Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İntihar

Geçen günkü yazımda herkesin aklından bir kez de olsa “intihar etsem ne olur acaba?” düşüncesinin geçmiş olduğunu yazmış ve bana kendi deneyimlerinizi aktarmanızı istemiştim.

Yine sizlerden pek çok eposta geldi. Olabildiğince çok epostayı köşeme aktarmaya çalıştım.
Tabi ki intihara övgü olabilecek, insanları bu düşüncelere sürükleyebilecek nitelikte olanları da olabildiğince ayıklamaya çalıştım.
Gözümden kaçan olduysa affola. Bir kişinin intiharı aklından geçirmesi bile üzer beni.
Amaç elbette burada bunu paylaşarak herkesin benzer zor zamanlarda aynı şeyi düşündüğünü ama aslolanın hayata tutunmak olduğunu sizlere hatırlatmak.
Üstelik intihar etmek günah biliyorsunuz. O yüzden her ne yaşamış olursak olalım daha sıkı sarılmalıyız hayata, güzel şeyler düşünelim ki başımıza güzel şeyler gelsin.
Hepinizi sarılarak öper, epostalarla baş başa bırakırım.

….

Korkarım sizin her çağrınıza uyup yazmak gibi bir alışkanlığım olacak yakında sevgili Ayşe. Bugünkü yazınızı okuyunca kişisel tarihimi düşündüm haliyle. Kaç kez intiharı düşündüm diye geçmişe gittim.
İlk aşk... Yaş 15-16 lise yılları. O zamanın deyimiyle bir yıldır konuşuyoruz. Bir gün duyuyorum ki sevdiğim genç, kız kaçırmış ve onunla evleniyor.
İlk terk ediliş.
Ancak geceleri yatağıma yatınca ağlayabiliyorum. Saçıma düşen ilk beyaz...
Üniversite öğrencisiyim. İlk tercihimi yüksek bir puanla kazanmışım. Fakat alttan iki dersim olduğu için 3.sınıfın derslerini alamıyorum, okuldan atılıyorum.
Çok aşık oluyorum. Ailem istemediği halde yirmi üç yaşımdayken, dul ve çocuklu birisiyle evleniyorum. Eşim istemediği için çalışmıyorum. Anne oluyorum. Çeşitli defalar aldatılıyorum. Boşanmak istiyorum, boşanmıyor. Depresyona giriyorum. On üç yıl sonra eşime güvenimi kaybettiğim için boşanıyorum.
Hali vakti epeyce iyi bir ev hanımıyken, mesleksiz ve işsiz çocuklu bir kadın olarak yaşamaya başlıyorum. Yalnızlık zoruma gidiyor. Akşam olunca eve gelecek bir eşin olmaması içimi acıtıyor.
Kızıma karşı suçlu hissediyorum. Ona layık bir anne baba olamadığımızı düşünüyorum. İntiharı düşünüyorum ama cesaret edemiyorum. Kızım gözümün önüne geliyor. Belki kaçış veya savunma bilemiyorum ama Ona daha fazla acı vermeye hakkım yok diyorum.
Bir süre sonra öğreniyorum; eski eşim ailece görüştüğümüz ve bizimle aynı tarihlerde boşanan bir kadınla sevgili. Evliyken de ilişkileri olduğunu duyuyorum. Eski eşim benimle tekrar evlenmek istiyor. Ben istemiyorum.
İş buluyorum, çalışmaya başlıyorum. Eski hayat standardımızı devam ettirmeye gayret ediyorum. Kızım babasının zamanından farklı bir buzdolabı görsün istemiyorum. Her şeyi eskisi gibi almak istiyorum. Epey zorlanıyorum.
Boşandıktan sonra Allah'tan bir şey diliyorum. O da henüz vakit varken bir kez daha âşık olmak istiyorum.
Dileğim altı yıl sonra, yani kırk iki yaşımdayken kabul oluyor. Ama karşılıksız bir aşk.
Evde yalnız haykıra haykıra ağlıyorum. Yeliz'den Ağla Kalbim'i dinleyip dinleyip ağlıyorum. Bu defa da Allah'a ne olur O da beni sevsin diye yalvarıyorum. Sevmiyor. Çaresiz Allah'ım ne olur O'nun sevgisini al içimden diyorum. Duygularımla mantığımı dengeleyemediğim için profesyonel yardım alıyorum. Zaman geçiyor. Unutmasam da eskisi kadar acıtmıyor.
İşsiz kalıyorum. Üstelik kızım da başka şehre gidiyor evde yalnız kalıyorum. Bir sürü borç yapıyorum. Deli gibi uyumak istiyorum. İntihar ara sıra aklıma geliyor. Ama yine kızım geliyor aklıma ve borçlarım. Bu arada önemli bir de ameliyat geçiriyorum. Sonra yeniden çalışmaya başlıyorum.

Şimdi yaş kırk yedi. Kırkından sonra kızım istediği için üniversite sınavına girdim kazandım. İşsizken kayıt yenileme yaptıramadım, mezuniyetim gecikti ama bu sene bitecek inşallah.
Yeni bir hayat kuruyorum. Kızımla ilgili hem mesleki, hem anneannelik hayallerim var.  İyi ki intihara cesaret etmemişim. Ara sıra üzülsek de zor da olsa hayat güzel.
Biliyorum yine epey uzun yazdım.
Geriye baktığımda pişmanlık duyduğum hiçbir şey yok. Yaşamam gerekiyormuş, yaşamışım.
Tek bir keşke var hayatımda. O da keşke zamanında ilk kazandığım üniversiteyi bitirebilseydim diyorum. O zaman hayatım daha farklı olurdu. Evliliğim için de pişman değilim. Yoksa canım evladım olmazdı.
Can aziz Ayşe Hanım. Dilerim kimse kendine kıymayı düşünecek kadar üzülmesin ve çaresiz kalmasın.
Sevgiler.
Bu arada eski eş ben istemeyince bir süre sonra aile dostu (!) kadınla evlendi. Üç yıldır evliler.
Z.
….

Ofisin Delisi Lamiş

Uzun süredir yazamıyordum, sana yazmayı özlemişim. İntihar deyince parmaklarım klavyeye gidiverdi otomatikman. Aslında hayata bağlı biriyim.
Felaket şeyler yaşadım ama şu an kendimi kıştan beri penceremin önünde açmaya çalışan fesleğen gibi hissediyorum.
İnan ki Kasım’dan beri soldu diye elim saksıya gidiyor iki yaprak görüyorum, toprağına dalıp gidiyor gözlerim ve atamıyorum, o da bana inat yeşeriyor.
Bazen –yani intihar düşüncesine çok yakın olduğum zamanlarda- bir çiçek kadar olamadın diyorum kendi kendime, utanç içinde oluyorum.
Şöyle bir gelip geçiyor hayatımdan vazgeçme düşüncesi, hiçbir zaman bu düşünceyle ciddi bir ilişkim olmadı. Belki de korktuğumdandır, bilinmezliklerdendir diyorum ama sonra hayatın güzel olduğunu gösterecek bir şey çıkıyor illa ki.
Bu gelgitli halimin çok sağlam olduğunu düşünmüyorum, intihar eden insanların ruh durumu genelde böyle herhalde diyorum. O yüzden ciddiye almamaya çalışıyorum böyle anlarda kendimi.

“Kendimi intihar edeceğim” cümlesi durumun ciddiyetinden kolayca sıyrılmama yetiyor.

Ayrıca seninle bir kahve arası muhabbet edebilmek için şu an kendimi intihar edeceğimi söyleyebilirim.

CEVAP: Elbet bir gün kahve içeriz Lamişcim, tabi eğer böyle intihar edeceğim saçmalıklarıyla bana duygu sömürüsü yapmazsan.

….

Ya Ayşee

Ya sen ne şeker, ne komik bir kadınsın ya. İntiharı bile nasıl yazmış. Çok güldürdün beni, Allah da seni güldürsün hemşire.
Çok tatlısın, seviyorum seni
Mucuk
Melike Karakartal

CEVAP: Melike’m ben de seviyorum seni.
…..

Bugünkü konunuz intihar sonucunun ne olduğunu bilmeden yapılan bir anlık acıyla yapılan tepkiye cevaptır. Eminim herkes sevgilisinden ayrılınca intiharı düşünmüştür.
Ben etmedim ama beni seven biri etmeye çalıştı. Üniversitede okuduğum yıllardı, o Bursa’da ben de başka bir şehirdeydim.
 4 sene sonra ayrılmaya karar verdim, sen misin karar veren, telefon açıp zırlamaları mı, içip içip telefon açması mı Allah’tan evime dayanmadı.
O 4 sene çabucak bitsin diye dua ettiğim günlerden birinde arkamdan biri geliyor bir baktım o. Arkamdan bağırıyor, hemen eve kaçmıştım, onu da orada bırakıp Ankara’ya geldim.
Yolda beni aradı, açmasam olmaz, nasılsa yoldayım gelemez diyerekten ben kendimi öldüreceğim diye ağladı ve yapamadı tabi en son öldü diye bir haber almıştım arkadaşından ama yaşıyormuş. Şimdi kötü gene ben olurum.
Sevmediğiniz biriyle sakın seviyormuş gibi yapmayın ben hatamın esiri oldum ama pişmanım. Ve seven asla kendini öldürmez. Annem de babamla tartısınca bir kutu aspirin içmişti ama ölmedi çok şükür (ben küçüktüm tabi annem bunları bana sonradan söyledi) herkes bir kere de olsa muhakkak düşünmüştür ve yapmak da yürek ister.
Gül
 
…..

Ya düşündüm, insan kötü şeyler yaşayabilir belli bir döneminde değil mi işte bendeki böyle bir şey değil, yani 29 yaşındayım, bakıyorum çocukluğuma, güzel anılar arıyorum, bulamıyorum. Gençliğimde ailemle güzel bir anı arıyorum, yok, zaten parça pinçik sorumsuz aile, ticaret gören baba ağzı bozuk onun şekline girmezsen her şekilde tehdit, küfre maruz kalıyorsun, kızsın ya başa bela olmasın mantığı taşıyan bir varlık işte. Canıma değsin hiç bir dediğini yapmadan, hiç ona muhtaç olmadan dik durdum bu zaman kadar.(güzel bir işim, arabam var, hoş da bir bayanım.)
Bitiyorsun işte. Bencil bir erkek kardeş sadece çalışıp para kazanıp çocukları için yaşayan ama sadece baba olabilen bir anne çünkü bir insan hem anne hem baba olamaz, zor değil, imkânsız, doğaüstü olman lazım.
Hayatıma giren 5 para etmez erkekler her seferinde bir şeyler alıyor hayatından ben artık tüm masumiyetini iyi niyetini kaybediyorsun.
 En önemlisi inancını hep bir umutla tutunmuşsun, bu farklı demişsin, olmadığında maddi manevi destek vermişsin, yanında olmuşsun ama sonuç hep boş, boşlukta yapayanlız kalan elin boş yitirdiklerinle sen kalmışsın.
 Bakıyorum arkama, hep yaptıklarım için pişmanım artık affedemiyorsun kendini, önünü görmek bir yerlerden ya da bir şeylerden tutunmak için gücün yok, koca bir 29 yıl gibi geliyor ellerin boş hayat savurmuş oradan oraya salaksın işte bir hatayı hep yapıyorsan salaksın, salaksan da hak ediyorsun demektir. Artık iyi olmak istemiyorum, insanları düşünmek istemiyorum, sömürülmek istemiyorum, kötü olmak istemiyorum ama iyi de olmak istemiyorum. Bana acı çektirenler kötü şeyler yaşattıranların Allah cezasını versin istiyorum, o cezalarını çekerken ben göreyim istiyorum.
Benim yapabileceğim en büyük kötülük karşımdakine hiçbir şey yapmamaktır, başka bir şey yapamam, ilahi adalet tecelli eder. Ama ben bittikten sonra... Aslında bunların hepsini sevgisizlikten yapıyorsun, sevgi açlığımdan belki de hep bir umutla sevilme isteğiyle belki de.
Hayatta hiç şuyum olsun, buyum olsun demedim.
Hep ve tek sadece mutlu olmaktı, fazla beklentim olmadı, güzel bir yuvam olsun, yalandan dolandan uzak, içinde sadece huzur ve saf sevgi olsun, seveyim, sevileyim, dünya tatlısı çocuklarım olsun, mutlu mutlu çocuklarım…
 Onları yetiştirelim babalarıyla mutlu olsun ki ve ailede mutluluğu sevgiyi alsın ki o da bu hayattan.
Mutlu aile kursun o da mutlu aile kurabilsin, sevgiye aç olmasın öyle çok sevelim ki onları açlıkta yanlış yapmasınlar, üzmesinler, kimseyi üzülmesinler...
Bu böyle uzayıp gider ama şimdiki zamana geliyorum elim boş geçmişe gidiyorum elim boş anılarıma bakıyorum, önümü göremiyorum, mutlu aile kurabilecek erkek bulmak hayalin ötesinde imkânsız, zaten hayal edemiyorum artık öyle bir gücüm kalmadı. Ben de diyorum bazen niye yaşıyorummmm???

Z.
………….


Ayşe Ablacığım merhaba;

Neredeyse her gün okuyorum seni hatta yazmadığın günlerde acaba rahatsızlandı mı? Hasta mı? diye düşünmeden edemiyorum.

Bugünkü intihar yazına kayıtsız kalamadım...

25 yaşındayım, hayatımın 18 ve 22 yaş dönemi hep kaybetme korkuları ve sağlıkla ilgili endişelenmekle geçti.

Anlatayım kısaca;
18 yaşında biri girdi hayatıma, o yaşlarda ne kadar sevilirse seviyorum işte deli divane mi, çılgınca mı nasıl adlandırılsa artık.
Sonra birden başkalarında geçmiş olsun diye geçiştirdiğimiz kanser de girdi ikimizin arasına. Yaş küçük, üstelik daha üniversitemiz, hayallerimiz var ama bu hastalık dinlemiyor tabi hayalleri ben geldim de demiyor, giriveriyor insanın hayatına…
Önce kesilen ayak, sonra oraya buraya sıçrayan nalet tümörler…
Acı sevdiğinin bedenindeyken sen de acıyorsun, sen de tükeniyorsun bu net.

Sonra bir gün 22 yaşında gitme vakti dedi ve yaşayamadıklarımızla bıraktı gitti. 8 Nisan’da 3 yıl olacak kaybedeli. Arkadaşlarımız ona dua ederken benim için de ederler de lütfen yaşasın yoksa seni de kaybedeceğiz diye.  Elime aldım ilaçları tek tek dizdim önüme, herkese mesaj attım; sizi seviyorum ama onu daha çok özlüyorum diye. Bir cesaret içtim, sancılarla götürdüler beni hastaneye annemin, ailemin, arkadaşlarımın hastaneye koşup benim için endişelendiğini gördüğümde dedim ki ONU SEVİYORUM ama kimseye bunu yaşatmaya hakkım yok TANRIM BENİ KURTAR...
Nitekim 25 yaşındayım, cebimde onlarca hikâyemle tanımadığım insanların sorunlarını bahane edip hüngür hüngür ağlar buluyorum kendimi.
Yani Ayşe ablacım; bende durum tam olarak; GİTMEK KOLAY DA YA SONRASI? durumu.
HOŞÇAKAL
Özlem
….
 

İntihar üzerine olumlama

Ben üniversiteye başlarken babamı kaybettim.  Sınavdı, ÖSS idi, kurstu derken 'çok başarılı' bir yer kazandım! Ama o bunu hiç öğrenemedi... Çok garip.
Bana da hayat zaten anlamsız gelmeye başladı o dönem ama hiç intihar aklıma gelmedi.

Ben intiharla şöyle tanışmıştım, bizim … mühendisliği sınıfında görüp görebileceğin en neşeli, hayat dolu, gözler fıldır fıldır neşe fışkırtan bir çocuk vardı.
Ben biraz içime kapanık ve hayattan baymış bir tavırla geçirdiğim için günlerimi, bu sınıftaki çocuğun hayat enerjisine bayıldım, bir insan ancak bu kadar mutlu ve parlak olabilirdi... Çocuğu sadece görmek ya da konuşmasını duymak bile bana hayatın sevilecek bir tarafı olduğunu gösteriyordu. 

O sene derslerde başarılı olamadı ve maalesef bizim üniversiteden ayrıldı, sonra da haberini hiç almadım...

Aradan 8-9 sene geçmişti. Bir gün Taksim’de yürürken bu çocuk ve pozitif enerjisi aklıma takıldı. Yanımdaki arkadaşıma hatırlar mısın bizim sınıfta 1 sene okuyan bir çocuk vardı.  Bir anda onu özledim, şimdi görsem boynuna sarılırım dedim...

Arkadaşım facebook’tan bakmış ve onun seneler önce intihar ettiğini öğrenmiş.

Ya o kadar sarsıldım ki sana anlatamam, bir kaç gün kendime gelemedim, 'intihar' kelimesini, düşüncesini, öncesini, sonrasını beynim algılayamadı.

Ya hayatımda gördüğüm en neşe dolu, hayat dolu insanın bunu yapmış, yapabilmiş olacağını algılayamadım...

Böyle bir kaç gün etkisinden çıkamamıştım, en sonunda pek de tanımadığım bu çocuğa oturup şiir yazmıştım günlüğüme, hiç gönderilemeyecek olsa da.

İntihar, âşık olduğu için olabilirdi, nitekim aşk için ölmeli, aşkın o zaman aşk olduğunu düşüyor olabilirdi dedim...

 Belki ölmeseydi hayatta daha ne güzel günleri olacaktı.

Belki de hayatı tadında bırakmak istemiş dedim...

Belki birini gerçekten ama gerçekten sevmiş dedim...

Belki bir umutsuzluktan gerçekten çıkamamış dedim, sonra da kimseye yük olmak istememiş dedim...

Valla o kadar çok şey düşünmüştüm ki bu olayı duyunca, o neşeli insan ile intihar kelimesini yan yana koyunca bile, kelime bana 'olumsuz' gelmemeye başladı.

Bireysel bir baş kaldırma...

Romantik bir isyan...

Hep içinden çıkmalıyız dediğimiz toplum kuralları ve dini yaptırımlara meydan okuma...

Güçlü olmak... Haklı durmak gibi duruşları artık kimseye hatta kendine bile ispat etmeme çabasızlığı.

Mücadeleyi severek ve isteyerek bırakıyorum ve kolayı seçiyorum demek.

Güzel bir gün, güzel bir insan, güzel bir şekilde intihar etti diye düşündüm hep...

Kendisi yaşamamasına rağmen, bana hep yaşamın ne kadar neşeli olduğunu hatırlatıyor 13 senedir.

 
İntiharın tabi ki asla çözüm olduğuna inanmıyorum çünkü yaşamak tüm çözümleri de içinde barındırıyor...

Ve her gün yaşamayı seçtiğimiz için kendimizi büyük büyük kutlamamız gerekiyor.

Kalmak mı zor, gitmek mi zor bilmeden yaşamaya devam edelim, bakalım daha neler olacak diyorum.
 Öptüm

Sevgiler
A.

…..

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI