Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İsmet Solak: Kutan veya Gül, ne fark eder?

İsmet SOLAK

FP Büyük Kongresi yarın... Erbakan yine devrede: - Biz tebliğ ederiz, siz seçersiniz...

FP'de ádet böyledir. Hoca delgeleri okuyup üfler(!) ve iş biter. Milli Nizam döneminde de, Milli Selamet ve Refah dönemlerinde de böyle idi:

- Hoca tebliğ etmiş, delegeler seçmişti...

Hürriyet'in perşembe günkü manşeti muhteşemdi. Bir okuyucum aradı:

‘‘Hoca söyler, delegeler seçer... Buna da, ‘demokrasi' derler.’’

Meşhur hikáyeyi hatırlattı...

* * *

Anayola ırak ve sapa kalan bir köyün imamı hakkın rahmetine kavuşmuş... Yıllarca yeni bir imam bulunamamış. Cenaze kaldırmak büyük sorun oluyormuş. Derken, köye bir çerçi gelmiş... Arabası yüklü, sesi güzelmiş:

- Ne ararsan vaaar; pirinç vaar, bulgur da vaar! Bakır sini vaaar, çanak çömlek de vaar. Koş vatandaaaş, koş!

Çerçinin yanık sesini duyan köylülerin gözleri parlamış:

- Hah, tam aradığımız adam...

Pazarlık hemen başlamış:

- Kaç para istersen söyle. Bir de, iki verelim.

Yüklü parayı duyan çerçinin içi geçmiş. Fakat kabul edememiş. Köylüler diretince, ‘‘Yahu, ben Müslüman değilim’’ diye patlamış:

- Bir Hıristiyan, minareye çıkar da nasıl ezan okuyabilir?

Köylüler buz kesilmiş... Ama, çaresizlikten buna bile razı olmuşlar:

- Senin inancın sana, hizmetin bize... Sevaptır da!

Çerçi, para ve ısrarlara dayanamamış... Ezile büzüle minareye çıkmış:

‘‘Allaahuu ekber, Allaahuuu ekber, (derler)... Allaaahu ekber...’’

Hem ezan okuyup parayı hak etmeye, hem de ’derler' diye fısıldayıp kendi aklınca inancından kopmadığını kanıtlamaya çalışıyormuş. Okuyucum, ‘‘Bunlar da -demokrasi- derler, bildikleri yere giderler’’ diyerek ekledi:

- Onlara kanıp da inanma, amaçları bambaşka!

Ünlü bir RP'linin sözlerini de hatırlattı:

‘‘Benim için demokrasi amaç değil, bizi hedefe götüren tramvaydır.’’

* * *

Edirne dönüşünde, masamda bir davetiye ve kitapçık buldum:

‘‘Sayın İsmet Solak,

Fazilet Partisi Genel Başkan Adayı Doç. Dr. Abdullah Gül, 14 Mayıs 2000 Pazar günü yapılacak olan 1. Olağan Büyük Kongre dolayısıyla kahvaltılı bir basın toplantısı düzenleyecektir. Katılımınızı bekler, saygılar sunarız.’’

Bu nazik davetin altına, bir de not düşülmüştü:

‘‘Ankara Hilton Hotel, Kavaklıdere Salonu; 11 Mayıs 2000, saat 09.00.’’

Gitmeye karar verirken arkadaşlarım uyardı:

- Kahvaltıdan vazgeçildi. Ankara İl Merkezi'nde basın toplantı yapacak.

Vazgeçtim. Abdullah Gül'ün tanıtım kitapçığını okudum:

‘‘... Güler bir yüz, pozitif bir enerji, güven veren bir ses ve hitabet.’’

Bazı meslektaşlarım, Gül kazanırsa, FP'nin rejimi içine sindiren çağdaş bir muhafazakár parti olabileceğini yazıyorlar. Bu görüşe katılmıyorum.

FP'de, ‘‘laik cumhuriyete bağlı’’ olanların şansı olmaz, olamaz... Zaten, Kutan olmuş, Gül seçilmiş ne fark eder? Ha Hoca Ali, ha Ali Hoca!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI