Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İstanbul’dayım, hem yanlışların hem de doğal güzelliklerin farkındayım

Geçen hafta Nazım Hikmet’in ‘Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda...

Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında...’ diye başlayıp giden şiirindeki kafiyeye benzer bir şekilde Ayazağa yolundaki bir palmiyenin, ‘Ben şaşkın bir palmiye ağacığıyım İstanbul’da, sizler ne bu yanlışın, ne de İstanbul’un doğal güzelliklerinin farkındasınız!..’ yakarışını aktarmıştım. Bu hafta İstanbul’da kent kültürüne ve kimliğine uygun ağaç dikimi konusunda Orman Yüksek Mühendisi Muhlis Kılıçoğlu’ndan öğrendiklerimi, ‘Gülhane Parkı’ndayım her şeyin farkındayım.’ şeklinde aktarmak istiyorum. Sayın Kılıç oğlu, özetle şunları söylüyor.

MEŞE, KAYIN, KESTANE PALAMUT

İstanbul’un gravürlerine bakınca büyük çapta çıplak bir boğaz görürüz. Ama, Belgrat, Beykoz, Şile, Polonezköy civarındaki ormanlar vardı. Peki bu ormanlarda ne vardı? Tabiaten yetişen baskın ağaç meşe, meşe ki en dayanıklı, en yaşlı ağaçlardan birisi, kuvvet ve kudretin sembolü. İkinci baskın tür, kayın. Bunlar, fevkalade güzel, muhteşem ve anıt ağaçlardır. Gürgen, kestane, fındık da var bu ormanlarda. Dere diplerinde, dere vadilerinde kızıl ağaç. Baskın türler olarak sonuslar, üvezler, döngel vs. daha bir sürü güzel şeyler daha vardı.

ÇENGELKÖY’DEN GEÇERKEN KAFANI KALDIR

Bu tabii ormanların dışında boğazda ağaçlandırma, yalıların, elçiliklerin ve okulların yapılmasıyla başladı. Bir yalı, diyelim ki 300 yıllıktır. O yalının yaşında, çınarları da görürsünüz. Koca yapraklı pavlonya İstanbul’da korunması gereken bir ağaçtır. Bu üzüm salkımı gibi mor çiçeği olan ağaç bazı yalıların bahçesinde bulunur. Bunun dışında, ekim ayının sonlarında Beylerbeyi’nden Çengelköy’e giderken bir kafanı kaldır, denize doğru bak; altın sarısı muhteşem dingoblovaları görürsün. Geç oradan karşıya, İ.Ü. Sosyal Tesisleri olan Baltalimanı’ndaki bahçede muhteşem ve anıtsal nitelikte likudan, çınar ve lale ağaçları var.

Nefis bir Boğaz ağaçlaması sorarsan Ortaköy Şifa Yurdu derim. Üsküdar tarafından Avrupa yakasına gelip Boğaziçi Köprüsü’nden çıkarken sağına şöyle bir bak. Orada fıstık çamları, sanki Sultanahmet’in kubbesi (fıstık çamları yaşlandıkça üstleri yayvanlaşır, tepeleri kubbeye benzer), onun yanında fişek gibi, roket gibi çıkan selviler var. Selvi, Boğaz’ın en güzel ağaçlarından biri. Bütün gravürlerde selvileri görürsün. Şimdi ne oldu kubbe fıstık çamı, ehrami selviler, minareler yanına serpiştirilen güzel erguvan grupları. İlkbaharda orada pastel lila rengini görürsün. Bir de sonbaharda sarı ve ilkbaharda da çiçekleri olan at kestaneleri...

İĞNE YAPRAKLILARIN ÖMRÜ DOLDU

50-60 sene evvel orman teşkilatı vasıtasıyla kitlesel ağaçlandırma başlatılmıştı. Daha çok hızlı gelişen tür olan iğne yapraklı ağaçlar dikildi. Yeri geldi söyleyelim; iğne yapraklılarda en büyük handikap yangın tehlikesidir. Ayrıca, tek tür ağaçlama yapıldı. Tek tür ağaçlama yaparsınız, böceğe karşı, hastalığa karşı, yangına karşı, hepsine karşı mukabil bir orman dokusu oluşturamazsınız. Karışık orman tesis edeceksiniz. Yani, iğne yapraklısı da, geniş yapraklısı da, orta tabakada yetişen ağaççıkları da hepsi birlikte bir ekosistem teşkil etmeli. Bence, idare müddeti sonu yaklaşıyor bu iğne yapraklıların. Zaten 40-50 sene sonra kesilmek üzere dikilmişlerdi. Bence tedricen oraları boşaltıp, içlerine geniş yapraklıları sokmak lazım. Karışık ormanlar, İstanbul’da orman yangını tehlikesini de azaltacaktır.

Dişbudak’ı tuzun içine dik, deniz suyuna en yakın yere dik; hem uzun ömürlü, hem çok dekoratif, hem de çok dayanıklı. Çalı olarak da ılgın. Hava temizliği açısından mesela akkavak, yaprak hacmi çok bol. İstanbul’da eskiden çoktu sakız ağacı. Betonlaşmaya çok dayanıklı. Aylantus; kokar ağaç deriz hani. Varsın koksun. Betonun içinden çıkar.

DAR CADDEYE HANGİ AĞAÇ?

Osmanlı’dan kalan, hálá kötü yapılaşmaya kafa tutup direnen, her şeye rağmen yaşamını sürdüren koca koca çınarları da görürsünüz İstanbul’da. Ama, dar caddelerimizde tür seçimine ayrıca dikkat etmeliyiz. Buraya getirip de koca çınar ağacını, koca ıhlamur ağacını dikerseniz; Fransız’ın Şanzelize’de yaptığı gibi onları her sene tornadan çıkmış gibi budamanız lazım. Budayabilir misin? Budamasını bilemediğimiz için rezil ettik en sonunda İ.Ü. Orman Fakültesi’nin önündeki Valide Sultan Caddesi’ndeki çınarları. Dar mekanlarda top akasya gibi ağaçlar öneriyoruz. Top akasyayı budamasan da tepe tacı belli bir genişlikte kalır.

ÇİMLERİ AZALTIPOTLARA DÖNELİM

Çim alanlarını elden geldiğince azaltıp çalı gibi çok yıllık otlara dönmemiz lazım. Çok müsrif bir şekilde su harcama hakkımız yok! Çimin 1 metre karesi, 7 litre su istiyor. Doğru bir çalı dikersin, o çalıyı ilk sene sularsın, ikinci sene o toprağın nemli olduğu bölümlere kadar inmiştir kökleri artık su ihtiyacı olmaz. Geniş çim alanları da olsun. Olsun ama orta refüjde kilometrelerce çim olmaz! İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bir önerim daha var: Lütfen yollarda blok/kitle kullanıma gidin: Bir tane nar, bir tane forsitya, bir tane ispirya, üç tane bilmem ne olmasın. Sen, 5 km bulvarda araban ile gidiyorsan, bunun en az 700 metresinde tek tür göreceksin ki algılayabilesin onu...

Nakkaştepe’ye çıkan vadiye lütfen gidin bir bakın. Besaret Pamay hoca, kitap gibi bitkilerin boy parabolü, tür seçimi, mikro klima seçimi, vb. her şeyin nasıl yapılması gerektiğini orada mükemmel bir şekilde gösteriyor. Ayrıca, Prof. Dr. Faik Yaldır ve Prof. Dr. Gökhan hocalarım da bir zamanlar İstanbul’a dikilmesi gereken ağaçlarla ilgili bir rapor hazırlamışlardı...
X