İran’da taarruf

‘Şoma çetori’. Diğer kişi, ‘Hane vade çetori’. İlk kişi, ‘Gorbon şoma’.

İki İranlı arasındaki konuşmada, sen nasılsın, evdekiler nasıl, ben sana kurban olayım, muhabbeti bu biçimde uzayıp gidiyor. Her konuşmada karşılıklı sözler veriliyor. Ama, çoğunlukla verilen söz tutulmuyor.

Bunun adı var. Taarruf, sahte nezaket anlamında. İran’da bol bol taarruf var. Sözler havada eriyor, yazılar buza yazılıyor.

İran dizisinden arta kalan bazı başlıkları özetlemek istiyorum. Öncelikle, ekonomik durumla ilgili.

Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, seçildikten sonra ilk kez, bu mart ayında kendi bütçesini hazırlıyor. Bütçe, devleti büyütüyor, özel sektörü sınırlıyor. Şu anda yüzde 15 dolayında bulunan enflasyonun, bu bütçeyle birlikte, yüzde 30’lara tırmanması bekleniyor. Yani, Ahmedinecad’ın ekonomik performansı parlak değil.

HAYAT UCUZ

Buna karşılık, hayat İran’da ucuz. Hele de, Türkiye ile karşılaştırılırsa.

Ucuzluğun asıl nedeni, temel ürünleri devlet sübvansiye ediyor. Et, süt, ekmek, yakıt, elektrik, benzin devlet desteğinde. Bir depo benzin bizim parayla beş YTL’ye (beş milyon liraya) doluyor. Benzin, bize göre kırk kat, telefon bize göre yirmi kat daha ucuz. Etin kilosu 6.5 YTL. Bir gömlek on, onbeş, bir ayakkabı onbeş, onsekiz YTL.

Buna karşılık, bir öğretmen 350-400 dolar, bir garson 200 dolar aylık alıyor.

Eğitim bedava. Sağlık, en pahalı doktorda muayene ücreti beş YTL. İlaç bedava.

Devletin sübvansiyon kaynağı, petrol gelirleri. İran’ın temel ihracat ürünü petrol ve doğalgaz. Bu iki ürün hariç, diğer ihracatı yılda sadece 7 milyar dolar gibi, çok düşük bir rakam.

ZORUNLU PARK

Tahran trafiği dünyanın en feci, en kuralsız trafiklerinden biri. Kırmızı ya da yeşil ışık hiç farketmiyor, geçen geçene. Sağa dönüş yok, farketmiyor, dön. Şu yola giriş yok, farketmiyor, gir. İnsanı çıldırtan kuralsızlıklar zinciri.

Ahmedinecad, Tahran Belediye Başkanı iken, sözüm ona trafiğe çare arıyor. Otoyollardan sağa ve sola geçişler, U dönüşler açıyor. Şimdi daha çok kaza oluyor. U dönüş yerine, neden köprü ya da geçit yapmıyor? Yanıtı müthiş: ‘Geçite çok para gider.’

Oysa, şimdi kazalarda giden para çok daha fazla.

Bu kuralsızlık içinde, yoğun hava kirliliği. Bunu azaltmak için, tek-çift plaka uygulaması var. Her aracın, her yere girmesine izin verilmiyor. Bu da yetmiyor, geçenlerde Tahran’da üç gün resmi tatil veriliyor.

Buna karşılık, iyi bir kural var. Evlerin kapladığı alanın yüzde 60’ı eve, yüzde kırkı araba park yerine ayrılıyor. Her evin mutlaka özel park yeri var. Park yeri yoksa, imar izni yok.

Çevrilen Türk yazarlar

KOYU sansür nedeniyle, dışardan kitap çevirisi İran’da kolay değil. Her kitap önce sansürden geçiyor, sonra yayınlanıyor. Bu nedenle, şu anda dünya kitap piyasalarında çok satan kitaplara, İran’da rastlamak güç.

Sansür, benzer biçimde yabancı dergilere de çarpıyor. Örneğin, iki hafta önceki Newsweek’te göğsü yarı açık bir kadın resmi, sansür sonucu, kapalı hale getiriliyor ve dergi piyasa öyle çıkıyor.

İran’da en çok satan ve çevrilen Türk yazarları ise, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Orhan Pamuk.

Çeviri sınırlı, sansür hızlı, buna rağmen, kitap fuarları düzenleniyor.

‘Ey İran’ Marşı

OTELDE piyano, İranlıların çok aşina olduğu bir marşı çalıyor. ‘Ey İran’ Marşı. Bu marşı çalmak da, ne demek?..

Rıza Şah döneminde, Ey İran, İran’ın ulusal marşı. İslam Devrimi sonrasında bu marş yasak. Devrimle birlikte, yeni marş, yeni bayrak.

Ama, İran’da siyasal hava bulutlandı mı, iktidara güvensizlik arttı mı, gelsin Ey İran Marşı. Bırakın otellerde, zaman zaman devletin denetlediği TV’lerde bile, bu marş. Şimdi yine bu marş.

Ahmedinecad için tedirgin edici bir durum.
Yazarın Tüm Yazıları