Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İsrail’le bozuşalım da...

TAMAM ortada can sıkacak bir veya birkaç olay vardır ama esas olan niyettir.

Bir başka deyişle eğer İsrail, Türkiye ile ilişkisinin bozulmasını istemezse, meşhur Davos skandalında olduğu gibi, cumhurbaşkanına alenen hakaret edilmesine bile göz yumar. Buna ne kadar katlanır, ayrı konu.


Ama eğer Türkiye bir bahane bulup İsrail’le ilişkisini bozmak niyetindeyse, eninde sonunda onu yapar.

İsrail’in, son “Anadolu Kartalı” isimli hava manevralarından Türkiye tarafından dışlanması iki ülke arasındaki ilişkinin ciddi bir krize girmek üzere olduğunu göstermeye yetmişti.

Türkiye’de devletin yarı resmi organı sayılan TRT’de yayınlanan “Ayrılık” isimli bir TV dizisinde İsrail askerinin Filistinli çocuğa ateş eder şekilde gösterilmesi, belli ki bir süredir alttan alan İsrail yetkililerinin nihayet patlamasına sebep olmuş. Nitekim İsrail Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman’ın talimatıyla Türkiye’nin Tel Aviv’deki Büyükelçiliği’ne şiddetli bir “protesto notası” verildi.

İsrail’in işine öylesi geldiği zaman alttan alma huyunu bir kenara bırakın, kendisine dönük eleştirilere en az tahammül eden ülkelerden biri olduğu bilinir. Bunda İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilerin uğradığı büyük mağduriyetin üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen İsrail’in hâlâ “dokunulamaz, eleştirilemez” görülmesinin payı vardır. O gerçeğin üzerine İsrail’in de, kendisini insanlığın gözünde antipatik yapacak hiçbir şeyi eksik etmediği gerçeğini koyduğu unutulmamalıdır. Nitekim İsrail’e giden bir yabancı en belirgin olarak orada, “üstün ırk” olduğuna inanmış bir toplum görür.  

İşte bu tablo ve son atışmalar taptaze ortada iken Türkiye DışişleriBakanı Ahmet Davutoğlu, on bir ay önceki “Gazze” saldırısı nedeniyle İsrail’i eleştirmekle kalmadı, son Anadolu Kartalı krizi nedeniyle de “İsrail’in akl-ı selimle (sağduyu ile) hareket etmesini” salık verdi. O da yetmedi, İsrail’in Kudüs’teki Mescid-ül Aksa’ya yasaklar koyduğu gerekçesiyle “yöredeki kutsal değerlere saygı göstermesini” istedi.

Gördüğünüz gibi ilişkiler bir “kötüleşme sarmalına” girmiş gibi...

Sözün burasında belirtelim ki uluslararası ilişkilerin bozulması da, düzelmesi de -istisnalar bir yana- hesabı kitabı önceden yapılmış olaylardır. O nedenle özellikle Türkiye’nin isteğiyle hızlanan bu son durumun neler doğuracağını bekleyip görmek gerekir.

Biz bu son gelişmenin, Türkiye’yi Ortadoğu’nun lideri ülke yapmak gibi bir tutkusu olduğu anlaşılan, o nedenle de özellik İslam ülkelerinin desteğini kazanmaya ihtiyaç duyması gereken Başbakan Tayyip Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu’nun müşterek imzasını taşıdığını düşünüyoruz.

Bu, daha önce Mısır’ın Cemal Abdülnasır’ında, İran’ın Şah Rıza Pehlevi’sinde, Türkiye’nin Adnan Menderes’inde, Irak’ın Saddam Hüseyin’inde de rastlanan bir tutkudur. Ancak başarılı olanı halen yoktur.

 

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI