Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Issızlığın ortasında bir şifacı: Baksı Müzesi

    Çelenk BAFRA celenkb@gmail.com
    24.08.2017 - 13:00 | Son Güncelleme: 24.08.2017 - 13:00

    Trabzon veya Erzurum havalimanlarından yaklaşık üç saatlik pastoral bir yolculukla ulaşabileceğiniz Bayburt Bayraktar Köyü’ndeki Baksı Müzesi, bu yaz kurucusu Hüsamettin Koçan’ın kişisel tarihinden yola çıkarak ortaya koyduğu eserlerden bir seçkiye ev sahipliği yapıyor.

    Yaz mevsimi görsel sanatlar için mola ya da yeni sezona hazırlıkla geçer, kent yeni sergiler bakımından kuraklaşırken tatil beldelerinde açılanlar çoğunlukla cemiyet hayatına hizmet eder. Bambaşka bir rotayla tatil, gezi ve sanatı bir araya getiren Baksı Müzesi’ne işte böyle bir dönemde gittik ve orda geçirdiğimiz birkaç gün bize şifa gibi geldi. Trabzon veya Erzurum havalimanlarından yaklaşık üç saatlik pastoral bir yolculukla ulaşabileceğiniz Baksı Müzesi, Bayburt’a bağlı ve sadece 480 kişinin yaşadığı Bayraktar Köyü’nün çeperindeki kırk dönümlük tepede 2010 yılından beri bir başına ama kendinden emin bir şekilde yükseliyor. Uçsuz bucaksız tepeler ve bozkırın belirlediği manzarayı kıvrılan Çoruh Nehri ve etrafındaki yeşillikler hareketlendiriyor. Sanatçı olup resmini yapmak, şair olup yazmak isteyeceğiniz ve fotoğrafların anlatmakta kifayetsiz kalacağı bir coğrafya. Bir o kadar da sert ve zor, tıpkı içinde bulunduğu toplumsal koşullar gibi. Üstelik, geçmiş şaman kültürünün izleri yok olmasa da bölgenin çokkültürlü topluluğu sürekli göç vermiş ve gitgide içine kapanmış.
    Bayburt kökenli sanatçı ve akademisyen Hüsamettin Koçan’ın rüyası Baksı Müzesi, onun uzun yıllar süren azim ve emeğinin eseri, doğduğu topraklara yeniden ve bu kez sanat ve eğitimle kök salma umudu aynı zamanda. Toplumsal bir projeye dönüştürerek gönüllülerin katkısı ve sayısız işbirliğiyle elde ettiği hiç de azımsanacak bir başarı değil. Avrupa Konseyi Müze Ödülü’ne layık görülen, kültür turizmi rotalarına giren, akademik çevrelerde incelenen, devlet desteği almadan sürdürülebilirliğini korumanın yanı sıra bölgede ekonomik hareket kazandıran ve halkın sahip çıktığı bir müzeyi adeta sanat eseri yaratır gibi kurgulamış sanatçı. Bunun sırrı, Hüsamettin Koçan’ın her bakımdan o toprağın insanı olmasının yanı sıra çağdaş sanat ile geleneksel el sanatlarına hiyerarşik sınıflandırmalar yapmadan kucak açmasında yatıyor. Nitekim, unutulmaya yüz tutan el sanatları bölge kültürü ve toplumsal yaşamı için hâlâ kıymetli. Geleneksel sanat alanındaki atölye çalışmaları ve sosyal projeler, müzenin varlığı ve misyonunun yöre halkı tarafından daha kolay benimsemesine yaradığı gibi çevresine daha etkili ve somut bir fayda sağlıyor.

    Issızlığın ortasında bir şifacı: Baksı Müzesi

    Tatbiki güzel sanatlar kökenli Hüsamettin Koçan’ın sanat pratiği de çağdaş ve geleneksel sanatı bir arada düşünmeye son derece açık. Baksı’da sergilediği çağdaş sanat yapıtları sanat takipçilerini olduğu kadar yerel halkı da işlediği konu veya kullandığı form ve malzemeyle yakalamayı başarıyor. Örneğin, yöreden bir demir ustasıyla devasa heykeller çalışıyor sanatçı veya çocukluğundan kalan tandır iskemlesi ve örtüsünü heykellerinde yeniden yorumluyor. Bu yaz Hüsamettin Koçan’ın ‘Ayağımdaki Diken’ adlı süreli sergisinde izleyiciyle buluşan yapıtlardan birkaçı işte böyle ortaya çıkıyor. Önümüzdeki yıllarda Türkiye’den başka sanatçıların kişisel sergilerini açmayı hedefleyen müze, ilk olarak kurucusu olan sanatçının kişisel tarihinden yola çıkarak otobiyografik öğelerle bezediği bir seçkisine ev sahipliği yapıyor. “Bugünün dili ile, masumiyeti yeniden inşa etmek mümkün müdür?” diye soruyor Koçan. İlkokul diplomasından ailenin yemeklerde buluştuğu yer sofrasına, rüyalarına nüfuz eden masallardan ayağına diken battığı güne dair hafızasına kazılı çocukluk anılarına dair pek çok imge sergide yer buluyor. Yerele has toprak damlı yapı geleneğinden esinlenen müze binasının tavanındaki deliklerden içeri süzülen günışığı serginin belki de baş aktörü, gün içinde bina içinde yer değiştirerek yapıtları tavaf ediyor, müzenin dışındaki doğayı sürekli izleyiciye hatırlatıyor ve vakit gelince ortadan kayboluyor. Nitekim ‘Ayağımdaki Diken’ sergisinin en güçlü yanı içinde bulunduğu yer ve bağlamla olan ilişkisi, mekâna özgü kurgulanmış devasa heykel ve yerleştirmeleri duvarlara asılan tuval üzerine karışık teknikle üretilmiş çalışmalar çevreliyor.
    Baksı Müzesi tam olarak ‘küyerel’ bir sanat projesi. Diğer bir deyişle, küreselleşme ile yerelleşmeyi özümsemiş, ‘Küresel düşün, yerel hareket et’ stratejisiyle hem dünya çapında kültür turizmi meraklılarının ve müze-sanat profesyonellerinin takip edeceği nitelikte, hem de mimarisinden programına kadar içinde bulunduğu çevre ve koşulları kavrayıp yerele özgü kılmayı başaran bir yapı sunuyor.
    Çağdaş ve geleneksel sanatların koruyucusu Baksı Müzesi’ni siz de keşfedin, ferah konukevinde konaklayın, koleksiyon ve sergilerini izleyin, kitaplığında vakit geçirin, atölyelerini gezin. Sonra kırda yürüyüşe çıkıp Huy Kesen Ağacı’na bir çaput bağlayın ve dileğinizi nehir kıyısında dolaşırken ya da Baksı Müzesi’nin teraslarından ıssızlığa uzanan günbatımını izleyip yöresel mutfağın tadını çıkartırken bir kez daha düşünün, belki aradığınız şifa oralardadır!

    Hüsamettin Koçan’ın ‘Ayağımdaki Diken’ sergisi 30 Kasım’a kadar Baksı Müzesi’nde. www.baksi.org

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı