Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İnternet her derde deva

Bu aralar kafayı "biraz" internet üzerine yormam gerekiyor; hayat emretti mi "Baş’üstüne kom’tanım!" şeklinde selám çakacak, gerekeni yapacaksın; yoruyorum...

Ayrıca algıda seçicilik denen bir şey de var, ki kayıtsız şartsız teslim olduğumuz yaptırımcı kuvvetlerinden biridir yine hayatın... Dolayısıyla, yüksek müsaadenizle bu hafta muhabbeti, bahsini etmekte geç bile kaldığımız, internet sayesinde fenomene dönüşmüş olan Seksendört’ten açıyorum.

Malûm hikaye: Altı yıl önce kurulan ve tırmalaya tırmalaya bir türlü yapmaya muvaffak olamadıkları albümlerini nihayet geçen yılın sonunda Pasaj’dan çıkarmayı başaran Ankaralı grup, kendi ismini taşıyan albümü, teee 2002’de yaptıkları Ölürüm Hasretinle adlı şarkının, internette kazandığı şöhrete borçlu.

Yüzlerini tanımayan hatırı sayılır bir hayran kitlesi kazanmaları üzerine, haklarında üretilen şehir efsaneleri, alıp başını böyle fizana kadar yürümezdi...

YOK, Ölürüm Hasretinle, şarkı yazarının sevgilisini bir başkasıyla iş (!) üstündeyken basması üzerine şarkıyı attırıp, üzerine de intihar etmişmiş, sonracığıma bu vicdan azabına dayanamayan kız da peşi sıra kendini telef etmişmiş... (Bu internetten şarkı indiren kitlenin, sahibini bilmedikleri şarkılarla ilgili illá ki intihar hikáyesi uydurmak gibi tuhaf bir huyları var. Jiletlik melodramları seviyorlar zahir...)

Kİ: Şarkı gerçekten de grubun solist ve gitaristi Tuna’nın başından geçen bir gerçek öyküye dayanıyormuş. Bir röportajda; "Özel kalsın daha iyi," diyor gerçi: "Sözler anlatması gerekeni anlatıyor zaten. Bunu deşmeye çalışmanın bir manası yok. Benim en mutlu olduğum şey herkesin şarkıyı kendine bu kadar yakın hissedip kendi hikayesiymiş gibi benimsemesi oldu." Yine de; "Gördün mü bak bizden ötesi de varmış / Yaşananların hepsi meğer birer yalanmış / Kaderimde bu da mı vardı / Sevdiğimi başkalarıyla göreceksem eğer / Kör olsun bu gözler / Görmeyeyim bir daha" diye giden sözlere bakınca, içinden intihar geçmeyen bir ihanetin söz konusu olduğunu anlamamak için dıngıl beyinli, görmemek için de kör olmak lázım. (Biz de ihanete uğramışızdır herhálde şu hayatta ama ihanet insanın retinasını değil, ruhunu zedelediği için kör de etmiyor maalesef ve/veya çok şükür.)

VIVA LA BRAZIL!

YOK, grubun adı 84’müş ama esas açılım "sex and dirt"müş; yok, George Orwell’in 1984’üne gönderme yapıyormuş, yok grup üyeleri ’84 doğumluymuş da ondanmış.

Kİ: Yine Tuna’nın iki ayrı röportajda söylediklerinden bir "kolaj yanıt" yaratacak olursak, doğru cevap yine bunların hepsi ve hiçbiri: "Gençliğin gazı ve hazzıyla grubun isminin biraz spekülasyona açık bir isim olmasını istedik. Diğer bulduklarımız da hep bu yöndeydi. Akla aynı anda bir sürü şey getiren bir isim 84. Acaba Sex and Dirt’le mi ilgisi var? Yoksa bu çocuklar 84’lü mü? Acaba George Orwell’in 1984 kitabını mı kast ediyorlar? Bütün bu olasılıklar insanların aklına gelsin istedik. (Başka bir şey isteseler olacakmış.) İnsanların isme bu kadar takılmasını istemiyoruz."

Elemanların hiçbiri 84 doğumlu değil; milletin merakını oradan gıdıklamayı bile hesap etmişler yani. İddialı olduğu kadar okumuş ve işini bilen yetenekli kardeşlerimizden mürekkep bir grup 84 anlayacağınız. (24 yaşındaki gitarist ve solist Tuna Beribaşoğlu ile 21 yaşındaki bas gitarist Okan Özen, A.Ü. Devlet Konservatuarı Opera Koro bölümü, 25 yaşındaki gitarist ve geri vokalist Erdem Ocaklı, Açıköğretim Kamu Yönetimi öğrencileri; 23’lük davulcu Serter Karadeniz ise A.Ü. Ziraat Mühendisliği mezunu...)

Klibe gelince, Karaköy’de hálá kullanılmakta olan bir bobinaj atölyesinde, Mahir Akyol yönetmenliğinde çekilmiş. Grubun şarkıyı icra ettiği performans bölümlerini saymazsak, iki yabancı konu mankeninin (Erkek, Brezilyalı Daniel; kadın, Alman Naomi) yaşadığı pek dramatik bir aşk hikáyesi anlatılıyor. Aşkından perişan olan adamımız ki "Viva la Brasil!" diye slogan atmak istiyorum, o ne lokum şey öyle; kıyamam ben ona- kadının aşkından havale geçirir gibi bir görüntü sergiliyor ve binanın muhtelif yerlerinde beliren ex-sevgilisiyle uzaktan uzaktan, küskün küskün, kızgın kızgın kesişiyor. Kadının orada halüsinatif bir varlık mı gösterdiği artık bize kalmış. Yani... Sanırım?..

Klipte de gizemli bir atmosfer hüküm sürüyor diyelim, sessizce dağılalım.

Zamanla çözeriz meseleyi. E, bu da Da Vinci’nin Şifresi değil ya azizim. Çözeriz elbet. Zamanımız bol nasılsa. Zira 84, kalıcı olacak gibi görünüyor.
X