Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İsmet Solak: Meclis'in son gün neşesi

İsmet SOLAK

İbrahim Göktepe, eski AP milletvekili. 12 Eylül sonrasında, Danışma Meclisi üyesi de olmuştu. Zamanının çoğunu, Meclis Kütüphanesi'nde, Toros Yörükleri Tarihi'ni araştırmakla geçiriyor. Telefon etti:

‘‘Geciktim, geçmiş olsun... Dualarım seninleydi. Sana sözüm var; Çankırı ve Mavi Çarşı katliamlarını yapan teröristler yakalandıktan sonra, içimden Cumhurbaşkanımız'a ve Başbakan'a birer mektup yazmak geçti.’’

Şaşırdım... ‘‘Yazsaydın’’ dedim. Güldü... Göktepe, AP milletvekili iken bile Demirel'le arası limoni ve Ecevit'in fikirlerine de hep karşıydı:

‘‘Yanlış anlama. İçimden geldi; ‘Sayın Cumhurbaşkanım ve Başbakanım; devletimle, hükümetimle gurur duyuyorum' diyecektim. Bunu istersen yaz.’’

2 DEVLET ADAMI

Ecevit, dün NTV’de sorularımı yanıtlarken, bu sözler kulağımda çınladı. Seversiniz, sevmezsiniz. Ama karşınızda yetişmiş ve deneyimli iki devlet adamı olduğunu inkár edemezsiniz. Bizim Ümit Gürtuna ile Ecevit'in yolları da 12 Eylül sonrası ayrılmıştı. Ümit de benzer şeyler söyledi:

‘‘Arkadaş, bu dönemde Çankaya'da Demirel'in, hükümetin başında Ecevit'in bulunmaları Türk Ulusu için büyük şanstır. Bunu saklayamam.’’

Ecevit, dün Kosova ile ilgili teşhis ve tespitlerini öyle gerçekçi bir üslupla anlattı ki, ülkenin sahipsiz olmadığını dosta düşmana gösterdi.

Bu girişten sonra, mübarek Kurban Bayramı'nızı yürekten kutluyorum. Okuyucularıma ve Türk ulusuna esenlik ve mutluluklar diliyorum.

Ecevit gibi, halkımızın büyük çoğunluğu da, küskünler geriliminin sona ermesiyle rahatladı. Neydi o küskünlerin hali! Meclis'in son günü bile bu hava vardı. Her zaman saygı ve sevgi beslediğim İsmet Abi (Sezgin) yazıma müthiş kızmıştı. Bana gelip, ‘‘Sen ne zaman demokrat oldun?’’ diye sordu. Ses tonu yüksekti. Herkes bana bakıyordu. Bu ortamda susamazdım:

‘‘Sizden öğrendim İsmet Abi. Bu kulise, Harbiye'den ayrıldıktan 10 yıl sonra gencecik gelmiştim. Sizi izleyip dinleyerek demokrasiyi öğrendim.’’

Gülmeye başladı. Koluma girdi. Bunca yılın hatırı var, birbirimize kızıp küsemezdik ya! Ama bundan sonraki yazımda Ehl-i Dil yemeğini yazacağım. Orada yapılan DTP değerlendirmesini mutlaka duymalı..

Meclis'in son günü çok renkliydi. En neşelisi ise Fikret Ünlü idi:

‘‘Bu küskünler hareketi çok zararlı oldu. Ama, iki önemli yararı var; alternatif muhalif adayların tümü silindi, Fazilet büyük oy kaybetti.’’

FP'nin bir haftada yüzde 4 oy yitirdiğini başka yerlerde de duydum:

‘‘FP'liler bugün söylediğini etresi gün inkár ediyor. DSP'nin güvercini, bu sayede kanatlarına rüzgárı doldurdu, şimdi tam yol seçime gidiyor.’’

Devlet Bakanı Ünlü, ‘‘Ben Karaman'da birinci parti olurum, hazırlanın’’ derken de iddialıydı. Düşünün; Karaman ve DSP... Bu hava diğer partileri ürkütüp endişelendiriyordu. Sekiz ay önce, ‘‘Yapmayın, etmeyin... Bırakın inadı. Bu halk seçim istemiyor’’ diyen bizlerdik, dinletemedik. Bizim ecemi siyasetçilerimiz, ‘Dediğim dedik, öttürdüğüm düdük’ diye inat ettiler. Bir adım çekilmediler. Hadi bakalım. Buyrun seçime, alın ölçünüzü!

MARŞ... MARŞ...

İyi ki tatil kararı alındı. Çünkü Meclis'i yönetme sırası ANAP'lı Yücel Seçkiner'e gelmişti. Seçkiner, gırgırını geçerek yöntemini anlatıyordu:

‘‘Birleşimi açınca 15 dakika ara vereceğim. Küskünleri ve FP'lileri ayrı gruplara ayırıp komut vereceğim; ‘İstikamet mıntıka temizliği, marş marş' deyince, haydi bahçeye... Yerde tek yaprak kalmamak üzere marş marş...’’

Eski asker Seçkiner’in kahkahaları kuliste çınlıyordu. Neyse ki, tatil kararı alındı ve disiplini bozanlar mıntıka temizliğinden kurtuldular.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI