"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

İranlı öğrenciler Kıbrıs’ı seviyor

<b>CUMHURBAŞKANI Rauf Denktaş’</B>ın sağında Başbakan <B>M. Ali Talat</B>, solunda da Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral <B>Hasan Memişoğlu </B>oturuyor.

Aynı sırada oğlu Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Doğu Akdeniz Üniversitesi <ı>(DAÜ) Rektörü Halil Güven, Tümen Komutanı, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı, bazı bakanlar ve bürokratlar da bulunuyor.

Denktaş sık sık Talat’la samimi bir şekilde konuşuyor; uzaktan sohbetlerinin ne olduğu bilinmiyor tabii. KKTC’nin ‘eğitim adası’ olmasında öncülük etmiş olan Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin <ı>(DAÜ) 25. yıl mezunlarının diploma töreni için herkes bir arada.

Gerçekten ‘içten’ siyasi kavgalı-tartışmalı olmalarına rağmen dışa dönük gayet ‘demokratik’ bir görüntü bu... Türkiye’de de olması istenen... Tek benzeşen Türkiye bürokrasinin hálá kurtulamadığı ‘Sayın başkanım... Sayın bakanım... Sayın komutanım...’lı sunuş konuşmaları... ‘Sayın konuklar...’ diye söze başlamak varken bu kadar çok isme ve makama saygı sunmak AB kapısında ülkelere yakışmıyor.

Lala Mustafapaşa Spor Salonu duvarında 67 ülkenin bayrakları asılı; İran’dan Cibuti’ye, Almanya’dan Ukrayna’ya kadar... Türkiye dahil doğu Akdeniz havzasında bu kadar çok ülkeden öğrencinin okuduğu tek kampus burası... YÖK’ten aldığı 12 programla lisans programlarını 40’a çıkartmış; AB ilişkileri ve uluslararası dış ticaret bölümleri de açılmış bu arada.

TÜRBAN MI DEDİNİZ

Önceki gün 2004-2005 güz dönemi mezuniyet töreninde bilgisayar mühendisliğinden hukuka kadar uzanan 7 fakülteyi bitiren 1013 öğrenciye diplomaları verildi. Öğrenciler mutlu bir şekilde keplerini havaya fırlatırken, birbirlerinden ayrılmanın hüznünü de yaşıyorlardı. Özellikle bazı İranlı öğrencilerin Kıbrıs’ta daha fazla kalabilmek için master yapmak istemeleri ilginç... DAÜ’de 800’e yakın İranlı öğrenci okuyor. Mimarlığı bitiren genç bir kıza ‘türban...’ diyecek olduk, yanındaki İranlı arkadaşı ‘Bizde türban diye bir şey yok’ deyiverdi hemen... İranlı aydınlar türban sorununu aşmış, artık tartışma konusu bile değilmiş; ‘mollalar’ın eski baskısı da azalmış... İran’da türbandan saçın yarısını açık bırakan ‘eşarp’ kalmış artık.

CHURCHILL’DEN DERSLER

Rektör Prof. Güven, ‘1979’dan beri mezunlarımızın sayısı 19 bini buldu; başta İran’dan sonra Amman, Ürdün ve Filistin’de mezunlar derneği kuruyor öğrencilerimiz. KKTC ile dayanışma içinde olmaları bizim açımızdan önemli bir lobi oluşturuyor’ diyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nden buraya gelen Güven, eski İngiltere Başbakanı Churchill’den örnek vererek ’30 saniye süren dünyanın en kısa konuşmasını’ şöyle yapıyor:

Churchill şöyle demişti... Sevgili mezunlar... Asla, asla, asla yılmayın... Ben de, siz asla yılmayın, siz asla yılmayın ve yılmadan adalet, eşitlik ve barış arayan bir ülkedeki üniversiteden aldığınız bu diplomanın size verdiği güçle yılmayın ve yüksek hedeflere doğru koşarken DAÜ’yü de çok yükseklere taşıyın diyorum... Yolunuz açık olsun.’

Bu örnek iyi de oldu; herkes konuşmasını kısa tuttu.

Denktaş ile Talat’ın ilginç atışması

BAŞBAKAN M.Ali Talat, törende konuşmaya kalkarken dijital makinesini fotoğraf çekmesi için Denktaş’a emanet etti; çünkü oğlu da mezunlar arasındaydı. Talat, Denktaş’a ‘Burası spor salonu, akustik kötü olunca ses fazla anlaşılmıyor. Ama her işte bir hayır var; benden sonra konuşacak olan Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını da anlamayacaksınız’ diye takıldı.

Denktaş bu sözlerin ardından kürsüye gelirken o kadar çok alkış aldı ki, kendisi bile şaşırdı.

Mezun öğrencilere ve tribündeki ailelerine dönerek ve ellerini kaldırarak ‘Türkiyem diyorum... Vatanım diyorum... Devletim diyorum, bağımsızlık diyorum... Anlıyor musunuz?’ diyerek heyecanlı bir karşı çıkış yaptı. ‘Evet’ yanıtını aldıktan sonra Talat’a dönerek şöyle çıkıştı:

‘Sayın Başbakan görüyor musun, anlıyorlar.’ Denktaş, görev süresi nisanda sona ereceğinden öğrencilere son veda konuşmasını yapıyordu bir anlamda..

‘Size pırıl pırıl bir devlet bırakıyorum, Türkiye’nin tanıdığı bir devlet; buna sahip çıkınız. Canınız gibi koruyunuz. Bu ülkeyi canınız gibi koruyacaksınız. Size verilen tatlı sözlere inanmayın. Verdiğimiz mücadele, devletimizi elimizden aldırmama mücadelesidir.

Onlara güven olmaz. Allah doğrunun yardımcısıdır.’

Törenden sonra M.Ali Talat’a, ‘Denktaş sizi fena yüklendi’ dedik. O da gülerekten ‘Ona mahsus yaptım, konuşma fırsatı yarattım. Yoksa Türkiyem, devletim, vatanım diyemeyecekti. O söyledikleri Türkiye’den gelen ailelere bir mesajdı. Onlar dış görüntüyü bilirler; ama içimizi bilmezler. ’

Böyle bir diyaloğun bizde olabileceğini düşünebiliyor musunuz; hele Sezer ile Erdoğan arasında...

Kırcaalili Rahime üniversiteyi 3 yılda bitirdi

RAHİME Süleymanoğlu
, Jivkov’un 1999’da sürdüğü Kırcaalili bir ailenin kızı; İzmir’de Ticaret Lisesi’nden mezun olmuş... Doğu Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü ‘hazırlık’ dönemi dahil 3 yılda bitirmiş. Başta çalışkanlığı olmak üzere çakır gözleri ve minyon haliyle ilgi odağı oldu ve herkesçe kutlandı. 21 yaşına yeni basmış. DAÜ’yü 3 yılda bitiren ilk öğrenci; her dönem bir üst sınıftan ders almış, yaz okullarına devam etmiş; yani ‘inek’ bir öğrenci... YÖK bu kadar kısa yılda mezuniyet olamaz demiş; ama itirazları sonucu örnek bir karar aldırmış. Babası Bornova’ya geldiğinde seracılık yapmış, daha sonra kendi serasını kurmuş; bugün Bulgaristan dahil birçok ülkeye başta karanfil olmak üzere çiçek ihraç ediyormuş. Süleymanoğlu... ‘Ne yapacaksın?’ diye sorduğumuzda ‘Babamın ihracat işlerine yardımcı olacağım’ diyor. Ve tören için gelen annesinin yanına koşuyor.

GÜNÜN UYARISI

‘(Hükümetin 15 üniversite daha açması kararı üzerine...) Üniversite beklentisi içinde olan kentler, ‘üniversite her açıdan kalkınmamızı sağlayacaktır’ gerekçesini öne sürüyorlar. İlginç olan, çoğu yerde bırakın kalkınmayı, üniversite, kenti de geri çekerek birlikte gerilemişlerdir. Kısacası, kentin üniversiteye benzemesi gerekirken kent üniversiteyi kendisine benzetmiştir. Kafamızın gerisindeki düşünce doğrultusunda büyük üniversiteleri parçalayarak gücünü kırmak ve kuracağımız küçük üniversitelerde siyasallaştırmayı hızlandıracak yol ve yöntemleri uygulamak (...) gençlerimizin geleceğine hizmet etmek değildir. Yarın eğitim-öğretim kalitesini tutturamadık ve AB ölçütlerini kovalayamadık diye AB, birçok üniversitemizi kapatmaya kalkabilir. Böyle bir risk her zaman vardır.’

(A.Ü. DTCF Dekanı Prof. Necdet Adabağ)
X