İstanbul ekonomisi

Ege CANSEN
Haberin Devamı

İstanbul ekonomisi deyimiyle birkaç farklı şey kastedilebilir. Akla ilk gelen, İstanbul'un Türk ekonomisi içinde oynadığı rol, yarattığı katma değer ve milli gelirden aldığı paydır. Bir başka anlam, İstanbul'da para kazanma yöntemleri olabilir. Hani, ‘‘İstanbul'un taşı toprağı altındır’’ özdeyişinin ima ettiği, bu şehirde herkes bir yolunu bulup zengin olabilir, yeter ki uyanık olsun mesajı akla gelebilir. Tabii bununla birlikte, söylenmesi gereken ikinci cümle ‘‘Ne yap yap, bir arsa da sen kap’’ olmalıdır. Benim bu yazıda tartışmak istediğim ise, ‘‘şehrin işleyişini daha randımanlı hale getirmek’’ anlamındaki ekonomidir.

Şehir denince iki şey düşünülür. İmar ve ulaşım. Aslında ulaşım bir diğer adıyla trafik, imarın bir parçasıdır. Kısaca, ‘‘şehir eşittir imar’’ diyebiliriz. Tarihi bir şehir olan İstanbul, başlangıçta ‘‘sur içi’’ denilen bölgede kurulmuştur. Otuz yıl öncesine kadar, Kadıköy'de oturan bizler, vapura binip ya İstanbul'a ‘‘iner’’ ya da Beyoğlu'na ‘‘çıkardık.’’ O zamanlarda şehir nispeten tenha, ekonomik hayat bugünkünün yüzde biri kadardı. Bu yüzden, İstanbul ve Beyoğlu daha ziyade iş muhiti, Kadıköy ve Üsküdar havalisi ikametgâh bölgesiydi. Şehir bu şekilde ‘‘semtlenmiş’’ (zonlanmış) idi.

Birinci Boğaz Köprüsü'nün yapılma gerekçesi, Kadıköy'de oturup, Avrupa yakasında çalışmak isteyen otomobilli zevatın, ulaşım ihtiyacını temin değildi. O günlerde üzerine durulan gerekçe, Trakya ile Anadolu hatta Avrupa ile Asya arasında gitgide artan mal (kamyon) trafiğine imkân sağlamaktı. Tabiri caizse, birinci köprü, İstanbul için değil, Türkiye için yapılmıştı. Ancak bu köprü, İstanbul'da eskiden kalan ‘‘bir yakada oturma, bir yakada çalışma’’ alışkanlığını tahrik etti. Küçük İstanbul'un yaşama tarzı, aynen büyük İstanbul'a taşındı. Burada çok büyük bir hata yapıldı. Şehiriçi trafik o kadar arttı ki, ikinci köprü yapılınca, birincisinden kamyon geçişi yasaklandı bile. Köprünün yarattığı yolcu geçiş talebi, köprünün yapılış gerekçesinde belirtilen yük geçiş ihtiyacının karşılanmasını safdışı bıraktı.

Şimdi üçüncü geçiş projesi gündemde. Ama gündemde olması gereken asıl mesele, yani İstanbul'un eski yaşam biçimini sürdürmeye dayalı ‘‘imar mantığının değiştirilmesi’’ hiç tartışılmıyor.

İstanbul, kesinlikle birbirinden bağımsız ‘‘iki şehir’’ haline getirilmelidir. Bunun için öncelikle ele alınması gereken temel projeler şunlardır. Üstelik bu projeler, üçüncü geçişten ucuza çıkar.

1. Anadolu yakası havaalanı.

2. Anadolu yakası otobüs garı.

3. Anadolu yakasında kırk-elli katlı binalardan oluşan beş yıldızlı otelleri ve alışveriş merkezlerini havi bir ‘‘iş semti’’ (business districht).

4. Anadolu yakasının, yolcu taşımada minibüslerden kurtarılıp, raylı sisteme geçirilmesi.

SON SÖZ: İstanbul'un randımanı, Türkiye'yi rahatlatır.

Yazarın Tüm Yazıları