Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Irak politikamız üzerinde tartışmalar

1 Mart tezkeresinin TBMM’ce reddedilmesinin nedenleri ve bugüne kadar devam eden yansımaları üzerindeki tartışmaların sonu bir türlü gelmiyor. Gelmesine de galiba imkán yok, çünkü çok kere herkesin kendi politik yaklaşımına göre tarihi bir versiyonu var.

2003’te sorumluluk mevkiinde bulunanların açıklamaları bile belleklerde yerleşmiş efsaneleri çürütemiyor. "Tezkere kabul edilseydi 65 bin Amerikan askeri Türkiye’de kalacaktı ve bunlar gitmeyecekti" iddiası tipik bir örnek.

1 Mart 2003’te Meclis kürsüsünde CHP’nin sözcüsü ABD gemilerine "düşman gemileri" diyecek kadar kendini hiddete kaptırmamış mıydı? Bu açıdan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök’ün Fikret Bila ile söyleşisi o devrin tarihinin aydınlatılmasında büyük bir katkı sayılmalıdır.

* * *

Özkök bir kere Amerikan askerlerinin Türkiye’de kalmasının söz konusu olmadığını "Türkiye’de ne yapsın kalıp da" diyerek açıklığa kavuşturuyor. ABD ile yapılan anlaşma gereğince Kuzey Irak’ta konuşlandırılacak olan Türk kuvvetlerinin savaşa katılmalarının öngörülmediğini, fakat bu kuvvetlerin Irak’taki oluşumları bir ölçüde kontrol etmek imkánını bize vermiş olacağını izah ediyor.

1 Mart tezkeresinin reddini AKP meclis grubunda bağlayıcı oy kararı alınmamasına bağlıyor. Her ne ise, o tarihteki AKP hükümetinin tutarlı bir politika çizgisinde kalamadığı, Bakanlar Kurulu’nda bile oy disiplinini sağlayamadığı, parti üyelerini ikna etmek için ciddi bir çaba sarf etmediği bir gerçektir.

Özkök söyleşisinde AKP’nin çelişkilerine de işaret ediyor. Amerikan askerlerinin gemilerde aylarca bekletildiğini hatırlatıyor. Çok doğru. TBMM 6 Şubat 2003’te askeri üs, tesis ve limanlarımızın yenileştirilmesi maksadıyla ABD teknik ve askeri personelinin Türkiye’ye gelmesini kabul etmişti.

TBMM’nin bu kararını Irak’a karşı Kuzey’den bir operasyona izin verileceğinin göstergesi sayan ABD de askerlerini gemilere bindirmişti. Sonra 1 Mart tezkeresi reddedilince Güney’den operasyona katılmak üzere Küveyt’e yönlendirildiler.

* * *

Tabii bir çelişki daha var. 7 Ekim 2003’te TBMM, koalisyon kuvvetlerine katılmak üzere Irak’a önemli miktarda kuvvet gönderilmesini kabul etti. Oysa bu kararın uygulanması Irak’ta ABD müdahalesinden hemen sonra patlak veren çok yönlü şiddet ve terör olaylarından dolayı 1 Mart tezkeresinin uygulanmasından çok daha riskli olacaktı. Bereket versin Araplar ve Kürtlerin karşı koymaları TBMM kararının uygulanmasını engelledi.

2003 yılı kriz yönetimi açısından unutulmaması gereken derslerle doludur. Problemin özü aylarca iyi teşhis edilememiştir. ABD’yi müdahale kararından vazgeçirmenin mümkün olmadığı bir türlü kabul edilmek istenmemiş, son dakikaya kadar diplomatik girişimlerden medet umulmuştur.

1 Mart’ta duygusallık akılcılığa galebe çalmıştır. Hele çuval olayına ve terör dalgasının patlamasına rağmen Ekim’de ABD Komutası altındaki koalisyon güçlerine katılma girişimi isabetli olmaktan çok uzaktı.

* * *

Irak meselesi sadece PKK terörü açısından değil, fakat genel olarak Irak ve Ortadoğu’nun istikbali açısından bizi daha yıllarca uğraştıracaktır. 2003 yılındaki hataların tekrarı bu defa çok daha vahim sonuçlar doğurur. Orgeneral Özkök’ün basiretli ve sağduyulu gözlem ve irdelemeleri karşımıza çıkacak yeni krizlerin yönetiminde daima göz önünde tutulmalıdır.

Hele, dün Milliyet Gazetesi’nde okuduğumuz Özkök’ün gerçek Atatürkçülük hakkında söyledikleri herkesi derin derin düşündürmeli ve bir vicdan muhasebesine sevk etmelidir.
X