Gündem Haberleri

GÜNDEM

    İşte DTP'nin kapatılma gerekçesi

    A.A
    31.12.2009 - 10:13 | Son Güncelleme: 31.12.2009 - 10:13

    Anayasa Mahkemesi'nin, Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) kapatılmasına ilişkin kararının gerekçesinde, “Bir siyasi partinin, siyasi faaliyet görüntüsü altında ülkenin tamamının asayiş ve güvenliğini olumsuz yönde etkileyen, tüm bireylerin temel hak ve hürriyetlerinden yararlanmalarını engelleyen veya ortadan kaldıran terör eylemlerini destekleyen, zemin hazırlayan ve meşrulaştırmaya çalışan söylem ve eylemlerde bulunması hiçbir demokratik sistemde koruma göremez” denildi.

    Anayasa Mahkemesinin, gerekçeli kararı Resmi Gazetede yayımlandı. Gerekçeli kararın yayımlandığı bugünden itibaren Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un milletvekillikleri düştü.

    Yüksek mahkemenin kararında, beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olan Türk ve Tuğluk dahil hakkında siyasi yasak getirilen 37 kişi bugünden başlayarak 5 yıl süreyle başka bir partinin kurucusu, üyesi, yönetici, deneticisi olamayacak.

    Gerekçeli kararda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesinde yer alan partinin kuruluşundan sonraki, kapatmaya neden olacak eylemler için oluşturulan 141 maddelik liste ele alındı.

    İddianamede haklarında siyasi yasak istenen kişiler arasında Leyla Zana, Selim Sadak ve Hilmi Aydoğdu'nun da bulunduğu anımsatılan gerekçede, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, DTP'ye yazı yazarak, yasa gereği partiye üye olmayanların parti organlarında görev alamayacakları bu nedenle bu kişilerin parti üyeliğinden ve parti organlarında aldıkları görevlerden çıkartılmasının istendiği belirtildi. Aynı yazıda Diyarbakır il yönetim kurulu üyesi Hilmi Aydoğdu'nun da kesinleşmiş müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olduğu belirtilerek parti üyeliğinden çıkartılmasının istendiği kaydedildi.

    Gerekçeli kararda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazısına rağmen kapatma davasının açıldığı tarihe kadar davalı Parti tarafından Leyla Zana, Selim Sadak ve Hilmi Aydoğdu ile ilgili yazı gereğinin yerine getirilmediği, adı geçenlerin partiye üye olmadıklarıyla ilgili yargılama sürecinde de davalı Parti veya ilgililer tarafından da herhangi bir savunma yapılmadığının anlaşıldığı ifade edildi.

    Delillerin incelenmesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının iddianamesinde gösterilen eylemlerden, davalı Partinin kuruluşundan önceye ait olduğu görülen, davalı Parti ile ilişkisi kurulamayan, gerçekleştiği veya davalı Parti mensuplarınca gerçekleştirildiği saptanamayan veya düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu sonucuna varılan eylemlerin değerlendirmeye esas alınamayacağı sonucuna varıldığı bildirilen gerekçeli kararda, partinin 15 ilçesine ait binalarda yapılan aramalarda ele geçirilen yayın, eşya ve diğer belgeler, parti ve mensupları tarafından gerçekleştirilen toplantı ve gösteriler ile parti yönetici ve üyelerinin eylemlerinin değerlendirmede esas alındığı belirtildi.

    Gerekçeli kararda, 12 Aralık 2006'da İstanbul'da yapılan DTP Gençlik Meclisi Birinci Olağan Kongresi'nde, 21 Mart 2007'de Mersin DTP İl Yönetimi öncülüğünde düzenlenen miting sırasında ve 1 Eylül 2006'da DTP Van İl yönetimince Van'da düzenlenen “1 Eylül Dünya Barış Günü” konulu Miting sırasında yapılan terör örgütünün propagandası niteliğindeki eylemlere karşı parti yöneticilerinin hiçbir müdahalede bulunmadığının CD çözüm tutanakları ve izlenen CD görüntülerinden anlaşıldığı belirtilerek, bunların “davalı Parti ile PKK terör örgütü arasındaki bağlantıyı ortaya koyduğu” vurgulandı.

    AHMET TÜRK'ÜN BEYANLARI

    Bazı parti yöneticilerinin beyanlarının cd kayıtları ve çözümlerinin de tek tek irdelendiği gerekçeli kararda, haklarında siyasi yasak getirilen partililerin beyanlarının “terör örgütüne siyasi bağlılığın göstergesi” olarak kabul edildiği vurgulandı.

    Genel Başkan Ahmet Türk'ün 18 Ocak 2006'da Diyarbakır'da DTP yöneticilerinin ve belediye başkanlarının katıldığı toplantıda yaptığı basın açıklamasında, “terör örgütü liderinin Kürt sorunu ve Türkiye'nin AB üyeliği konusunda oynadığı rolden takdirle söz etmesi ve terör örgütü liderinin kaldığı cezaevinde maruz kaldığı sorunları tecrit olarak nitelendirip bunu kamuoyuyla paylaşmasının, davalı partinin terör örgütü ve liderine siyasi ve ideolojik yönden bağlılığını gösterdiği” belirtildi.

    Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda da Ahmet Türk'ün bu sözlerinin suç ve suçluyu övmek suçu kapsamında görüldüğü ve Türk'ün 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ifade edildi.

    Türk'ün ayrıca 4 Ağustos 2007'da TBMM'de yemin töreni yapılırken Meclis bahçesinde NTV televizyonuna verdiği röportajda, “terör örgütünün eylemlerini kınayamayacağını beyan etmesi ve bu kişinin milletvekili seçilmeden önce ve sonrasında davalı Partinin genel başkanlığı görevini ifa etmesinin de kendisinin ve temsil ettiği davalı Partinin terör örgütü ile bağlantısını gösterdiği” kaydedildi.

    AYSEL TUĞLUK'UN EYLEMLERİ

    DTP Genel Başkan Yardımcısı konumunda bulunan Aysel Tuğluk'un 16 Mayıs 2006'da DTP Batman İl Başkanlığının 1. Olağan Genel Kurulu Toplantısında yaptığı konuşmada “PKK teröristlerinin bazı kesimlerce kahraman olarak kabul edildiklerini ve bu nedenle terör örgütü liderine karşı terörist diyerek halkın karşısına çıkamayacaklarını ifade etmesinin, davalı Partinin üst yönetiminin PKK terör örgütü ve liderine yakınlığını ortaya koyduğu” belirtildi.

    Tuğluk'un ayrıca, 11 Aralık 2006'da Doğubayazıt'ta partisince düzenlenen açık hava toplantısındaki konuşmasında, “PKK terör örgütünün yaptığı eylemleri Kürt halkının kendi kimliği, kültürü ve onuru için yaptığı bir direniş ve savaş olarak gördüğünü ve Kürtlerin görmezden gelinmesi durumunda şiddetin ve bölünmenin gerçekleşeceğini ifade etmesi ve dağlarda bulunan terör örgütü üyelerinden kardeş olarak söz etmesinin de davalı Partinin genel başkan yardımcısı sıfatını taşıyan bu kişinin terör örgütünün eylemlerini meşru olarak gördüğünün ve terör örgütü üyelerini terörist olarak kabul etmediğinin açık göstergesi” olduğu vurgulandı.
    Gerekçeli kararda, Aysel Tuğluk'un 21 Mart 2007'de Van'da düzenlenen Nevruz mitingi sırasında yaptığı konuşmada, “terör örgütü elebaşısının fikirlerinin geniş kitleler tarafından kabul gördüğünü beyan etmesinin, bu kişinin ve genel başkan yardımcılığını yürüttüğü davalı Partinin terör örgütü liderine olan yakınlığını gösterdiği” kaydedildi.

    LEYLA ZANA'NIN EYLEMLERİ

    Leyla Zana'nın da eylemlerine yer verilen gerekçeli kararda, Zana'nın 18 Temmuz 2007'de Diyarbakır'da düzenlenen DTP destekli bağımsız milletvekili adaylarının seçim mitinginde yaptığı konuşmanın da kendisi ve mensubu bulunduğu partinin amacını ve terör örgütü ile ilişkisini ortaya koyduğu belirtildi.
    Zana'nın bu konuşmasının, 19 Temmuz 2007'de Bingöl'de yaptığı konuşma ile birlikte değerlendirilerek, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 4 Aralık 2008 günlü kararıyla adı geçenin eyleminin “yasa dışı silahlı PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün üyeliği boyutuna ulaştığı” kabul edildiği ve 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği kaydedildi.

    Zana'nın 19 Temmuz 2007'de Bingöl'de Bağımsız Milletvekili Adayı Mehmet Nuri Özmen'in seçim mitinginde yaptığı konuşmanın da “adı geçen şahıs ve dolayısıyla mensubu bulunduğu partinin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine karşı tutumlarını ortaya koyduğu” ifade edildi.
    Gerekçeli kararda, belirtilen nedenlerle, Zana tarafından gerçekleştirilen eylemin davalı Partinin kapatılması ve yasaklama açısından delil olarak değerlendirmeye esas alınması gerektiği sonucuna varıldığı belirtildi.

    Zana'nın 28 Ekim 2007'de Diyarbakır'da “Demokratik Toplum Kongresi” adı altında gerçekleştirilen toplantıda yaptığı konuşmaya da yer verilen gerekçeli kararda, “Konuşmada 'terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'dan 'Kürtlerin lideri', 'başkan' ve 'Kürtlerin önderi' olarak bahsedilmesi ve onun yurt dışından yakalanarak Türkiye'ye getirilmesinin üzüntü verici bir olay olarak kabul edilmesi, teröristlerin yaptıkları eylemler ve bu kişilerin niteliklerinin övülmesi, açıkça terör örgütünün, liderinin ve eylemlerinin övülmesi anlamına gelmektedir” denildi.

    Nurettin Demirtaş'ın 26-28 Ekim 2007'de DTP Diyarbakır il binasında Demokratik Toplum Kongresi adı altında yapılan toplantıda okuduğu basın bildirisinde, “terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'dan 'Kürt halkı önderi' olarak söz edilmesi, bu kişinin İmralı cezaevinde kalmasının tecrit uygulaması olarak nitelendirilmesi, başka bir yere naklinin sağlanması, sağlık sorunlarının giderilmesi ve kürt sorununa demokratik çözüm yaklaşımında belirleyici bir role sahip olduğu” şeklindeki ifadelerin, terör örgütünün propagandası niteliğinde beyanlar olduğu, davalı Parti ve Genel Başkan Vekili statüsünü taşıyan mensubunun terör örgütü ile bağlantısını ortaya koyduğu kaydedildi.

    DTP üyesi Selim Sadak'ın da 23 Nisan 2006'da DTP Genel Merkezini temsilen katıldığı DTP Nusaybin İlçe Teşkilat binasının açılışında bir kısmını Kürtçe olarak yaptığı konuşmasında, “Genel Merkez adına hareket eden bir görevlinin ilçe teşkilatının açılışındaki terör örgütünü ve başını destekleyen beyanlarının, kişinin ve mensubu olduğu davalı Partinin terör örgütü ile ilişkisini ortaya koyduğu” vurgulandı.

    TERÖR ÖRGÜNÜN AMACI

    Gerekçeli kararda, PKK terör örgütünün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmak, Türk Ulusu'nu etnik kimlik esasına dayalı “Türk ve Kürt ulusları” biçiminde ikiye bölmek ve ezilen halk olarak nitelediği Kürt kökenli vatandaşları, ayrı bir ulus olarak devletini kurma yolunda kanlı şiddet eylemlerine yönelttiğinin bir gerçek olduğu vurgulandı.

    Demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanılarak, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen eylemlerin kabul edilemeyeceğine işaret edilen gerekçeli kararda, şöyle denildi:
    “Bu durumda hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasına engel olmak, devletin görevi ve varlık nedenidir. Teröre destek verip ondan destek alan bir siyasi partinin Anayasa ve yasaya göre varlığını sürdürmesi düşünülemez.
    Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları sayılmaları siyasi partilere bir güvence sağlamasının yanında, önemli görev ve sorumluluklar da yüklemektedir. Bu, yalnızca iç hukuk sisteminin öngördüğü bir yükümlülük değildir. Yukarıda ayrıntılarıyla üzerinde durulan uluslararası belgelerden, bu dengenin korunmasına özen gösterildiği, bu dengeyi bozucu tutum ve davranışların himaye görmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir siyasi partinin, siyasi faaliyet görüntüsü altında ülkenin tamamının asayiş ve güvenliğini olumsuz yönde etkileyen, tüm bireylerin temel hak ve hürriyetlerinden yararlanmalarını engelleyen veya ortadan kaldıran terör eylemlerini destekleyen, zemin hazırlayan ve meşrulaştırmaya çalışan söylem ve eylemlerde bulunması hiçbir demokratik sistemde koruma göremez.
    Kapatma davası sürecinde ileri sürülen iddialar, deliller ve davalı Parti temsilcileri tarafından bunlara karşı yapılan savunmalar değerlendirildiğinde; davalı Parti;ye isnat edilen eylemlerin; parti mensuplarının terör örgütünün yönlendirmesi doğrultusunda gerçekleştirdikleri eylem ve etkinlikler ile parti teşkilat binalarında yapılan aramalarda ele geçirilen belge ve dokümanlardan, terör örgütü ve elebaşısına destek içeren açıklama ve eylemlerden oluştuğu anlaşılmaktadır.”

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı