Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İstanbul'a adaylık meselesi

Zeynep ATİKKAN

Son günlerin en popüler konusu İstanbul belediye başkan adayları.

Adları geçen beyler'i yakından tanımıyorum. Adaylar arasında tek bir kadın yok.

Adaylara baktıkça bazı sorular kurcalıyor insanın aklını.

Bu beyler, acaba hangi kıstaslara göre kendilerini dünyanın en görkemli metropolünü yönetmeye ehil görüyorlar?

Parti liderleri, aday gösterdikleri ya da gösterecekleri kişilerde ne gibi nitelikler buluyorlar ki ‘Oğlum gel İstanbul’u yönet' demekteler.

Bunlar önemli sorular, çünkü İstanbul herhangi bir kent değil.

Dolayısıyla her ipini koparan İstanbul belediye başkanlığı için adaylığını koyamaz. Her ağzı laf yapana dünyanın en güzel kentinin yönetimi teslim edilemez. Dünyanın en dinamik metropolü, ‘İstanbul’u alan Türkiye'yi de yönetir' zihniyetinin malzemesi olamaz.

İstanbul'un belediye başkanını seçmek artık özel bir duyarlılık gerektiriyor.

Global bir metropolde yaşama duyarlılığı.

İki bin yıllık geçmişi olan bir kentte oturma sorumluluğu.

İki imparatorluğa başkentlik etmiş bir şehirde ‘dün’ ile ‘bugünü’ buluşturma bilinci.

‘İstanbul bitti’ denilen, aslında o sözünü ettiğimiz ‘dünün bugüne’ taşınamaması. Yukarıda sıraladığım duyarlılıklara hiçbir zaman sahip olamayışımız. Ve bunun sonucunda dünyanın en görkemli metropolünün rant dağıtım merkezi haline dönüşmesi.

İstanbul için ‘bitti’, deniyor. Tam bitmese de önceki gün görüştüğüm Murat Belge'nin dediği gibi ‘Mutlaka bitirilecek’. Yani bitirecekler.

İlginçtir bu ‘bitirme’ işi ‘modernleşme’ markasıyla pazarlanıyor topluma.

Yok edilen her tarihi miras için ‘Mafyalaşmanın talanı’ denmiyor ‘modernleşme’ye atıfta bulunuluyor. Talancı zihniyete göre iskâna açılan her tepe modernleşmenin adı. Dinamizmin soyadı. Ve de işbitiriciliğin onur belgesi.

Peki ‘bitişin müteahhitlerine’ bu ruhsat nasıl verildi, nasıl veriliyor?

Soruyu yönelttiğim tarih profösörü Halil Berktay, ‘Biz, modernleşme projesiyle tarih ve kültürel miras arasında gerekli dengeleri kuramadık’ diyor.

Bunun pratikteki uygulaması şu: Tarihimize düşkünüz ama bir garip modernleşme adına tarihi yok etmeye de hazırız. Dünya'nın en önemli tarih kentinin filizli apartkondu mezarlığına dönüşmesine sessiz kalabiliyoruz. Talana teslim olabiliyoruz.

Önümüzdeki belediye seçimleri çok önemli.

İstanbul gibi bir tarih ve kültür kentini 21. yüzyıl yolculuğuna çıkartacak başkanı ve kadrosunu seçeceğiz.

Bir yazımda, Osmanlı ve Bizans tarihini çok iyi bilmeyenlerin İstanbul belediye başkanlığına adaylığını koymaması gerektiğini yazmıştım.

Bunun anlamı sadece tarihçiler İstanbul'un yönetimine talip olabilir demek değil tabii ki... Bugünün dünyasında ancak tarih bilinci ve bilgisi olan bir kişi İstanbul'u 21. yüzyılın global denklemlerinde starlaştırabilir. Bunu, stratejik ve yaratıcı düşünceyle perşinleyerek.

Çünkü kentler arasındaki global rekabette köprü sayısı değil, kentlilerin ürettiği gelişmiş hassasiyetler ön plana çıkıyor.

Bakıyorum da adayların gazete sayfalarına yapışmış minik fotograflarına!

Bize talepkâr hem de çok talepkâr olmak düşüyor.

* * *

8 Ocak 1999. Metin Göktepe'nin tekmelenerek öldürülüşünün üzerinden tam üç yıl geçti. Çalıştığı Evrensel Gazetesi'nin düzenlediği anma gününde çevreme baktım hep aynı duyarlı insanlar. Gazeteleri açtım hep aynı yazarların satırları. Göktepe'ye sahip çıkanlar bu konuda ödünsüzler.

Genç meslekdaşımı burada bir kere daha saygıyla anıyorum.



X