Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İstanbul ‘cool’ oldu sokakları Arap doldu

Newsweek dergisi, bölgesel baskısında İstanbul’u ‘cool’ şehir ilan etti ya, İstanbul’u dünya şehri sananlara da bir haller oldu. Hadi kıyak olsun ‘cool’un Türkçe karşılığını da vereyim.

‘Cool Istanbul’ şeklindeki kullanılışında havalı, fiyakalı anlamına geliyor. Bazılarının çeviride zorluk yaşamasının nedeni, ‘cool’un zarf olarak kullanıldığında farklı, hatta zıt bir anlama gelmesi.

Herneyse, diyorlar ki havalı İstanbul bir dünya şehriymiş de, turistler akın etmeye başlayacakmış.

Hadi canım sen de! Duy, işit, inanma... İstanbul, merkezi turist kaynamayan dünyanın tek metropolü. Bu haliyle ve bu turizm bakanıyla daha fazla turist çekecek hali de yok. Çekse çekse Arapları çeker...

Çekmeye başladı da zaten, Akmerkez şimdiden olmuş Ak Arap Merkez...

Araplara da, kimse kusuruma bakmasın ben turist demem.

Irkçılıktan filan değil. Adamın akı da bir arabı da benim için.

Turizm ‘dostlar alışverişte görsün’den ibaret bir kavram değil. Turizmin asıl önemli boyutu sosyal...

Turizmin kültürler arası ilişkileri canlandırıcı işlevi sayesinde getirdiği kültürel etkileşim, ticari getirisinden çok daha önemli.

Kültürel etkileşimin olabilmesi için de bir ülkeyi, şehri ziyaret eden yabancının sosyal faaliyetlerde bulunması, yerel halkla iletişim kurması gerekiyor.

Turizm dünyanın her yanında, ticari canlılığa ek olarak sosyalleşme canlılığı da yaratıyor.

Turist gittiği ülkede kafelerde, restoranlarda, barlarda, otelin lobisinde, sinemada, tiyatroda, operada, mesire yerlerinde yerel halkla iletişim kurup, kültürel etkileşime giriyor.

Turistin sağladığı asıl zenginlik ticari alışverişten değil kültürel alışverişten kaynaklanıyor.

Araplardan alacağımız kültürel bir zenginlik var mı, yok mu orası tartışılır.

Medine’nin ismini aldığı günlerde vardı mutlaka ama petrolden sonra bu kültürün ne kadarı kaldı emin değilim.

Arap’tan turist olmaz dememin nedeni bambaşka. Arap’tan turist olmamasının tek nedeni var o da Arap ziyaretçilerin kimseyle sosyalleşmemesi.

Ziyaret ettikleri ülkelerde, şehirlerde ne kafeye giderler, ne bara... Kara çarşafları içindeki kadınlarıyla zaten bırakın sözlü teması, göz teması dahi kuramazsınız. Erkekleriyle de olsa olsa, al gülüm ver gülüm fiyat pazarlığı muhabbeti yapabilirsiniz, hepsi o...

Tamam Arap ziyaretçiler de gelsin İstanbul’a. Ama turist sayısı arttı diye kendimizi kandırmayalım, İstanbul’a gerçek turist çekmenin yollarını aramaya da bir an önce başlayalım.

Yuh!

PES! ABD’nin New Orleans kentinde büyük bir tayfun felaketi yaşanıyor, televizyon kanalları arasında geziniyorum tık yok.

İnsanlar ölüyor, binalar yıkılıyor, koca bir şehri sel basıyor, bir milyon kişi şehri tahliye ediyorken TV kanallarımızın felaketin sonuçlarıyla ilgili üzerinde önemle durdukları tek şey var; petrol fiyatlarının yükselmesi.

Bir tek NTV nispeten biraz daha hazırlıklı gibi. Onun da sunucusu ABD’den bağlandığı muhabirine, Amerikalılar birbirleriyle yardımlaşabilirler mi ki, gibilerinden cahilce bir soru soruyor. Belli ki ‘ABD’de sokakta adam ölür, dönüp başını çeviren bakmaz’ asılsız efsanesine inanıyor hálá.

YUH! Ertesi gün gazeteleri açıyorum, durum biraz daha iyi.

Yeterince malumat vermiş gazeteler en azından.

Ama o da ne? Sabah Gazetesi’nin birinci sayfasında bir karikatür. Aslında bu rezilliğe karikatür demek karikatür sanatına bir hakaret.

Dünyanın bir yerinde tayfun felaketi yaşanıyor, milyonlarca insan evinden barkından olmuş, yüzün üstünde insan ölmüş, binlercesi ölümle burun buruna gelmiş, binalar yıkılmış, koca bir şehir oturulamaz hale gelmiş ve bir karikatür bu felaketle dalga geçiyor.

Karikatür Salih Memecan imzalı ama ben bu karikatürü Salih Memecan’ın çizdiğine inanmak istemiyorum. Boş bir anında çizip, sonra kendisinin de pişman olduğuna eminim. Ama doğrusu bir özür dilemesini de bekliyorum. İnsanlık adına, LÜTFEN!

Lümpenproleteryanın kapalı balkon sefası

Selahattin Duman ‘Vatandaş donuna sahip çık’ sloganlı eylem saçmalığını yerinde gözlemlemiş.

Caddebostan Plajı’na bakan, bir zamanlar yalı olan evleri incelemiş.

Diyor ki, ‘Birinin bile balkonunda denize karşı oturan ev sahibi yoktu. Buradan belli ki sinirleri kaldırmıyor.. Ahalinin denize girme coşkusunu görüp, hafta sonlarını zehir etmek istemiyorlar’...

Yanlış. Evlerin birinin bile balkonunda denize karşı keyif yapan birilerinin olmamasının nedeni, halk plaja değil.

Bebek’te sahil yolundaki lüks apartmanların balkonlarında da durum farklı değil. Orada halk plajı filan yok, sahili lüks yatlar süslüyor ama balkonlar yine bomboş.

Çünkü ev sahiplerinin yarısı zaten yaz için İstanbul’u terk etmiş, tatile çıkmış. Diğer yarısının ise (muhtemelen tatile çıkanların çoğunluğu da dahil) deniz manzarasına karşı keyif yapma kültürü yok.

Hatta çoğu balkon, yüzlerce metrekarelik evlere birkaç metrekare daha katmak amacıyla kapatılmış.

Denize donla giren fakirin, caddenin karşısındaki lüks evde oturan sonradan görmeyle ortak kültürü bu. Ha denize donla girmişsin, ha denize bakan balkonunu pimapenle kapatmış.

Kültür aynı, zevk aynı, zihniyet aynı. Tek fark mangır düzeyi...

Sonra lümpenproleterya çoktan devrim yaptı, iktidara oturdu dediğimde kızıyorlar.
X