« Hürriyet.com.tr
MENÜ

İstanbul Yazıları

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Arnavutköy

(...) Tabiat, Boğaz'ın bu köşesinde semalara yükselttiği ulu ağaçları ile yetinmiyordu: Yerleri önce yeşil, biraz dikenli olan bir yeşil bitki ile örtüyor, sonra bu zahmetli ve umut da vermeyen sık yaprakların içlerini, sürprizli bir bereketle, Tanrısal bir lütufla, yine her bahar, pembe-beyaz meyveciklerle dolduruveriyordu.

Arnavutköy'ün köy adı ile beraber paralel giden ve ‘‘otomatik bir çağrışım’’ yapan, ünlü çileği! Bu sevimli meyve, elle birer birer toplandığında ve ince, dar, uzun sepetlere doldurulduklarında, son bir armağan ve yeni bir sürpriz olarak, önce onları toplayan insan ellerini, sonra tüm çevrelerini, baş döndüren, tatlı, latif bir koku ile parfümlüyordu. Hiçbir likör, bu taze ‘‘rayiha’’yı tam yansıtamazdı.

Arnavutköy'ün pembe-beyaz küçük çilekleri, sadece bostanlarını, bahçelerini ve evlerin mutfaklarını değil, şehre taşınmak üzere sepetlerle istif edildikleri, semtin küçük ve resimsel vapur iskelesini de, her bahar sinen ve haftalarca çıkmayan kokuları ile dolduruyor ve az sayıdaki yolcunun başını döndürüyordu.

Bunları, yitip gitmiş bu bereketi, çilek deyince ‘‘kuşbaşı et’’ boyutlarında ve görüntüsündeki hormonlu ve garip meyveleri tanıyan günümüz insanına anlatmak kolay değil. Arnavutköy'de bundan 20-25 yıl önce, toplam 400 dekarlık tarlalarda 25-35 bin kilo Osmanlı çileği, 40-45 bin kilo da frenk çileğinin elde edildiğine herkesi inandırmak da kolay değil. Hem de, bugünkü gibi 15-20 milyonluk değil, 1 milyonun altındaki bir şehre, bu üretim!

Arnavutköy sadece ağaç, çiçek, meyve cenneti de değildi: Birbirinden sevimli ve tipik yapıların ve o evlerde oturup birbiri ile en candan, en sıcak dostluk ve komşuluk ilişkilerini kurmuş olan insanların dünyası idi. Bu ikincisini, İstanbul'un ve Anadolu'nun her köşe bucağında bulurdunuz. (...)

(Skylife. Temmuz’99)


İlişkili Haberler