Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İstanbul’a tüy dikmek

Eskiden, büyükbaş hayvanların saray bahçelerinde cirit attığı yıllarda, pratik bir temizleme yöntemi olarak bu hayvanların pisliklerinin üzerine tüy dikerlermiş. Pislik kuruyunca da kolayca toplarlarmış.

Tarihinden gelen zarafeti algılayamayan belediye başkanlarının öncülüğünde, hep beraber kir içinde bıraktığımız İstanbul’a 650 metrelik gökdelen dikme projesi, bana hemen bunu çağrıştırdı.

Hikáyeyi biliyorsunuz... Dubai velihat prensi olan şeyhe verilen avanta arsalar üzerinde gerçekleştirilecek projelerden birinin 650 metrelik gökdelen olduğu iddia ediliyor.

Dikey yapılanma modası batıda çoktan geride kaldı. Artık sadece Malezya, Tayvan, Çin gibi kompleksli ülkeler birbirinden yüksek gökdelen projeleriyle amonyak yarıştırıyorlar.

Gökdelenlerin batıda hızla demode olması boşuna değil. Sanayileşme çağı olan geçen yüzyıl, merkezileşmeyi gerektiriyordu. Hızla büyüyen şirketler, dev yönetim merkezlerine ihtiyaç duyuyordu. Ticaret farklı şirketlerin birbirlerine yakın olmasını gerektiriyordu. Fabrikalar, hammade merkezlerinin yakınında olmak zorundaydı.

Bilgi Çağı’nda ise mesafeler anlamını yitirdi. ABD’nin bir kasabasındaki ev ofisinde çalışan eleman, Hindistan’daki iş arkadaşıyla ortak bir proje üzerinde kolaylıkla çalışabiliyor. Hammaddesi bilgi olan şirketler, üretim merkezlerini dünya üzerine dağıtabiliyor.

Dünyanın en büyük şirketi olan Microsoft’un merkezi koca bir gökdelende değil, bahçeler arasına yayılı iki, üç katlı kampüsler üzerinde. Üretim ve ürün geliştirmenin çok büyük bir bölümü dünya üzerine yayılı ofislerde gerçekleştiriliyor.

Dubai’li şeyhin Dubai’ye 800 metrelik gökdelen dikme hevesini anlarım. Dubai zaten çöl üzerinde kurulu, hiçbir çekiciliği olmayan, estetik yoksunu bir şehir. Çekim merkezi olabilmek için tek şansı var, banal zevklere hitap edecek yapay süslerle donatılmış suni bir cennet yaratmak. Bunu da başarmışlar doğrusu...

Ama İstanbul öyle değil. Kokonalara hitap edecek şatafatlara ihtiyacı yok. Binlerce yıllık bir tarihi ve kültürü var. Doğal güzelliklerinden artık pek eser kalmamış olsa da, köklü tarihinden kalmış sayısız eser barındırıyor. Bu eserler de pislik ve kaos içinde can çekişiyor ama çoğu hálá yaşıyor.

İstanbul’un tek eksiği, bu pisliğin üzerine tüy dikme işini Dubai şeyhine ihale edecek değil, şehri pislik ve düzensizlik içinden çıkartacak bir yönetim...

Şantaj serbest

Geçen yıl ünlü bir tiyatro oyuncusuna şantaj yapan Burcu Mercan bir yıl hapisle cezalandırıldı. O da ertelendiği için şantajcı hapse hiç girmeyecek.

Yeni ceza kanununda böyle öngörülmüş. Kanunun mimarı AKP kim bilir ne düşündü ki, şantajcıyı adeta teşvik eden bir kanun yapmış.

Zinayı suçtan saymayı ertelemek zorunda kaldılar ya, zinacıları şantaj yoluyla mı yola getirmeyi amaçladılar acaba?..
X