve bu sahte çatışma ile, bu yılki “sonhabar festivali” de sona erdi.

     

    TÜRKİYE NEREDE BİLMİYORLAR

     

    Tabii festival boyunca, kimisi ülkelerinden sadece “askerlik” için çıkmış, kimisi ise hiç çıkmamış, orta-üst düzey gelirli, hepsi beyaz ve Protestan Metamoralılar ile sohbet etme imkanı da bulduk.

     

    Öncelikle, hiçbiri “Türkiye’nin yerini” bilmiyor. Sadece birkaç tanesi, “Turkey” (İngilizce hindi anlamına da geliyor) yani “Türkiye’nin” bir kümes hayvanı değil, ülke olduğunu duymuş. Almanya’daki ABD üssünde askerlik yapmış biri de, Türkiye’nin “yunanistan’ın komşusu” olduğunu farkında, ama Yunanistan’ın da “tam olarak nerede olduğunu” bilmiyor.

     

    Ama “uluslar arası ilgisizlik” sadece Türkiye ile sınırlı değil. “I’m from Hungary” (Ben Macaristan’dan geldim) diyen Macar arkadaşımızın söylediğini “I’m hungry” (acıktım) anlayıp, yemek getirmeye koşanlar da olmadı değil.

     

    Ancak asıl büyük bombayı, üzerinde hemen herkesin giydiği; “Metamora-tanrının kilisesi” yazılı tişört olan kadın patlattı. Ve Rahip’in “aramızda Avrupa’dan gazeteciler var” dediğinde, “Avrupa bir ülke mi?” sorusunu yöneltti. İşin ilginci, gerçekten “Avrupa’nın bir ülke olup olmadığını” bilmeyen tek kişi o da değildi.

    Ama herkes, Irak’ın tam olarak nerede olduğunu bilmese de, Irak’ı “ABD’nin hain diktatörden kurtarıp, demokrasi getirmeye çalıştığı ülke” olarak tanıyorlardı. 40 yaş üstündeki tüm Metamoralılar, ABD’de askerliğin isteğe bağlı olmasına rağmen orduda görev almışlardı. Şimdi de kimisinin oğlu askerdeydi.

     

    Hepsi, silahları seven, at binen, çok çocuk doğurup, kürtaja kesinlikle karşı çıkan, ABD’nin Cumhuriyetçi Başkan Yardımcısı adayı Sarah Palin’den övgüyle bahsetti. Söylemeye hiç gerek yok; Hepsinin oyu tabii ki McCain-Palin’e gidecekti.

     

    Türkiye’de ABD’ye gidenler, genellikle bu ülkeyi dünyanın belki de kozmopolit şehri New York’u, Beyaz Saray’ın bulunduğu Amerikalı bürokratların kenti Washington’u, ya da Hollywood’u barındıran, film yıldızlarının kenti Los Angeles’ı gezmeyi tercih eder.

     

    Oysa Amerika’nın ortası, “bildiğimiz Amerika’ya” kesinlikle benzemiyor. Burası, “başka bir dünya…”

     

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı