Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Irak’ta bir anayasa krizi eksikti

<B>IRAK'</B>a asker yollanması yakında gündeme gelecek. Bu süreçte Irak'taki gelişmeleri yabancı basından takip etmek, karar vermek açısından çok daha sağlıklı verilere sahip olmamızı sağlayabilir.

Bugün size yabancı basından, The Economist, The New York Times ve The Wall Street Journal gibi etkin yayın organlarından son haftalarda toparladığım bazı bilgileri aktararak konuya bakış açınızı oluşturmaya çalışacağım. Irak, normalleşme sürecine tam olarak girebilmek için bir anayasa hazırlıyor.

Bu anayasanın hazırlanması sürecinde bazı sıkıntılar var. Irak'ta yüzde 60'lık nüfus oranına sahip Şiiler, Irak anayasasının seçimle oluşturulacak bir ‘‘Anayasa Komisyonu’’ tarafından hazırlanmasını istiyorlar. Şiilerin etkin ismi Ayetullah Ali Sistani, bunun dışında hazırlanacak bir anayasayı kabul etmeyeceklerini söylüyor. Kürtler ise ABD'ye, ‘‘Bu talebi kabul ederseniz Ortadoğu'da Şii ağırlıklı yeni bir ülke ile karşı karşıya kalırsınız. Bölgede İran etkisi artar’’ diyerek kendi yaklaşımlarının öne çıkmasını istiyorlar.

ABD'nin Irak'taki en üst düzey adamı Paul Bremmer da Kürtlerle aynı fikirde. Anayasanın seçimle oluşturulacak bir komisyon tarafından hazırlanmasına karşı. Hal böyle olunca ABD, anayasayı hazırlamak üzere bir komite oluşturdu. Bu komitenin başına ise Irak'ta nüfus olarak 3'üncü sırada bulunan Kürtlerin bir temsilcisini, Fuat Masum'u getirdi. Fuat Masum ise ABD Dışişleri Bakanı Powell'ın talebi doğrultusunda 6 ay içinde bir anayasa hazırlayacaklarını söylüyor. Ancak yine ABD'nin adamı olan ama giderek gözden düşen Ahmet Çelebi'nin sözcüleri, ‘‘Irak'ta Ali Sistani'nin istemediği bir şeyi yapamazsınız’’ diyerek ABD'yi uyarıyor. Irak yakında yeni bir gerginliğe gebe. Ve bu gerginlikler toplamı Irak'ı hızla parçalanmaya götürüyor.

Bir yol hikáyesi


BU ülkenin bir türlü ‘‘adam olamamasının’’ nedenini Ankara'da, siyasetin derin kulislerinde, Meclis'te alınan büyük kararlarda aramamak lazım aslında.

Bizim memleketin bir türlü ‘‘muasır medeniyet’’ seviyesine ulaşamamasının nedeni hemen yanıbaşımızda, önümüzden geçen yolda yatıyor. Ben size bir örnek vereceğim. Siz bunu kendi sokağınızda görüp, on binlerle çarpacaksınız. Benim eve giden yol son derece harap bir haldeydi.

Altyapısız asfalt çökmüş, delik deşik olmuştu. Bir yılı aşkın süre bu berbat yolu çektik.

Yaz ortasında bağlı bulunduğumuz beldenin belediyesi asfalt makineleri, silindirlerle işe girişti. Birkaç gün içinde pırıl pırıl bir caddemiz oldu.

Sevindik.

Bu kış çamura bulanmadan eve gidebilecektik.

Aradan iki hafta geçti geçmedi, büyük ekskavatör geldi ve caddenin ortasını kazmaya başladı. Koca bir delik açtı. Çalışmayı yürütenlere sordum. ‘‘Bu ne?’’ diye. Alttan geçen boru hattında bir onarım yapılacakmış. ‘‘Niye iki hafta önce buraya asfalt dökülmeden yapmadınız?’’ dedim.

Planlamada ancak sıra gelmiş.

Üç gün çalıştılar. Onardılar ve gittiler. Ama Allahları var bozdukları asfaltı onardılar.

Ama gıcır asfaltın üzerinde koca bir yama oldu.

Aradan birkaç gün daha geçti.

Bu kez caddede yeni yapılan apartmanlardan biri kendi önündeki yolu boydan boya kazdı. İçinde bir şeyler yaptı ve kapadı.

Asfaltı yoktu harhalde. İçine beton döktü.

Beton iki gün sonra içeri çöktü. Geçerken fark etmezseniz jantı, lastiği bırakıyorsunuz.

Ardından biraz ötedeki apartmanın bahçe duvarını yapmak için kaldırımı söktüler. Arada yola da birkaç delik açtılar. Sonra bir başka apartmanın önünde yol bu kez çaprazlamasına kazıldı. Onların işi bitince daha önceden tecrübeli oldukları için beton dökmediler. Beton çöküyordu nasıl olsa. Çukura toprak ve kum doldurdular. Kısa sürede kum ve toprak çukurdan dışarı dağıldı.

Şimdi yol hem delik deşik; hem de çamur, kum içinde.

İki ay kadar önce milyarlarca lira harcanarak yapılan yol, şimdi eskisinden beter halde. Allah aşkına söyleyin, bu kafadaki bir ülke dikiş tutar mı?

Kim şerefsiz?


BEN deyince kabahat oluyor ama kimlerin şerefli kimlerin şerefsiz olduğuna ben yazayım siz karar verin.

Fenerbahçe amigosu bir spor yazarı sallıyor, onun sallaması bazı dostlarına malzeme oluyor.

Beni Spor Yazarları Derneği'ne üye yapmamışlar, çünkü ben Hıncal Uluç'un köpeğini gezdirirmişim.

Bu kadar aşağılık bir yalan olur ancak. Bir tarih verseler de öğrensek benim ne zaman TSYD'ye üye olmak istediğimi?

Yok böyle bir şey. Hayatımda hiçbir gazetecilik meslek örgütüne üye olmadım, üyelik için başvurmadım.

Söylesinler bakalım hangi başkan zamanında olmuş bu iş?

Doğan Koloğlu mu, Togay Bayatlı mı, Atilla Gökçe mi? Kim? Köpek gezdirme meselesine gelince.

Köpek gezdirmeyi severim ama Hıncal Uluç'un köpeğini hiç gezdirmedim. Köpeğine ‘‘Cimbom’’ adını taktığı için zaten o zamanlar Uluç'a çok kızardım bir; ben Uluç'la çalışırken, Hıncal Uluç köpeğini bir yardımcısına vermişti iki.

Ama beni karalamak için yalan dahil her şey serbest. Hepsiyle yargı önünde hesaplaşıyorum değerli okurlar. Hiç merak etmeyin.

Zaman zaman spor yazmanın kötü tarafı da bu işte.

Son derece ‘‘seviyesiz’’ birtakım adamlarla muhatap olmak zorunda kalıyorsunuz.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?


Şerefliliğin bahşedilen değil, hak edilen bir sıfat olduğunu bazıları anladığı zaman.
X