Gündem Haberleri

    İşte AKP'nin kapatma savunması. Tam metin

    ANKA
    06.05.2008 - 13:12 | Son Güncelleme:

    Kapatma davası için AKP'nin hazırladığı savunmanın ayrıntıları belli olmaya başladı

    -AKP kapatma davasıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne verdiği metne “savunma” değil, “cevap” adını verdi.

    -AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ne verdiği kapatma davasıyla ilgili savunmanın ayrıntıları belli oldu, 98 sayfalık savunmanın altında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası yer aldı.

    -Başbakan Erdoğan, partisinin cevabını, “Ak Parti, laikliğe aykırı fiillerin değil, kurulduğundan itibaren yaptığı çalışmalarla ülkemize ve milletimize hizmetin odağı haline gelmiştir” dedi.

    -Savunmada “İddianame’de AK Parti yerine ısrarla AKP denilmesi siyasi tavır göstergesidir” denildi.

    "İDDİANAME ÇELİŞKİLER YUMAĞI"

    98 sayfalık savunmada iddanameye cevaplarımız ifadesi yer alıyor. AK Parti hakkında hazırlanan iddianamenin ve Yargıtay Başkanvekili'nin açtığı davanın bir çelişkiler yumağı olduğu ifade ediliyor.

     

    Hazırlanan savunmada; "AK Parti hakkında hazırlanan iddianame baştan aşağı gerçekleri gözardı eden, değerleri ve kavramları çelişkiler yumağı haline getiren, dahası koruyor gibi göründüğü değerlere zarar veren önyargılı bir anlayışla hazırlanmıştır" deniliyor.

     

    Savunmada iddianamenin gerçekle bir ilişkisi bulunmadığı belirtiliyor. "Bu nedenle iddianamenin ortaya koydukları ile gerçekleri arasında derin bir uçurum bulunmaktadır" deniliyor. İddianamenin kanıtlandığı tek şeyin bu 'derin uçurum' olduğu vurgulanıyor.

     

    Atatürk'ün gösterdiği hedeflere yürüyoruz   

     

    Yine iddianamenin girişinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten bahsediliyor ve onun gösterdiği çağdaş uygarlık hedefine doğru kararlılıkla yürüyen Türkiye'nin, "AKP yönetiminde yürüyen Türkiye'nin laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiğini ileri sürmek bir çelişkidir" deniliyor ve dayatmacı, dışlayıcı ayrıştırıcı bir siyasi anlayışa karşı bir hukuk devleti olan cumhuriyetin değer ve niteliklerini birleştirici olarak siyasi rekabetin üstünde tutan Ak Partinin cumhuriyetin niteliklerine karşı olduğunu göstermek ciddi bir paradoksu yansıtıyor" deniliyor.

     

    İddianame de ayrıca "Cumhuriyeti demokrasiyi ve insan haklarını, laikliği ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri koruyup geliştirmeye çalışan bir siyasi partinin demokrasiye aykırı bir siyasi projesinin olduğunu iddia etmek anlaşılabilir bir durum değildir" deniliyor.

     

    "Açıkladıklarımız ve yaptıklarımız dışında gizli bir gündemimiz olmadı bundan sonra da olmayacak" denilen açıklamada ayrıca AK Parti'nin net, somut ve çerçevesi belirlenmiş bir şekilde kendini ortaya koyduğu ve gizli gündem, takkiye gibi olumsuz çağrışımların gereksiz gerilimler üretmesini engellediği gibi siyasete kalite kazandırmak için önemli açılımlar ortaya koyduğu belirtilyor

     

    98 sayfalık savunmada AKP iktidarında başta AB olmak üzere Atatürk'ün gösterdiği hedeflere her zamankinden daha fazla yaklaşıldığı belirtiliyor.

     

    BAŞBAKAN ‘ULEMA’ SÖZÜNÜ ‘BİLİRKİŞİ’ BAĞLAMINDA KULLANMIŞ

    AKP'nin Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu ön savunma metninde Başbakan Erdoğan’ın laikliğe aykırı 61 eylemi de ayrı ayrı savunuldu. Başbakan Erdoğan’ın sözleri incelendiğinde bunların büyük bir çoğunluğunun üniversitelerde kılık ve kıyafet özgürlüğüne ilişkin beyanlar olduğu vurgulanarak, “Bu tür açıklamalar sadece Ak Parti mensupları tarafından değil, başka partilerin mensuplarınca da yapılmıştır” denildi.

    Savunma metninde, Danıştay 2. Dairesi’nin anaokulu öğretmeninin okula gelip giderken türban takamayacağına ilişkin kararı sonrası Başbakan Erdoğan’ın başörtüsünün dini inancın gereği olup olmadığı hususunun din bilginleri (ulema) tarafından tartışılacak bir konu olduğuna yönelik yaptığı konuşma şöyle değerlendirildi :

    “Başbakanın, başörtüsünün dini inancın gereği olup olmadığı hususunun din bilginleri (ulema) tarafından tartışılacak bir konu olduğuna işaret eden açıklaması da iddianamede iyi niyetli olmayan bir değerlendirmeyle, laikliğe aykırı kabul edilmiştir. Bu sözler, hukuk devletinde adil yargılamanın önemli bir unsuru olan ‘bilirkişilik’ bağlamında değerlendirilmelidir. Laik bir hukuk devletinde yargıçların bir dinin gerekleri konusunda uzman olmaları beklenemez. Teknik bilgi ve birikim gerektiren bu hususun yargılama sırasında konunun uzmanlarına sorulması laiklik ilkesine aykırılık teşkil etmemektedir.”

    ‘İDDİANAMEDE, BAŞBAKAN'IN HIÇKIRIKLARINA MÜDAHALE ETMEK İSTENDİ’

    Savunma metninde, Başbakan Erdoğan’ın Yükseköğretim Kanunu’nda türbana ilişkin yapılacak yasal değişiklikler konusunda, ‘Acelemiz yok’, ‘Sabırlı olun’, ve ‘Gönlümün derinliklerinde yatan hıçkırıklar var’ sözlerinin kapatma davası için yazılan iddianamede delil olarak kabul edilmesine tepki gösterilerek, “İnsan gönlünün hıçkırıklarına müdahale etmek isteyen bu iddianame, böylece laiklik ve insan hakları teorisine ‘çok özel’ bir katkıda bulunmuş olmaktadır” denildi.

    BAYKAL'IN SÖZLERİ DELİL OLDU

     

    AKP, Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu savunma metninde CHP lideri Deniz Baykal’ın sözlerini ‘delil' olarak gösterdi. Baykal’ın başörtüsü konusunda parti grup toplantısında yaptığı konuşma savunma metnine girdi.

     

    Ön savunma metninde, Baykal’ın 5 Şubat 2008 tarihinde parti grup toplantısında yaptığı konuşmada, “İslam teolojisi içinde bir tek saç telinin dahi gözükmesi kabul edilemez anlayışını söyleyenler olduğu gibi, olayı böyle görmeyen çok saygıdeğer, çok önemli, çok değerli İslam bilginleri de vardır" söylediği belirtildi.

    Baykal’ın, “Nüfusun yüzde 99’u Müslüman olan bir toplumun demokrasi içinde yaşayabileceğini biz kanıtlamış bulunuyoruz sözlerinin yanı sıra reklam panolarına asılan “Çekil aradan, Din bizim. Devlet bizim. Millet bizim" sözleri de gösterilen deliller arasında yer aldı.

     

    Eski Başbakanlardan merhum Bülent Ecevit, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz Süleyman Demirel ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de ‘din’ konusunda yazdığı yazılar ve yaptığı konuşmalar AKP nin ön savunmasında ‘delil’ olarak gösterildi.

     

    YÖK BAŞKANI'NIN SÖZLERİ BİZİ BAĞLAMAZ

     

    AKP, Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu ön savunma metninde YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın sözlerinin partilerini bağlamayacağını belirtti.

    Savunma metninde, YÖK Başkanı Prof. Dr. Özcan’ın üniversitelerde kılık kıyafet özgürlüğü hakkındaki açıklamaları ve bu konuda Anayasa hükümlerine göre işlem yapılması yönünde üniversite rektörlerine gönderdiği yazının ‘kanun dışı’ olarak yorumladığına dikkat çekilerek, şöyle denildi:

     

    “Bu sözler, partimizin ‘Anayasaya aykırı eylemleri arasında’ sayılmıştır. Halbuki YÖK Başkanı 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 6. maddesine göre Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan atanmaktadır. Her şeyden önce, YÖK Başkanının anılan faaliyetlerinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Kaldı ki bulunsa da, bundan dolayı AK Parti Hükümeti sorumlu tutulamaz. Aksi halde, AK Parti Hükümetleri döneminde görev yapan bütün YÖK başkanlarının faaliyetlerinden de Hükümeti sorumlu tutmak gerekir."

     

    Savunma metninde, iddianamede kamu görevlilerinin yaptıklarının da sıralandığı hatırlatılarak, “Vali, kaymakam ve kamu görevlilerinin icraatlarından dolayı iktidar partisinin sorumlu tutulabileceğine dair görüş, parti-devlet özdeşliğinin geçerli olduğu tek parti döneminin anlayışını yansıtmaktadır" denildi

     

    ECEVİT, YILMAZ, ÇİLLER, BAHÇELİ VE DEMİREL DE ‘DELİL’ OLDU

    Eski Başbakanlardan merhum Bülent Ecevit, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz Süleyman Demirel ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de ‘din’ konusunda yazdığı yazılar ve yaptığı konuşmalar AKP nin ön savunmasında ‘delil’ olarak gösterildi.

    AİHM’İN TBKP KARARI DA SAVUNMADA

    AKP'nin Anayasa Mahkemesi'ne verdiği ön savunmada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "beyaz çarşaf" açıklamasına da açıklık getirildi. Savunma da ayrıca, AİHM'in TBKP kararı da yeraldı.

    BEYAZ ÇARŞAF

    İddianamede, Başbakan Erdoğan’ın CHP liderine cevap olarak verdiği “Biz o beyaz çarşaflarla beraber yola çıktık. Biz bu konuda bedel ödemeye hazırız” sözlerinin “devleti ve toplumu dönüştürme kararlılığını ve bu uğurda neleri göze aldığını gösterdiği” değerlendirmesi hatırlatılan savunmaya şöyle devam edildi:

    “-Başbakanın bu sözlerle Başsavcının iddia ettiği gibi toplumu dönüştürme uğruna değil, milli iradenin üstünlüğünü ve demokrasiyi koruma uğruna ölümü göze aldığını anlatmak istediği çok açıktır ve takdir edilmesi gereken bir cesaret örneğidir. Başsavcı bu sözleriyle kamu adına hareket etmesi gereken tarafsız bir hukuk adamı kimliğini bir kenara bırakmış ve söz konusu polemikte muhalefetin diliyle konuşan siyasi bir kimliğe bürünmüştür.

    -27 Mayıs darbesini yücelten, Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamını ‘halkın coşkuyla karşıladığını’ söyleyenlerin ve bu yolla bugün yeni 27 Mayıslara davetiye çıkaranların bulunduğu bir siyasi ortamda demokrasiye olan inancı cesaretle ve kararlılıkla ifade etmenin hangi mantıkla kınandığını anlamak imkansızdır.

    -Bu siyasi tavır karşısında AK Parti olarak bizim konumumuz değişmemiştir. Tüm korkutma, tehdit ve sindirme girişimlerine karşı diyoruz ki: Bu topraklarda demokrasinin kökleşmesi, devletimizin güçlenmesi, millet iradesinin yüceltilmesi, insan hakları standardının yükseltilmesi, milletimizin refahı, huzur ve özgürlük içerisinde yaşaması için elimizden gelen her şeyi yaptık, yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.”

    AİHM’İN TBKP KARARI DA SAVUNMADA

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin kapatılmasına karşı verdiği karardan “partilere yönelik her müdahale, kaçınılmaz olarak hem örgütlenme özgürlüğünü hem de sonuçta demokrasiyi etkileyecektir” sözlerinin alıntılandığı savunmada, “Parti kapatmada Türkiye çağdaş demokrasilerde kırılması imkansız bir rekorun sahibidir. Sadece 1961 Anayasası döneminde kapatılan parti sayısı bile tek başına demokratik ülkelerde kapatılanların toplamından fazladır” cümlesi yer aldı.

    FAZİLET YASAKLISI VEKİLLERİN DAVASINI ÖRNEK VERDİ

    Venedik Komisyonu kararına göre siyasi partilerin ancak şiddeti savunma veya şiddeti politik bir araç olarak kullanma durumunda kapatılabileceğine de değinilen savunmada şöyle denildi:

    “Partilerinin kapatılması sonucu haklarında beş yıl parti yasağı getirilen nazlı Ilıcak, Merve Kavakçı ve Mehmet Sılay’ın başvuruları üzerine, 2007 yılında AİHM, Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.”

    AK PARTİ DEMOKRATLARIN YÖNELDİĞİ YEGANE ADRES

    AK Partinin ülke demokratlarının yöneldiği neredeyse yegane adres haline geldiği belirtilen savunmada, Refah, Fazilet geleneğinin uzantısı iddialarına şöyle yanıt verildi:

    “Öte yandan iddianame partimizi geçmiş bazı partilerin devamı olarak gösterme gayreti içindedir. Burada amaç bellidir. AİHM’in bir siyasi partiyle ilgili olarak verdiği karardan hareketle, partimizin de kapatılmasının Sözleşme’ye uygun olacağı izlenimi oluşturulmak istenmektedir. Ancak bu gayret beyhudedir. AK Parti 2001 yılında tamamen yeni bir parti olarak kurulmuş ve bunu sadece söylemleriyle değil, eylemleriyle de göstermiştir.”

    Anayasa Mahkemesi’nin 2004 Anayasa değişikliğinden sonra bakacağı parti kapatma davalarında AİHM içtihadını dikkate alarak 2004’ten önce ortaya koyduğu ve parti özgürlüğünü büyük ölçüde daraltan içtihadını değiştirmesi gerektiği belirtilen savunmada, Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl AİHM’in siyasi parti davalarında verdiği ihlal kararlarını yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul ettiği, bunu da Türkiye Birleşik Komünist Partisi için uyguladığı bildirildi.

    AKP savunmasında ayrıca, “Türk hukuku bakımından bir siyasi parti ancak istisnai durumlarda ve en son çare olarak kapatılabilecektir” denildi. Savunmada şu ifadeler de yer aldı:

    “-Bu davada ‘odak’ olma şartları gerçekleşmemiştir? Partimizin laikliğe aykırı hiçbir eylem ve söylemi bulunmamaktadır. AK Partinin laiklik anlayışı, çağdaş demokratik toplumların özgürlükçü laiklik anlayışıyla tamamen uyumlu bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Partimizin savunduğu laiklik anlayışı, başkalarının temel hak ve özgürlüklerine asla bir tehdit içermektedir? İktidarımız süresince laikliği aksatacak herhangi bir icraatın içinde olmadık, bundan sonra da olmayacağız? Türk halkının yüzde 99’unun Müslüman olmasına yapılan vurgu, çok farklı siyasiler, gazeteciler, yazarlar ve akademisyenlerce benimsenen ve yerli ya da uluslar arası bilimsel metinlerde de yer alan ‘sosyolojik bir tespit’ olarak kullanılmaktadır.”

    LAİKLİK, BAŞÖRTÜSÜ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

    İddianamede AK Parti’nin laiklik aleyhtarı gösterilmesinde kullanılan en önemli argümanın üniversitelerde başörtüsü serbestisine ilişkin söylem ve eylemlerinin sayıldığı belirtilen savunmada, şöyle denildi:

    “-Birincisi yükseköğretim kurumlarında kız öğrencilerin başörtüsü ile öğrenim görebilmesine ilişkin görüşlerin laiklikle ilişkilendirilmesi isabetli değildi.

    -İkincisi, bu görüşün laikliğe uygun ya da aykırı olup olmadığından bağımsız olarak, iddianamede delil olarak sunulan sözlerin tamamı ifade özgürlüğü kapsamında herkesin rahatça dile getirdiği sözlerdir.

    -Üçüncüsü, Parlamentoda gerçekleşen Anayasa değişikliği ve bu yöndeki kanun teklifleri birer yasama işlemi olması nedeniyle partimize değil, yasama organına isnat edilebilecek eylemlerdir.”

    Savunmada başörtüsüne geniş yer ayrılırken “Başörtülü genç kızların devlet tarafından çerçevesi belirlenen üniversite eğitimi alması, böylece çağdaş bilgilerle donanmaları, Cumhuriyetin kazanımı olacaktır” denildi. Savunmada üniversitenin eğitimi din ve devlet işlerinin ayrılması ilkesinin kaynağı olan seküler bir yapıya sahip olduğu da kaydedildi.

    Savunmanın bu bölümünde Leyla Şahin’in türban yasağının kaldırılması talebinin reddiyle ilgili AİHM kararı da değerlendirildi. Başörtüsü bölümünde, “Leyla Şahin kararında AİHM, ‘eğitim kurumlarında dini sembollerin kullanılması’ konusunda Avrupa ülkelerinde farklı uygulamaların olabileceğini, bu konuda kuralların ülkeden ülkeye değişebileceğini belirtmiştir. Bu nedenle, Mahkemeye göre, dini sembollerin kullanılmasına ilişkin hukuki düzenleme yapma konusunda taraf devletler geniş bir takdir yetkisine sahiptirler (Büyük Daire kararı, par.109)” paragrafı yer aldı.

    İŞTE SAVUNMADAKİ ARA BAŞLIKLAR

    AKP’nin, Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu ön savunma metninde “Dava Hukuki Temelden Yoksundur” ana başlığı altında başlayan ve son sayfalara kadar süren ara başlıklar şöyle:

    “Bu davada ‘odak’ olma şartları gerçekleşmemiştir”, “Partimizin laikliğe aykırı hiçbir eylem ve söylemi bulunmamaktadır (AK Partinin Laiklik Anlayışı - Laiklik, Başörtüsü, İfade Özgürlüğü?, Üniversitelerde başörtüsü serbestliği bireysel özerkliğin ve özgürlüğün gereğidir ? Kılık ve kıyafet serbestliğine ilişkin sözler ifade özgürlüğü kapsamındadır”, “Yasama faaliyeti olan Anayasa değişikliklerinin laikliğe aykırı olduğu ileri sürülemez”, “AK Parti Genel Başkanının açıklamaları da ifade özgürlüğü kapsamındadır”, “İddianamede yer verilenlere benzer hatta daha sert sözler farklı siyasi liderler tarafından da söylenmiştir”, “Çocukların din eğitimi özgürlüğünü savunmak laikliğe aykırı değildir”, “meslek liselerine yönelik katsayı farklılığının kaldırılmasını savunmak laikliğe aykırı değildir”, “Fakir öğrencilerin devletçe özel okullarda okutulması girişimi laikliğe aykırı değildir”, “Yasama sorumsuzluğu kapsamındaki oy ve sözler delil olarak kullanılamaz”, “ siyasi parti kurulmadan önce söylenen sözler partiyi bağlamaz”, tarafsız cumhurbaşkanı siyasi parti kapatma davasına dahil edilemez”, “TBMM Başkanının ifadeleri delil olarak kullanılamaz”, “İddianamedeki ‘şiddet ihtimali’ iddiası tamamen hayal ürünüdür”, AK Parti hükümetinin dış politikası Anayasaya aykırı değildir”, “ İddianame yanlış bilgiler, çarpıtmalar ve kurgulamalardan oluşmaktadır”, Başbakan’ın New Straits Times’e verdiği mülakat tahrif edilmiştir”, “ Basında yer alan haberler doğrulanmadan ‘delil’ olarak kullanılmıştır”, “Anayasanın dili tahrif edilmiştir”, “Anamuhalefet partisi Anayasa değişikliklerinin şekil denetimini isteyemez”, “ Cemaat kavramı yasalara yeni girmemiştir”, “Hastalar için ibadet mekanı düzenlenmesi on yıldır yürürlüktedir”, “Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliğinden sadece mükerrer hükümler çıkartılmıştır”, “Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nda görevlendirilen personel tek bir sendikaya üye değildir”, “Kadrolaşma iddiaları mesnetsizdir”, “Hakkında disiplin soruşturması açılan partilerin beyanlarının delil olarak iddianameye konulması mümkün değildir”, “Tekzip edilen ve aslı olmayan konuşmalar iddianamede deliller arasında sayılmıştır”, “Parti yetkililerinin benimsemediği ifadeler ve faaliyetler odak olmada delil olarak kullanılmıştır.”

    UYDURMA DELİL Mİ YARATILIYOR?

    Başsavcı Yalçınkaya’nın iddianamesinde delil olarak gösterdiği, “türbanın yasaklanmasını savunanların Mussolini gibi yargılanacaklarını ve cezalandırılacakları” sözlerinin kimin tarafından söylendiğinin belli olmadığının yazıldığı savunma metninde, “Böyle bir televizyon konuşması, hangi partilimiz tarafından nerede, ne zaman ve hangi televizyon kanalında yapılmıştır? Eğer böyle bir konuşma var ise, parti ile ilgisi bulunmayan yönlendirilmiş bir kişiye mi aittir? Yoksa parti yasaklamada sadece şiddeti ölçü alan Venedik kriterlerinin gerçekleştiği izlenimini uyandırmak için herkesi güldürecek uydurma delil mi yaratılıyor? İddianamede dayanılan diğer konuşmalar eklerde yer almasına rağmen, bu faili meçhul ve içeriği hiçbir şekilde kabul edilemeyecek konuşma neden ekler arasında bulunmaktadır” denildi. 

    DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİ DURUMUNDA

    AKP, Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu ön savunmasının ‘sonuç ve talep’ bölümünde, laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmaktan değil, ancak ‘vehimlere dayalı bir algılama hatası’nın varlığından söz edileceğini belirtti.

    İşte, AKP’nin kendisi hakkında açılan kapatma davasına ilişkin talepleri:

    “Bir bütün olarak değerlendirildiğinde iddianame, toplumsal talepleri dile getirme görevi olan siyasi partilerin, toplumsal ve siyasi sorunlar karşısında adeta duyarsız ve dilsiz olduğu bir partiler düzeni istemektedir. İddianamede ‘delil’ olarak sunulan beyan ve eylemlerin özgürlükçü demokratik ve laik rejime yönelik bir tehdit oluşturduğu söylenemez. Aksine, bu sözde ‘deliller’le bir siyasi partinin kapatılmasının talep edilmesi, Türkiye de demokrasiyi tek sesli ve yasakçı boyuta taşıyabilecek bir tehdit niteliğindedir. Ortada Ak Parti’ye isnat edilebilecek nitelikte laikliğe aykırı eylemler, hatta söylemler olmadığına göre, laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmaktan değil, ‘vehimlere dayalı bir algılama hatası’nın varlığından söz edilebilir. Her biri tek başına laikliğe aykırılık oluşturmayan ifadeler, bir milyon defa tekrarlansa bile, bir partiyi Anayasaya aykırı eylemlerin odağı haline getirmez. Ak Parti, laikliğe aykırı fiillerin değil, kurulduğundan itibaren yaptığı çalışmalarla ülkemize ve milletimize hizmetin odağı haline gelmiştir. Sonuç olarak, bu nedenlerle Ak Parti’nin kapatılması için açılan davanın reddine karar verilmesi hususunu Anayasa Mahkemesi’nin takdirlerine saygıyla sunarız”

    Ön savunmada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası yer alıyor. 35 ekten ve toplam 3 klasör evraktan oluşan ön savunma, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na da geçtiğimiz günlerde gönderilmişti.

    AKP, hakkında açılan kapatma davasında siyasi yasak getirilmesi istenen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, “Tarafsız Cumhurbaşkanı siyasi parti davasına dahil edilemez” diyerek savundu.

    Savunma metninde Cumhurbaşkanı Gül hakkında şöyle denildi:

    “Parlamenter sistemlerde, devlet başkanının siyasi sorumluluğu olmadığı için de Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisi veya başka bir organ tarafından görevinden uzaklaştırılması mümkün değildir. Görevde bulunan bir Cumhurbaşkanı için yaptırım istenmesini hukuki bir temele bağlamanın imkanı yoktur. Cumhurbaşkanı ancak vatana ihanetten dolayı, TBMM üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır. ‘Suçlandırma’ kavramı, yalnızca ceza hukuku anlamındaki suçu değil, aynı zamanda tüm kamusal yaptırımları içerir. Parti kapatmada da tarafsız Cumhurbaşkanın sorumluluğundan söz edilemez. Cumhurbaşkanının eskiden üyesi olduğu partinin kapatılması sürecine dahil edilmesi ve hakkında beş yıllık parti yasağı talep edilmesi Anayasaya açıkca aykırıdır”

    “GÜL’E ATFEDİLEN EYLEM VE BEYANLARIN LAİKLİKLE İLGİSİ YOK”

    AKP hakkında açılan kapatma davasının iddianamesinde Cumhurbaşkanı Gül’ün beyanlarının laikliğe aykırı olduğu şeklindeki değerlendirmelere katılınmadığına dikkat çekilen ön savunmada şöyle denildi:

    “Abdullah Gül’e atfedilen eylem ve beyanların laiklikle de hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. İddianamede, ‘Fethullah Gülen isimli cemaat liderinin yurt dışında kurduğu okul bir ticari şirket olarak değerlendirilip temas ve ilişki kurulması Abdullah Gül’ün başında bulunduğu Dışişleri Bakanlığı’nın bir genelgesi ile Büyükelçilerimizden istenildiği’ ve bir başka genelge ile ‘Almanya ile imzalanan Güvenlik İşbirliği Anlaşması’nda Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’ndan köktendinci terör örgütü olarak söz edilmesine rağmen, bu teşkilat mensuplarının yurtdışındaki vatandaşlarımızın sorunları ve milli konularda dış temsilciliklerimizce gerçekleştirilen faaliyetlere katkıda bulundukları belirtilerek bu örgütle temas ve işbirliği kurulmasının istenildiği’ iddia edilmektedir. Sözü edilen genelgelerle, adı geçen cemaat veya teşkilat ve ilişki kurulması yönünde bir talimat verilmemiştir. İddianamenin ekinde sunulan genelge fotokopilerinin incelenmesi halinde görüleceği gibi, bahsi geçen dernek, vakıf ve okulların faaliyetleri ve tutumlarına bağlı olarak ve yerel koşullar çerçevesinde temas ve işbirliğinde bulunma konusunun misyon şeflerimizin takdir yetkisi içinde bulunduğu hatırlatılmaktadır.”

    İŞTE, GÜLEN’İN OKULLARINI ZİYARET EDENLER?

    Ön savunmada Cumhurbaşkanı Gül savunulurken, Fethullah Gülen’in okullarını ziyaret eden eski devlet başkanları, bakanlar ve askerler sıralandı. İşte, Gülen’in okullarını ziyaret edenler:

    “Cumhurbaşkanlarımız (Turgut Özal ve Süleyman Demirel), TBMM Başkanlarımız (Mustafa Kalemli ve Hüsamettin Cindoruk), Başbakanlarımız (Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit), Dışişleri Bakanları dahil bakanlarımız (Şerif Ercan, Ahat Andican, Cumhur Ersümer, Necdet Menzir, Refaiddin Şahin, İstemihan Talay, Enis Öksüz v.s), Yargıtay Başkanımız (Müfit Utku), Milletvekillerimiz (Murat Sökmenoğlu, Hasan Korkmazcan, Hayri Kozakçıoğlu, Yıldırım Akbulut, Nevzat Ercan, Masum Türker, Haydar Yılmaz, Lütfullah Kayalar, Onur Öymen v.s.) ile diğer devlet adamlarımız (Alpaslan Türkeş, emekli Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak, eski Hava Kuvvetleri komutanı Orgeneral Halis Burhan v.s)”




     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı