Gündem Haberleri

    İsrail'in gözü İran'ın üzerinde

    Micah Zenko*
    31.08.2009 - 14:33 | Son Güncelleme:

    Tarih, eğer Tahran uluslararası camianın İran’ın nükleer programı ile ilgili tekliflerine Eylül sonuna kadar cevap vermezse, tarihi gerçekler İsraillilerin tek başına hareket edeceğini gösteriyor.

    İran’ın nükleer silah geliştirmeyi durdurmasını amaçlayan son uluslararası teklife cevap vermek için Eylül ayının sonuna kadar vakti var.

     

    Bu teklifler çerçevesinde, İran’ın uranyum zenginleştirme programını askıya alması gerekiyor. Bunun karşılığında da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin dördüncü tur ekonomik ve diplomatik yaptırımları kaldırmasını taahhüt ediliyor.

     

    Ancak bu diplomatik çabaların başarısız olması durumunda dünya kamuoyu, İsrail’in, İran’ın şüpheli nükleer tesisleri üzerine yapacağı bir saldırıya hazırlıklı olmalıdır.

     

    ABD Genelkurmay Başkanı Amiral Michael Mullen’ın geçtiğimiz günlerde ifade ettiği gibi: “İran’a yapılacak bir saldırıyla, İranlıların nükleer silah sahibi olmaları arasındaki mesafe çok küçük.”

     

    Eğer İsrail, İran üzerine böyle riskli ve istikrar bozucu bir saldırı yapmaya karar verirse, Başkan Obama’nın bu operasyonu CIA’den değil CNN’den öğrenmesi daha yüksek bir olasılık.

     

    Her ne kadar Washington, İsrail’in askeri operasyonları üzerinde etki sahibi olmayı hedeflese de, tarih, İsrail’in koruyucu veya önleyici saldırıları için onay istemek yerine sonradan açıklama yapmayı tercih edeceğini gösteriyor.

     

    Obama yönetiminin, diplomatik çabaların sürdüğü bir dönemde İsrail üzerinde saldırıdan geri adım atmasını sağlayabilecek bir baskı kurabileceğini umanlar yanılıyorlar.

     

    İran’ın liderleri arasındaki iç çekişmeler de bazı çevreleri Tahran’ın nükleer çalışmalarını askıya alacağı yanılgısına sürüklüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Cuma günü yayımlanan İran’ın nükleer programı ile ilgili raporu son üç aylık siyasi kriz sırasında İran’ın hem santrifüj üretiminin hem de bu santrifüjlerde kullanılan maddenin üretiminin sabit kaldığını gösteriyor.

     

    Şimdi İran’a olası müdahalesini göz önünde bulundurarak, İsrail’in son dört askeri operasyonuna yakından bakalım:

     

    Ekim 1956’da İsrail, İngiltere ve Fransa Süveyş Kanalı’nın kontrolünü ele geçirmek için Mısır üzerine başarısız bir operasyon düzenledi. Bir gün önce ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, İsrail’in ABD büyükelçisi Abba Eban’ı ülkesinin Mısır sırındaki askeri yığınağıyla ilgili köşeye sıkıştırmış, ancak Eban İsrail’in planları hakkındaki sessizliğini korumuştu.

     

    Haziran 1967’de İsrail, Başkan Johnson’ın İsrail’in durumunu koruması ve ABD’ye danışmadan hareket etmemesi yönündeki ısrarlarına rağmen Washington’ın bilgisi dışında Altı Gün Savaşı’nı başlatmıştı. Savaşın başlangıcından sadece birkaç gün önce Johnson, Başbakan Levi Eshkol’e özel bir mesaj göndererek şunları söylemişti: “İsrail önleyici askeri operasyona başlamamalı ve dolayısıyla kendisi düşmanlığın başlangıç noktası haline getirmekten kaçınmalıdır.”

     

    7 Haziran 1981 tarihinde İsrail bombardıman uçakları Osirak’taki bir Irak’a ait nükleer reaktörü imha etmişlerdi. Bu olaydan birkaç gün sonra reaktörün nükleer silah düzeyinde plütonyum üretme kapasitesine ulaştırılması bekleniyordu. Bir kez daha Washington’a önceden haber verilmemişti. Başkan Reagan saldırıyı “kınadı” ve “göz önünde bulundurulması gereken başka ihtimallerin de olduğunu düşündüğünü” belirtti.

     

    Birkaç gün sonra Başbakan Menahem Begin, CBS Haber Bülteni’nde şunları söyledi: “Bu saldırı bundan sonra gelecek bütün İsrail hükümetleri için bir örnek teşkil edecektir. Bugünden sonra gelecek her İsrail Başbakanı benzer koşullar altında aynı şekilde hareket edecektir.

     

    Begin’in öngörülerinin doğruluğu 6 Eylül 2007 tarihinde, İsrail uçakları, Suriye’nin El Kibar bölgesinde yer alan ve Kuzey Kore’nin desteklediğine inanılan bir plütonyum reaktörünü imha edince kanıtlanmış oldu.

     

    Dört ay önce İsrail istihbarat yetkilileri Bush yönetimine reaktörün sonunu hazırlayan kanıtlar sunmuş, Pentagon da saldırı planlarını hazırlamıştı. İşin ilginç olan yanı, New York Times muhabiri David Sanger’e göre, Başkan Bush ilk etapta ABD’nin bir ülkeyi elinde kitle imha silahları olduğu iddiasıyla bombalayamayacağı kararını verdi. Bush yönetiminden bir yetkili İsrail’in saldırısının “bizden yeşil ışık almadan” ilerlediğini ve “ne izin istendiğini ne de izin verildiğini” belirtti.

     

    Bütün bu örnekler bize eğer İsrail İran’ın nükleer silahlarının kendi varlığına bir tehlike teşkil ettiğine karar verirse, ABD yetkililerinin askeri güç kullanımından kaçınmak gerektiği yönündeki uyarılara kulak tıkayacağını gösteriyor.

     

    Operasyonun ardından Washington kaygılarını hem açıktan hem de özel kanallardan Tel Aviv’e bildirecektir. Köklü bir geçmişi olan ABD-İsrail ilişkileri de yakın diplomatik, ekonomik, istihbarat ve askeri işbirliğinin devamıyla eskisinden de güçlü olmaya devam edecektir.

     

    Eğer Tahran Eylül için kendisine verilen tarihe kadar harekete geçip büyümekte ve beklemekte olan nükleer silah kapasitesini elden bırakmaya gönüllü olmadığını gösterirse, İsrail’in saldırısının bırakın Washington’dan izin almayı, ABD’ye haber bile vermeden gelişeceğini tahmin edebiliriz.

     

    *Micah Zenko, Dış İlişkiler Konseyi Engelleyici Operasyon Merkezi araştırmacılarındandır. Bu yazı 30 Ağustos 2009 tarihinde Los Angeles Times gazetesi internet sitesinde "Israel has Iran in its sights" başlığıyla yayınlanmış, Türkçe çevirisi hurriyet.com.tr tarafından yapılmıştır. (ST)

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı