Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İslam ve demokrasi

<B>BİR</B> okuyucumuz, İslam ile demokrasiyi kendine göre karşılaştırarak, bu iki olgunun birbiriyle bağdaşmadığını ileri sürmekte ve bu konuda görüşümü istemektedir.<br>

İslam, yönetimle ilgili bazı temel ilkeler içermekle birlikte formel bir yönetim biçimi önermemektedir. Ancak, bu konuda sorumluluğun ehline verilmesi, istişarede bulunulması, adil olunması gibi genel ilkelerden söz edilmektedir. Demokrasi, uzun deneyimlerden sonra insnların bulduğu yeni bir sistemdir. İslam'ı incelediğimizde, orada çağdaş demokrasinin temelinde yatan vazgeçilmez değerlerin mevcut olduğunu görürüz. Bu değerlerden biri eşitlik, biri özgürlük, bir diğeri de adalettir.

* * *

Demokrasi, bilinçli bireylerin yaşayıp yaşatabileceği bir erdemdir. Demokrat insan, hak ve hukukunu bilen ve onlara sahip çıkabilecek bilgi ve cesarete sahip insandır. Demokrasi, başkalarının varlığının tanınması ve kabul edilmesi gibi önemli bir ahlaki esas üzerine oturur. Demokrasiyi özümsemiş bireyler, toplumun ve başkalarının menfaatlerini korumadıkça, özel menfaatlerinin hiçbir zaman sürekli olmayacağının bilincindedirler.

Demokrasilerde egemenlik belli kişi veya zümrelerin elinde değil, halkın elindedir. Bu yüzden demokrasilerde müstesna ve imtiyazlı sınıf yoktur. Kesin bir husus vardır ki, o da Hz. Peygamber döneminde bu değerlerin tamamıyla hayata geçirilerek bir model çizilmiş olmasıdır. Hz. Peygamber, bugün demokrasinin temel ilkeleri olarak kabul edilen ve gerçekten insanlara İslam tarafından sunulan prensipleri, hayatın her safhasına tatbik etmiş ve Müslümanlara da demokrasi formasyonu kazandırmak için yoğun gayret sarf etmiştir. Savaş ortamında bile, peygamberliğini öne sürüp kendi görüşlerini sahabilere dayatmamıştır. Daha ziyade onlara danışmayı ve onları dinlemeyi tercih etmiştir.

İslam tarihine baktığımızda Hz. Peygamber, Medine'ye hicretinden sonra, Medine şehir devletini kurarak, peygamberlik asli görev ve misyonu yanında, devlet başkanlığı görev ve misyonunu da üstlenmiştir.

Peygamberimizin, yerine kimseyi bırakmadan vefat etmesi üzerine o günün teamüllerine aykırı olarak ve tam bir inkılap sayılacak tarzda, Hz. Ebu Bekir, çetin müzakereler ve tartışmalardan sonra tam bir katılımcı hür seçim (biat) yolu ile devlet başkanı seçilmiştir.

İkinci Halife Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in aday göstermesi ve halkın topyekûn kabulü ile başkan olmuştur. Hz. Osman, Hz. Ömer'in tayin ettiği altı kişilik şûra (danışma meclisi) kararı üzerine, halk tarafından seçilmiştir. Dördüncü Halife Hz. Ali ise halkın büyük çoğunluğunun doğrudan kabulü ile işbaşına geçmiştir.

Hz. Ali'den sonra devlet başkanlığı babadan oğula intikal eden saltanat şekline dönüşmüştür. O tarihten itibaren, Osmanlılar tarafından 19. yüzyılda (1876) kabul ve ilan edilen ‘‘Meşrutiyet’’e kadar, İslam ülkelerinde ‘‘mutlak-monarşi’’ devam etmiş, bu tarihten sonra zaman zaman kesintilerle de olsa ‘‘meşruti-monarşi’’ yönetimi denenmiş, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra 1923 yılında Cumhuriyet'in ilanı ile saltanattan (monarşiden) vazgeçilmiş, 1946 yılından itibaren de çok partili ‘‘demokrasi’’ye geçilmiştir. Bugün muhtelif İslam ülkelerinde monarşiden demokrasiye kadar değişen çeşitli yönetim şekilleri uygulanmaktadır.

Dört halife dönemindeki örnek uygulamalar, özellikle Hz. Ebu Bekir'in seçilme şekli dikkate alındığında İslam'a en uygun yönetim biçiminin ‘‘özgürlükçü demokrasi’’ olduğu söylenebilir.


SORALIM ÖĞRENELİM


Camide namaz kılarken imamı görecek şekilde namaza durmamız söyleniyor. Yoksa namaz olmaz diyorlar, bu doğru mu?

Fahri AĞIR/ADANA

Cemaatle namaz kılarken imamı görmek şart değildir. Cami dışında namaz kılanların imamın sesini duyması, şayet duymuyorsa imamın tekbirlerini aktaran birisinin sesini duyması yeterlidir.

Bazı kimseler namaza dururken başparmağını öpüp kaşlarına sürüyorlar. Dinimizde böyle bir şey var mı?

Ahmet AYDIN/BELÇİKA

Bazı kişiler tarafından yapılan bu tür davranışın dinde yeri yoktur.

Kuran'da ‘‘Bakireler cennete gider’’ diye yazıyormuş. Bu doğru mu?

Rumuz: AYŞE

Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınanlar ve yararlı işler yapanlar cennete gider. Bakire olmak bir ayrıcalık değildir.

Elimde bir dua kitabı var. Günlük hayatta okunacak duaları içeriyor. Örneğin tuvalete giderken, kısmet açmak, hastalıktan kurtulmak, murat duası, fakirlikten kurtulmak gibi birçok dualar var. Bunlar ne derece doğrudur? Çünkü ben okudum, hiçbir faydasını görmedim de.

İbrahim KOÇ/İNGİLTERE

Soruda belirttiğiniz kitaptaki duaların çoğu asılsızdır. Kuran'da geçen ve peygamberimizden bize kadar sahih rivayetlerle gelen duaları okumanızı tavsiye ediyorum. Dua yüce yaratıcıya içten yakarıştır. Kuran-ı Kerim'de ‘‘Bana dua ediniz ki ben kabul edeyim’’ denilmektedir. Allah her dili bilir; Arapça dua etmek şart değil, samimiyetle içinizden geldiği gibi dua ediniz.

Bazıları abdest alınan lavabonun kıbleye karşı olması gerektiğini söylüyorlar. Evimdeki lavabo öyle değil, ne yapmam lazım?

Halil DEMİR/ALMANYA

Abdest alırken önemli olan gerekli organların yıkanmasıdır. Kıbleye dönmek abdest almanın şartlarından değildir.

Tatile yurtdışına gitmiştim. Restoranda önceden söylememe rağmen bir karışıklıktan dolayı domuz eti yedim. Günah işledim mi ve ne yapmam lazım?

Bülent KORKMAZ/İZMİR

Bilmeden yediğiniz için günahkár olmazsınız. Ancak bundan böyle bu hususta dikkatli olmanızı tavsiye ederim.
X