Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İskoçya’da mutluluğun peşinde

Tuğrul ŞAVKAY

İskoçya'nın en güzel viskilerinden biri, The Macallan'ın yapıldığı yer Craigellahie Spey nehrinin kıyısında sessiz sakin bir köy. Spey nehrinde akan ve asıl tadını kaynağındaki taşlardan süzülüp gelmesinden alan kahverengi su ile İskoç topraklarında kuzey güneşi altında yetişen arpanın bileşimi bu viskinin lezzetini oluşturuyor.

Atilla İlhan mutluluktan sözederken şöyle der:

'saadet var olmanın büyük sebebi

saadet asırlarca bitmeyen hasretimiz

o size gelmezse siz ona gideceksiniz...'

İskoçya gezimizin ikinci gününde Edinburgh'tan arabayla kuzeydeki Craigellahie'ye giderken, bunca işim dururken niye yazın bu civcivli sıcaklarında İskoçya yollarına düştüm diye düşünmekten kendimi alamadım. Sonra birden aklıma Atilla İlhan'ın 'Duvarındaki 'saadet' şiirinin bu mısraları düşeyazdı. Madem içkilerin en güzellerinden, en anlamlılarından biri olan viskiyi bunca seviyorum ve madem ki bu içkinin yapıldığı yerlerin deryaları aşıp bana gelmeleri imkansız, öyleyse ben niye mutluluğun peşinden koşmayayım dedim.

Böyle düşünürken Thomas Jefferson'ın Amerikan Bağımsızlık Bildirisi'ndeki sözlerini anımsadım. Amerikan devrimcileri, insanların haklarını sayarken bunları 'yaşama, özgürlük ve mutluluğun peşinden koşma' olarak belirtmemişler miydi?

Öyleyse en azından beş yüz yıldır hayat suyu, 'uisge beatha'nın yapıldığı kutsal topraklardaki bu damıtımevlerini gezip oralara el sürmeme, yapılan viskileri koklayıp içmeme ve onlarla tatlı bir esrikliğe ulaşmama hiçbir şey engel olamazdı. Çünkü bu, hani o resmi çizilemeyen mutluluğun ta kendisiydi.

'Terroire' denen şey

İskoçya'yı anlatırken bu toprakların insanı alıp başka bir aleme götüren tabiat güzelliklerinden uzun uzun söz etmiştim. Bunları bir kez daha asla tekrarlamayacağım. Zaten insan bir ressam olmadıkça, bu güzelliği daha uzun boylu tasvir edemez.

Viskinin yapımında Fransızların 'terroire' (terruar) dedikleri bir karışımın rolünü kimse inkar etmiyor. Fransızların viskiyle ilgileri yok elbette. Onlar bu terimi şarap için icat etmişler. Ama deyim, viski içinde aynen geçerli. Bu 'terroire' denen şey topraktan, havadan, sudan oluşuyor. Tıpkı eski Grek düşünürlerinin dünyanın baz elementleri dedikleri, yeryüzünün yapıtaşı saydıkları büyülü şeylere benziyor.

İskoçya'nın en güzel viskilerinden biri -hatta bazılarına göre en güzel viskisi, ki onlar kendilerini bilirler- The Macallan'ın yapıldığı yere yaklaştık. Craigellahie, kahverengi bir yılan gibi dağlar ve ormanlar arasından kıvrılarak ağır ağır akan ünlü Spey nehrinin kıyısında sessiz ve sakin bir köy.

İşte burada dağlardan esen tertemiz bir hava, Spey nehrinde akan ve asıl tadını kaynağındaki taşlardan süzülüp gelmesinden alan kahverengi su ile zengin İskoç topraklarında yetişen arpanın Akdeniz güneşine hiç de benzemeyen kuzey güneşi altındaki bileşimi buranın viskisinin eşsiz 'terroire'ını oluşturmakta.

Birden uzaktan The Macallan'ın şişelerinin üzerinde resmi bulunan şatoyu görüyoruz.

Viskiciler arasında biraz alaylı bir biçimde Fransızca olarak anıldığı adıyla 'Macallan Şatosu'na vardığımızda bizi yönetim kurulunun odasına aldılar. Ortadaki masanın üzerinde meşe odununda füme edilmiş nefis yabani iskoç somonlarıyla yapılmış kanapeler ve onlara eşlik eden birkaç sandviç daha var. Bunları yiyeceğiz ki, o insanın içini alev alev yakan harika içkiden dilediğimizce tadabilelim.

Vakit kaybetmeden kendimizi bir laboratuara benzeyen tadım odasına atıyoruz.

ÖNCE İNSAN

Tadım odasında her zamanki manzara. Masaların üzerinde yarısı dolu yarısı boş küçük tadım bardakları, dolaplarda küçük ecza şişelerinde fıçılardan çekilmiş örnekler, bu işe aşina olmayanlara garip görünen aletler sereserpe dağıtılmış. Düzensizlikte adeta gizli bir düzen var.

Önce 'new spirit' adıyla etiketlenmiş renksiz berrak sıvıdan tadıyoruz. Bu imbikten çekilmiş taze içki. Yeterince meşe fıçılarda dinlendirilmediği için daha viski adını taşımaya hak kazanmamış. Ama işin ruhunun bu başlangıç içkisinde gizli olduğunu hepimiz biliyoruz.

Sonra küçük tadım kadehlerinde sırasıyla 7, 10, 12, 15, 18, 25, 30 yıllık The Macallan viskilerini tadıyoruz. Tadım işlemi önce uzun uzun burunla yapılıyor. Dakikalarca burundaki izlenimler tartışılıyor. İçkilerin içilmesi ise daha az önemli ama kaçınılmaz ve gerekli bir aşama. Sonra tartışmalar büsbütün alevleniyor. İçkiyi koklamaktan ve içmekten çok, adeta tartışmaktan keyif duyduğumuzu farkediyoruz.

İşte tam bu aşamada devreye tabiatı düzenleyen ve ona yön veren insan zekası ve becerisinin girdiği farkediliyor. Çünkü viskinin ne zaman ve nasıl olgunlaştığını, 'new spirit'teki ilkel ruhun nasıl olgunlaştırıldığını burada görmemek imkansız. Kısacası arpa suyundan damıtılmış o berrak alkolün soylu bir viskiye dönüşmesi sadece ve sadece insan aklı sayesinde başarılabiliyor. Bir alkolden onlarca çeşit farklı viskiler yapılıyor.

Ustalar da durumun farkında ki, bize ünlü Gran Reserva'larını sunuyorlar bu aşamada. Bu viskideki tatlar alışılmışın da çok ötesinde bir karmaşıklık ve müthiş bir denge sergilemekte.

Nihayet öldürücü darbe, The Macallan'larda hiç görülmeyen turba kömürü isi kokulu 1946 viskisinde görülüyor. 1948'in The Macallan'ı da benzer ihtişamda bir viski. Bunların bir milyara varan şişe fiyatlarını yapımcı ustalar küçümsüyor. Belli ki, onlar için bu viskilerin değeri bu rakamların çok ötesinde.

The Macallan'daki maceramız güzel ve eğlenceli bir dinlenme günüyle noktalanıyor.

O akşam, ertesi gün daha kuzeydeki Orkney Adası'na, Highland Distelleries'in Highland Park'ını tatmak üzere yola çıkmak için uykuya çekiliyoruz...

X