Gündem Haberleri

GÜNDEM

    İstanbul'un trajedisi bariyerli hayat

    Hürriyet Haber
    07.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Dr. Selim İltuş 22 yıldır New York'ta yaşıyor ve çevre psikolojisi alanında çalışıyor. İnsanın çevresiyle ilişkisini tasarım açısından araştıran İltuş, ‘kendimizi çevremizi değiştirebildiğimiz oranda güçlü hissederiz’ diyor: ‘Otuz senelik sokağınızın adı size danışmadan değiştiriliyorsa kendinizi psikolojik açıdan güçsüz hissedersiniz. Demokratik toplumlarda o sokağın sakinlerine sormadan böyle kararlar almak zordur ama Türkiye'de oluyor maalesef.’ İstanbul'da son yıllarda giderek artan izole yerleşimi de değerlendiren İltuş, duvarlar arkasına saklanan hayatların özellikle çocuklar üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Environmental Psychologie ne demek? - Çevre psikolojisi ya da çevresel psikoloji olarak tercüme edilebilir. 1970'lerde genellikle mimarların, mimari yaklaşıma tepkisi olarak ortaya çıktı. Hatta o zamanlar mimari psikoloji olarak geçiyordu. O zamanlar mimarların yaklaşımında sanat vardı, estetik vardı, fonksiyon vardı, eski Yunan vardı, şu vardı bu vardı ama insan yoktu. Bu bir eksiklik tabii. Bu şekilde bu konuya ilgi duymaya başladım. Mesleğinize muhalefet ediyorsunuz bir yerde. - Mimarinin o alışılmış kalıplarının dışına çıkıp, biz bu işi insanlar için yapıyoruz, acaba bu insanların fiziksel çevre ile ilişkisi nedir diye düşünmeye başlayan ve bunu araştıran bir alan bu. Mesela insanlar ne zaman yalnız olmak istiyor. Bu kavramların kültürlere göre değişmesi. Bunlar 1970'lere kadar tasarım aracı olarak araştırılmamış. New York'a 1979'da geldim. Bu alanda çalışmaya başladım. İlk başlarda bu alan çevrenin insana etkisi olarak anlaşıldı. Ben çevre psikolojisi ile ilgili çalışıyorum dediğim zaman insanlar, çocuğumuzun odasını ne renk boyayalım diyorlardı. Benim de dilimde tüy bitiyordu, bizim işimiz bu değil diye.Çevreyi nasıl etkilediğimizden çok çevreden nasıl etkilendiğimizi düşünüyoruz. Neden çevreyi yaşamayan bir şey gibi algılıyoruz?- Çevre psikolojisi tam da bu anlayışı yıkmak üzere kuruldu diyebilirim. Klasik mimari anlayış şöyle der: Ben buraya bir oda yapacağım oturacaklar, burada yatacaklar, burada yemek pişirecekler. Ama gerçek hayatta öyle olmuyor. Bir bakıyorsunuz dışarıda mangal yapıyorlar, kullanım mekanlarını değiştiriyorlar. En büyük mimarlardan biri kabul edilen Le Corbusier'nin yaptığı kocaman pencereli evler var. Fakat ev ısınmadığı için insanlar o pencereleri normal boyutlara getirmişler.Sağlıklı bir çevreyi nasıl tanımlıyorsunuz?- İnsanların mutlaka yaşadıkları çevrenin tasarımına katkıda bulunmaları gerekiyor. Bu mimarla birlikte tasarım yapmak anlamına gelmiyor. Demokratik toplumun göstergelerinden biri, insanların fiziksel çevreleri konusunda söz söyleyip söyleyememe hakkıdır. Demokratik toplumlarda kolay kolay 'Gökkafes' yapamazsınız mesela. Ya da bir gün evinize giderken bakıyorsunuz 30 yıllık sokağınızın adı değişmiş. Birisi bir karar almış ve uygulamış. Bence Türkiye'de şehirleşmenin en büyük sorunlarından biri kararlardan soyutlanmak. Çevre psikolojisi açısından İstanbul'u nasıl değerlendiriyorsunuz?- İstanbul'da son derece trajik gördüğüm bir gelişme var. Aslında yalnızca İstanbul'da değil Amerika'da da oluyor. Belli bir ekonomik seviyenin üzerinde olanların şehirden uzaklaşarak kendilerini yüksek duvarlarla çevrili, izole mekanlara kapatmaları. Eski şehir dokusunda aynı mahallede oturanlar arasında ciddi gelir farklılıkları olabilirdi. İnsanlar birbirlerini yabancılamaz, onlarla sağlıklı ilişkiler kurabilirlerdi. Şimdi herkes sadece kendi sınıfından insanlarla oturuyor, iletişim kuruyor. Bu durum toplumsal çatışmayı körüklüyor ve grupların birbirini daha az anlamasına yol açıyor.Bu sorun başka ülkelerde de yaşanmıyor mu?- Tabii Amerika'da çok yaygın. 8 milyon kişi bu şekilde toplumun genelinden izole yaşıyor. Zaten bu kavram için kullanılan terim de İngilizce, 'gated communities', 'bariyerli yerleşimler' olarak Türkçeleştirebiliriz. Bariyerli yerleşimler Amerika'da daha çok emniyet kavramıyla ilişkili. İnsanlar hırsız vs. olmasın diye kendilerini kapalı duvarlar arasına hapsediyorlar. Türkiye'de üç çeşit bariyerli yerleşim biçimi var. Birincisi, mesela Kemer Country gibi golf sahalı, havuzlu, sinemalı her türlü sosyal tesisin olduğu yerleşimler. İkincisi daha ufak siteler. İçinde sosyal tesislerin değil yalnızca evlerin, villaların olduğu. Üçüncüsü de son zamanlarda ortaya çıkan daha orta sınıfa yönelik, gecekondu mahallelerinin kenarında olan yüksek binalardan oluşan yerleşimler. Bunun geniş ölçekte topluma etkilerini düşünürsek, buralarda yaşayan insanların felsefi olarak bütün amaçları kendi yaşadıkları alanın iyiliği. Açıkçası, bu insanlar 'bu duvarların dışında yaşayanlar bizden değil' diye düşünüyorlar. Esas kötülüğü de burada zaten.Türkiye'deki bariyerli yerleşimin sebebi Amerika’daki gibi güvenlik mi?- Evet ama en az onun kadar etkili olan bir faktör de, kendine benzemeyen insanları her anlamda potansiyel tehlike olarak görme eğilimi.Duvarlarla çevrili bir fiziksel çevrenin çocuklar üzerinde çok daha etkili olduğunu söylüyorsunuz.- Esas alanım çocuklar. Üst gelir gurubundaki çocuklar emniyetli bir biçimde salıncağına biniyor, yaşıtlarıyla arkadaş grupları oluşturabiliyor. Oraya kadar iyi. Fakat çocuk büyürken acaba dışarıyı potansiyel tehlike olarak görmeye mi başlıyor. Kendini kapıda üniformalı birinin durduğu, duvarlarla çevrili bir yerde mi emniyette hissediyor? Kendi sitesinin dışındaki insanlara bakışı nedir? Bu büyüyünce çocuğa nasıl bir etkide bulunacak? Bütün bunlar çok önemli sorular. Bir de bariyerli yerleşimlerin dışında büyüyen çok büyük bir grup var. Onlar bu duvarların arkasındaki yaşamları nasıl düşünüyorlar? Nasıl bir özlem veya kıskançlık duyuyorlar? Çocuk gelişimi açısından son derece düşünülmesi gereken sorular. Sosyal emniyet dediğimiz yabancılardan korkma, çocuğun çalınması vs. gibi nedenlerle çocuklara yapılan telkinler arttı. Bu şekilde yetiştirilmiş bir çocuğun insanlara bakışı ne olur, yeni insanlar tanıma konusunda ne kadar hevesli olur... BÜYÜK BURUNLU MİMARLARMimarlar ünlendikçe yaratıcılıklarına daha çok güveniyorlar. Yukardan baktığında bilmemne hayvanına benzeyen tasarım yapmakla övünüyorlar. Okul bahçesi mesela, mimar geliyor, iki salıncak bir kaydırak koyup gidiyor. Her mekanın bir ekolojisi var. Gidip filmler çekiyoruz, gidip o insanlarla konuşuyoruz. Bir yerde insanları bilim adamı olarak kabul ediyoruz. Çünkü mimarlık alanında kullanıcılar uzmanların bildiğinden daha fazla şey biliyor, hissediyorlar. HANGİ ÇOCUK YARATICIAraştırmalar şunu gösteriyor. Çocuk fiziksel çevreyi ne kadar çok algılarsa, ne kadar çok insanla konuşursa bilişsel yeteneği o kadar çok gelişiyor. Mesela okula yürüyerek giden çocukların, okula otobüsle giden çocuklara oranla mahallelerinin haritasını çok daha iyi çizdiği, çevre ve doğa konusunda çok daha bilgili ve yaratıcı olduğu ortaya çıkıyor. İnsanların hayatları konut alanlarının içinde geçiyor. Alışverişini orada yapıyor, havuzuna orada giriyor. Bu konutun öbür ucunda da plaza şeklinde tasarlanan iş yerleri var. Bir de bu ikisini birbirine bağlamak için otobanlar yapılıyor. Böylece fiziksel çevre kısıtlanıyor.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı