Gündem Haberleri

    Irak'ta ekonomik toparlanmaya ihtiyaç var

    Planet
    17.11.2009 - 16:51 | Son Güncelleme:

    Irak’ta güvenlik ve siyasi durum düzelirken ekonomi için aynı şeyi söylemek zor. Temel bazı adımlar atılmazsa işsizlik ve yolsuzluk artacak ve onca bedel ödenerek sağlanan güvenlik ve siyasi alandaki kayıplar tehlikeye girebilir.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE NEW YORK TIMES

    Frank R. Gunter: Irak’ta güvenlik ve siyasi durum düzelirken ekonomi için aynı şeyi söylemek zor. Temel bazı adımlar atılmazsa işsizlik ve yolsuzluk artacak ve onca bedel ödenerek sağlanan güvenlik ve siyasi alandaki kayıplar tehlikeye girebilir.                      

     

    İş gücünün yüzde 51’i ya işsiz ya da normalden az çalışıyor. Çalışanların yarısı devletten maaş alıyor. Tarımı bir kenara koyarsak, özel sektörde çalışanların oranı sadece yüzde 6. Yılda 250 bin genç iş piyasasına giriyor. Petrol fiyatları düşünce devlet kamuda işe almaları dondurdu.               

     

    Irak’ta dünyanın özel sektör için en zorlu bürokratik sistemlerinden biri var (183 ülke içinde 153’üncü). Bir iş kurmak, bankadan kredi almak ya da yurtdışı ile ticaret yapmak çok zor. Birçok şey “yeraltında”, vergi vermeden ama rüşvet vererek yapılıyor.                     

     

    Bu böyle devam edemez. Hükümet 2010’da duvara çarpacak. Düşük petrol fiyatları, tükenen döviz rezervleri, mevcut kamu harcamaları, bürokrasi ve yolsuzluk yeni istihdam yaratılmasını önleyecek. İşsizlik hızla artacak ve bu gençler direnişçilere, milislere, terör gruplarına ve suç çetelerine katılacak.                             

    Aslında böyle olmak zorunda değil. Ülkenin güçlü bir girişimci geleneği, nispeten eğitilmiş bir iş gücü ve suyu var. Bölgede büyük ölçekli ticari tarım yapabilecek sadece iki ülke var: Irak ve Türkiye.

     

    Irak’ın bir an önce çok karmaşık olan ticaret yasasını gözden geçirmesi gerekiyor.Örneğin Delaware’de yeni bir iş kurmanın bedeli 139 dolar iken bu Irak’ta 2.800 dolar. Ama 600 dolar rüşvet verirseniz de olur. İşlemler ya tek bir bakanlıkta toplanmalı ya da daha iyisi yetkiler 18 vilayete devredilmeli.Bölgeler kendi aralarında yatırımları kapmak için rekabet etmeli.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal"> 

    Niall Ferguson ve Moritz Schularick: ABD ve Çin dünya karasının yüzde 13’ünü, nüfusunun dörtte birini, ekonomisinin üçte birini oluşturuyor ve 1998-2007 arasındaki küresel büyümenin yüzde 40’ını gerçekleştirdi.

     

    Çin, ABD ile ortaklığı sayesinde 2000-2008 arasında ekonomisini dörde, ihracatını beşe katladı, Batı teknolojisini ithal etti ve kırsal kesimdeki on milyonlarca fakir vatandaşına istihdam yarattı.

     

    Bu ortaklık ABD içinse daha çok tüketim, daha az tasarruf, düşük faiz ve istikrarlı bir yatırım haddi demekti. ABD, 2000-2008 arasında her yıl ürettiğinden fazla tüketti. Çinamerika bir süre için cennette yapılmış bir evlilik gibiydi ve ama ilelebet süremezdi. Evlilik şimdi tehlikede.

     

    Dünya ekonomisinin tekrar dengeye kavuşabilmesi için bu iki ülke arasındaki ekonomik dengesizliğin düzeltilmesi şart. Bu da Çinamerika’nın sonu demektir.  

     

    Parasının değerini düşük tutan Çin ihracatta rekabet gücünü arttırdı ve büyük dolar rezervleri biriktirdi. Ülkenin 2000 yılında 165 milyar dolar olan rezervleri 2008’de 2.3 trilyon dolara çıktı ki bunun yüzde 70’i dolar cinsinden. Çin’in dolar rezervleri 2000’de ABD ekonomisinin yüzde 1’iyken 2005’de yüzde 5’e, 2008’de yüzde 8’e yükseldi.

     

    Bu yılsonunda bu oranın yüzde 12’ye çıkması bekleniyor. Bu müdahale sermayenin maliyetini küresel boyutta çarpıttı, uzun dönemli faizleri büyük ölçüde indirdi, ABD’de konut piyasasında ciddi bir balon yarattı. Kısacası bu sistem Çin’den ABD’ye bir kredi hattı oluşturarak Amerikalıların hiç tasarruf yapmadan tüketebilmelerine imkan sağladı. 

     

    Ama Çinamerika yolun sonuna geliyor. Borç ve konut balonlarının patlamasıyla Amerikalıların ucuz ve kolay krediye olan bağımlılıklarından sıyrılması gerekecek. Çinli yetkililer, ciddi derecede borçlanmış Amerikalı tüketicilerin Çin mallarını 2007’e kadar olan ölçekte almaya devam edemeyeceklerini görüyor. Bugünkü değeri 2 trilyon dolara eşit olan dolar temelli rezerv varlıklarının değerinin düşme riskinden tedirginler. 

     

    Yine de iki tarafta da bu dengesiz ilişkiyi devam ettirme isteği var. Bu yıl ABD’nin Çin’le dış ticaret açığı geçen yılki gibi 200 milyar dolar olacak. Çin bu yıl da parasının değerini düşük tutmak için piyasalara müdahale ederek 300 milyar dolar aldı. ABD’li karar alıcılar da ekonomik büyüme kırılganlığını sürdürürken ucuz paraya olan bağımlılıklarını sürdürmek istiyorlar.

     

    “Güçlü dolar istiyoruz” dediklerinde bilin ki aslında tersini istiyorlar. Zaten görülebilir bir süre daha trilyon dolarlık açıklar verecekken Çinlilerin ABD devlet kağıtlarını almaları nasıl engellenebilir ki? 

     

    Ama Çinamerika’nın sona ermesinin ABD’nin çıkarına olduğunu düşünmek için en az üç neden var:

    1) Döviz kurlarını ayarlamak Amerikan ekonomisini başta büyüyen Çin pazarına olmak üzere ihracata yönlendirir.

    2) Çinamerika’yı sonlandırmak Amerikan ekonomi politikasının potansiyel olarak tehlikeli bir şekilde sadece iç talebi canlandırma ile sınırlı olmasını önler. Mevcut çok düşük faize ve para basmaya dayalı politika varlık fiyatlarını suni olarak şişiriyor ve bu sürdürülebilir değil.

    3) Son olarak Çin parasının değerlenmesi ciddi hal alabilecek bir ticaret gerilimi ortaya çıkmasını engeller. Dolar diğer para birimlerine karşı değer yitirirken bu Çin parasına karşı da gerçekleşmezse ortaya doğal olmayan sağlıksız bir durum ortaya çıkıyor.

     

    Çin parasını değerlenmesine izin vermezse diğer ülkelerden koordine edilmemiş ters hareketler gelebilir. Hatırlayalım, bu tür şeyler geçen yüzyılın en kötü on yılı olan 1930’larda da görülmüştü.

      

    Tarihsel olarak bir ülkede üretim maliyetleri ve gelirler arttıkça o ülkenin parası dolara karşı değerlenir. Örneğin 1960 ile 1978 arasında Alman markı yüzde 60, Japon yeni yüzde 50 değer kazanmıştı. Ülkeler verimlilikte ilerledikçe paralarının değerlenmesini kaldırabiliyorlar. Çin ise bu duruma bir istisna oluşturmakta direniyor.

     

    Şu anda Çinamerika ABD’den çok Çin’in işine yarıyor. Çin yüzde 10 büyüyor, ABD’de ise işsizlik yüzde 10’a ulaştı. Durum Amerika’nın en sadık müttefikleri ve pazarlarının da dahil olduğu dünyanın geri kalanı için daha da kötü.

     

    Soru şu: ABD, Çin’i kendisine oldukça yarayan mevcut kur politikasını değiştirmeye nasıl ikna edebilir?

     

    Çinli yetkililerin döviz kurlarındaki değişim nedeniyle rezervlerinin değerinde yaşayacakları kayıpların ülkelerini 15 yılda üçüncü dünyaya ait olmaktan süper güçlüğe taşıyan Çinamerika sisteminden elde ettikleri faydalarla kıyaslanamayacak kadar sınırlı olacağını görmeleri sağlanmalı.

     

    Zaten rezervlerdeki kayıplarda yaşanacak zararın çok daha fazlası Çin borsasındaki hisselerin değerinin dolar cinsinden artmasıyla telafi edilir.  

     

    Döviz kurlarına müdahale alışkanlığında kurtulmak Çin’in de çıkarına olur. Değeri düşük tutulan Çin parası dünya ekonomisindeki çarpıklığın en önemli nedeni. Eğer bu durum devam ederse Çin ekonomik başarısının arkasındaki en temel faktör olan küresel serbest ticaret rejimini kaybedebilir.

     

    Obama önümüzdeki bir yılda Çin para birimi renbinmide yüzde 20 veya 30 gibi değerlenme yaşanmasına karşılık dünya ticaret sistemini açık tutma ve giderek ciddileşen gümrük savaşını sona erdirme konusunda ciddi bir taahhüt sunabilir.

     

    ABD mal ve sermayenin serbest dolaşımı üzerine kurulu dünya ekonomik sisteminin en büyük savunucusudur ve istikrasız Ortadoğu’da petrolün jandarmalığı görevini üstlenmiştir. Bu ikisinden Çin kadar istifade eden başka bir ülke yok. Çin şimdi bunların karşılığını parasının değerini yükselterek ödemeli.

     

    Çinamerika bir serap, ekonomik bir canavardı. Renbinminin değerinin yükseltilmesi bu canavara hak ettiği huzurlu sonu verecektir.

     

    David Barboza: Çin sadece ucuz iş gücüyle düşük fiyatlı mallar üreten bir ülke olmaktan çıkıp daha karmaşık ve çok yönlü bir ekonomik güç olmaya başladı. Çin giderek daha zengin, kendine güvenli, ihtiraslı ve şaşırtıcı bir ülke oluyor.

     

    Gelir dağılımında uçurumlar oluşuyor. Kişi başına düşen gelir hala 3.200 dolarla ABD’nin 10’da biri ve Irak’tan sadece biraz fazla. Köylülerin çoğu günde bir dolarla geçiniyor. Ama Çin aynı zamanda dolar milyarderlerinin en hızlı arttığı ülke. Çin’de 2000 yılında 600 bin araba satılmışken bu sayı 2009’da 15 milyon olacak. Yeni yapılan havaalanlarının yanında Amerika’nınkiler eski püskü kalıyor.

     

    Bazıları Çin’in Amerikan işçilerinin işini kaybetmesine neden olduğunu söylerken diğerleri ABD’li şirketlerinin Çin sayesinde karlılığının arttığını ve daha iyi ücret veren reklam, servis ve geliştirme bölümlerini ABD’de tuttuklarının altını çiziyor. Ayrıca Çin Amerikalıların günlük tükettiği malların fiyatlarının düşük kalmasını sağlıyor. Bir araştırmaya göre ABD, Çin ile yaptığı ticaret nedeniyle yılda 70 milyar dolar zenginleşiyor.  

      

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">HAARETZ

    Gabriel Siboni: Esat’a koşmayın. Suriye ile gerçek barış ancak bu ülke içeride temel bir dönüşüm yaşarsa mümkün olur.  

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">FORWARD

    Aaron David Miller: Abbas’ın siyasetten çekilme tehdidi barış gemisini batırabilecek buzdağının sadece görünen kısmı. Mevcut liderlerin sınırlar, güvenlik, mülteciler ve Kudüs konusunda anlaşmaya varma ihtimalleri sıfıra yakın.

     

    Filistinliler bölünmüş, İsrail halkı ve elitlerinde barış için ödenmesi gereken bedel konusunda bir fikir birliği yok, tarafların pozisyonları arasında uçurum var ve Amerikan liderliği ise iyi bir başlangıç yapamadı.

     

    NEWSWEEK
    Fareed Zakaria: Yenilik yaratma Amerika’nın en büyük özelliği olagelmiştir. Bunun hep böyle devam etmesi kesin değil. Bu yıl Nobel alan 13 kişinin dokuzu Amerikalıydı. Ekonomi, edebiyat ve barış ödüllerini bir kenara koyarsak dünya nüfusunun yüzde 5’ine sahip ABD ödüllerin yüzde 70’in almış demek ki.
     
    Amerikan kültürü yeniliğe açık: Açık coğrafya, “sınır ruhu”, esnek ekonomi, devlet gücünün sınırlı olması, Protestan çalışma ahlakı, göçmenlerle sürekli yenilenen ve yeni yeteneklerin katıldığı iş gücü. Böyle bir karışım sadece ABD’de var.

     

    Ama unutmayalım Nobel genelde 70 yaşlarındaki bilim adamlarına verilir. 30’lu yaştakilerde durum nasıl? Nobelleri 40 yıl sonra kimler alacak? Bir çalışmaya göre 39 ülke içinde yenilikçilik konusunda son dönemde en az ilerleme kaydeden ülke ABD.
     
    ABD’nin durumu uzaktan bakıldığında parlak gözüken ama aslında sönmeye başlamış bir yıldızın durumuna benziyor olabilir. Diğer ülkeler mali destek politikalarından vergi politikalarına kadar her alanda yenilik, araştırma ve teknoloji ile ilgili politikalarını değiştiriyorlar.
     
    Son dönemde ABD belki kurumlar vergisini yükseltmedi ama diğerleri düşürdü. Ayrıca Amerika’nın insan sermayesi konusunda ciddi bir problem yaşadığı görülüyor. Lise diploması alma oranı ya da genel standart test sonuçlarına bakıldığında ülkenin bilgi ekonomisinin ihtiyaç duyduğu iş gücünü eğitmekte zorlandığı görülüyor. Aslında ABD hala fena değil ama artık “özel” konumunu kaybediyor.    

     

    Aslında bir anlamda normale dönülüyor. ABD 1930’lardan itibaren atağa kalkmıştı ki bu aynı zamanda Avrupa’nın yıkıldığı bir dönemdi. Ayrıca Avrupa’dan gelen göçmenler Amerikan üniversitelerini, araştırma merkezlerini ve düşünce kuruluşlarını doldurdular.

     

    Dünyanın 1930’larda önde gelen bilim gücü Almanya idi. Alman Yahudilerinin Amerika’ya gelmesi Amerikan bilim ve teknoloji kapasitesini ciddi şekilde arttırdı. Göçmen kısıtlamaları 1965’te kalkınca Çinli ve Hintlilerden oluşan yeni bir dalga eğitimli ve yetenekli göçmen ABD’ye geldi. 

     

    İkinci Dünya Savaşı’nda devlet üniversiteler üzerinden bilim ve teknolojiye verdiği destek artmaya başladı. Soğuk Savaş bu çabalara başka bir amaç ve disiplin daha getirdi. ABD, 1950’lerde ekonomisinin yüzde 3’ünü araştırma geliştirmeye harcıyordu ve toplamda dünyadaki harcamaların yarısından fazlası ABD’de yapılıyordu.

     

    Bu devlet desteği internet, lazer, GPS, DNA sıralaması gibi yüzlerce teknolojinin geliştirilmesinde kilit rol oynadı. Devlet icat yapmadığı zamanlarda da yarı iletkenler konusunda olduğu gibi kolaylaştırıcı oldu.

     

    Ama artık yukarıda bahsedilen dalgalar zayıflamaya başladı. Dünyanın geri kalanı toparlandı. Çin kendine 20 yıl içinde ekonomisinin yüzde 60’ını bilim ve teknoloji ile ilişkili hale getirme hedefi koydu. Avrupalılar bilimsel projelere cömertçe para harcıyorlar. Asya tekstilde aldığı yolu teknolojide de yinelemeye başlıyor. İlaç sanayinde 2006’da alınan patentlerin yüzde 5’i Hindistan, yüzde 8’i Çin kökenli.

     

    Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ABD’de araştırma geliştirmeye verilen devlet fonları yüzde  40 azaldı. Özellikle enerji alanında ABD’nin pozisyonundaki gerileme dikkat çekici.

     

    Dünyanın rüzgar enerjisi türbinleri üreten en büyük şirketi Amerikalı ama onu takip eden dokuz şirket değil. Dünyanın en büyük batarya üreten şirketlerinden sekizi Japonya’da.

     

    Dünyanın geri kalanında fırsatlar arttıkça parlak beyinler için tek adres artık ABD olmayacak. Çinli ve Hintliler belki ülkelerinde kalacaklar. Hindistan Teknoloji Enstitüsü mezunlarının 1980’lerde yüzde 75’i ABD’ye geliyordu, bugün bu oran yüzde 10’a düştü.

      

    Amerikan kültürü açık ve yenilikçi. Ama bu kendiliğinden olmadı. Silikon Vadisi 1950’lerde anaokulundan doktora programlarına dünyanın en iyi eğitim sistemini kurmuş, mükemmel bir altyapıya ve özel sektör dostu kanunlara sahip eyalette ortaya çıktı. Bugünse California üniversiteler değil hapishaneler inşa ediyor. Eyalet, 1976’da bütçesinin yüzde 18’ini eğitime harcarken şimdi bu oran yüzde 10’un altında. 

     

    Son 30 yılda ABD’de araştırma fonları azaldı, eğitim sistemi geriledi, göçmen politikaları daha az akılcı hale geldi. Vergi ve düzenleme politikaları gün geçtikçe ülkenin uzun dönemli rekabet gücüne değil özel çıkar çevrelerine göre belirlenmeye başlandı. 

     

    ABD geçmişten gelen rüzgarla bir süre daha idare edebilir. İçeride iyi eğitimli bir işgücü eksiği varsa da dışarıdan gelenler bunu hala kapatabiliyor.

     

    Gerçek üretimin yokluğunu bir süre finans akrobasisi ile kapattık. Dışarıdan borç aldık, evlerimizi fiyatlarını sürekli şişirerek birbirimize satarak kendimizi “zenginleştirdik”. Gerçek sorunları görmezden geldik ve bunları başkalarının çözeceğini umduk. Bütün bunlar da Amerikan kültürünün bir parçası haline geldi.

     

    Eğer Amerikan yenilikçiliğini canlı tutmak istiyorsak bu kültür değişmeli.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı