Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İstanbul trafiği bedavaya rahatlar üste de para kalır

AŞAĞIDA okuyacağınız “ilave yatırım yapılmadan” trafiği rahatlatma ve hatta ek “sosyal fayda” yaratma yöntemi, trafik sıkışıklığı yaşanan küçük-büyük tüm şehirler için geçerlidir.

Bu yöntemin adı “park yasağı başta olmak üzere sürücülerin trafik kurallarına uymasıdır”. Bugün sadece “özel araçlarının park yasağı” üzerinde duracağım. Özel araçlara park yasağı uygar kentlerde “acımasızca” uygulanmaktadır. Park yasağı, trafiği rahatlatmak için inşa edilen yeni yollar, köprülü ve tünelli geçişler alt-üst geçitler, çok katlı kavşakların yerini almaz; ama onların verimini misliyle artırır. Kent içi ulaşım yatırımın verimliliği, araçların değil “yolcuların, ortalama ulaşım hızını” ne kadar arttırdığı ölçülerek bulunur.   

TRAFİKTE KIT KAYNAK ARAÇ DEĞİL, YOLDUR

Meramımı anlatmak için önce bir örnek vereyim. Bugün İstanbul’da adına metrobüs denilen uzun otobüsler kendilerine tahsis edilen yollarda vızır, vızır sefer yapmakta ve on binlerce yolcuyu konforlu bir şekilde menziline ulaştırmaktadır. Eğer bu araçlar için “özel yol” inşa edilmeyip, herkesle birlikte mevcut yolları kullanarak sefer yapmaları istenseydi taşıdıkları günlük yolcu sayısı bugünkünün kaçta biri olurdu?  Herhalde onda bire falan düşerdi. Toplu taşıma araçlarının kapasitesi, araç sayısından ziyade sefer sayısına bağlıdır. Şehir trafiğine giren normal otobüslerin günde yaptıkları “yolcu-km” toplamlarıyla metrobüslerin performansı kıyaslansın, çözümün yolları tenhalaştırmakta olduğu derhal anlaşılacaktır.
Sözü uzatmadan tekrar edeyim. Trafiği bedelsiz rahatlatmanın ve üstüne para kazanmanın sırrı, yolları ve özellikle caddeleri “otopark olmaktan kurtarmaktır”. Üç şeritli bir caddenin otopark olarak ayrılan bir şeridi, trafiğe iade edilse, yolun taşıma kapasitesi yüzde 50 artar. Bir şeridi belediye tarafından otoparka dönüştürülen diğer şeridi “şimdi geliyorumcular” tarafından işgal edilen üç şeritli bir caddede “park yasağı” uygulansa, yolun kapasitesi yüzde 200 artar. Ortalama seyir hızı da ikiye katlanır. Aynı sayıdaki otobüs, minibüs ve taksi de iki misli yolcuyu yarı zamanda gitmek istediği yere ulaştırır. Tasarruf edilen petrol de “toplumsal kâr” olarak halkın cebinde kalır. Çözüm, bu kadar basittir. Ama çok da güçtür...
İstanbul’un çeşitli kentsel merkezlerinde park yasağı “acımasızca” uygulanınca, sadece yollar genişlemeyecek, yola çıkan ve köprü geçen özel araç sayısı da hızla düşecektir. Bu suretle otobüslerin ve diğer ticari taşıtların ortalama seyir hızları yükselecektir. Şu anda, “otobüse binemezcilerin” önce belediye ucuz ve bol otopark inşa etsin, “vatandaş” da arabasını yola park etmesin, şeklinde dillendirdiği şirret ve şımarık itirazları duyuyorum. Arabasını park edecek yer bulamayan ve bu yüzden yola park edip, trafik akışını yavaşlatan ve hatta durduran bencillere soruyorum: Özel arabaların tıkadığı yollarda ilerleyemeyen otobüslerin içinde sıkıntıdan patlayan ve her halükarda indiği yerden işine veya evine yaya gidenler başka ülkelerin vatandaşları mı? Hadi onlara saygınız yok, kendinize de hiç acımıyor musunuz? Siz de arabanızın için de patlamıyor musunuz? Siz de işinize, evinize gecikmiyor musunuz? Boşu boşuna, 100 kilometrede 20 litre petrol yakmıyor musunuz?
Son Söz: Şehir içinde özel araba kullanmak hak değil, imtiyazdır.


 

X