"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

İnsanın tapusu olmaz

Beni en çok rahatsız eden <B>Süreyya Ayhan</B> olayının bir ahlak tartışmasına çekilmesi.

İşi bu duruma getirdi ya, Fatih Altaylı'yı tebrik ediyorum! Ben, herkes böyle yaşasın demedim. Övgü yapmadım. Bugüne kadar 300 tane haber çıkmış bir mesele üzerine gidip haber yazdım. Üstelik o röportaj sadece aşk üzerine değildi. Yaşanan herşey üzerineydi.

Ama ne oldu?

Bazı erkekler, Yücel Kop'a, ‘‘Vayyy çocuk istismarcısı!’’ dediler, ‘‘13 yaşındaki kızı baştan çıkarmış, mahvetmiş’’. Evet, genel geçer bir iddia. Bütün çocuk babalarını, özellikle de kız babalarını delirtecek bir iddia.

Ama bakalım durum gerçekten öyle mi?

Terkedilen eş Süheyla Kop diyor ki ( Sabah Gazetesi 22 Kasım 2001), ‘‘1996'dan itibaren Sürreyya, Gaziantep'e gelmeye başladı. Evimizde huzursuzluk çıktı. Yücel'e cilveler yapıyordu. Yücel, işin bu boyuta varacağına ihtimal vermiyordu. Biz de inanmıyorduk. Ama sonunda Süreyya'ya kendini kaptırdı’’.

Bu ne demek?

On yıllık birlikte çalışmanın, eşinin deyimiyle ‘‘cilveleşme’’ye dönüşmesi 1996'dan itibaren başlıyor. Bugün 23 yaşında olan Süreyya Ayhan, demek ki o zaman 18.

Demek ki olay, çocuk istismarına girmiyor!

*

Benim geçen Pazar İlave'deki röportajımı lütfen bir kere daha okuyun.

Hiçbir yerinde, on yıldır ‘‘böyle’’ (=O benim hem antrenörüm, hem sevgilim, hem de babam) yaşıyorlar cümlesi yer almıyor. Kızcağız anlatırken bir yerde on yıldır birlikte olduklarını söylüyor, başka bir yerde ise, 23 yaşındaki Süreyya Ayhan olarak, ‘‘O benim hem antrenörüm, hem sevgilim, hem en yakın arkadaşım, hem de babam’’ diyor.

Ama tabii beyin denilen şey, meseleleri nereye çekmek istiyorsa oraya çekiyor! Tekrar ediyorum, ben sadece Yücel Kop ile Süreyya Ayhan'ın öyküsünü anlatıyorum. Kimseyi bir şeye özendirdiğim filan yok. Herkes böyle yaşasın diye bir laf da etmiyorum. Sadece onların durumu budur diyorum. Çünkü ben insanın tapusunun olamayacağına inanıyorum. İnsanlar arasında ilişkiler gönüllülük esasına dayanır, dayanmalı. O zaman değerlidir. Ne var ki, Yücel Kop'un eşinin durumunu da anlıyorum. Yine de, ‘‘Paraları birlikte yiyecekler. Yuvamızı para için sattı’’ (Hürriyet Gazetesi 1 Kasım 2001) şeklindeki beyanatını asla onaylamıyorum. Röportajımda da yazdım, ortada bir para yok. Olsa ve onunla paylaşılsa sesini çıkarmayacak mı yani?

Tamam, pek çok evli kadının Süheyla Kop'u desteklemesini anlıyorum. Kendilerini onun yerine koyuyorlar. Ama burada bir tane doğru yok, herkesin kendisine ait doğrusu var. Evet, Fatih Altaylı'nın doğrusu benim doğrumla aynı değil. Benim doğruma göre, aşk varsa zina olmaz. İnsanların tapusu olmaz. Bu gazetenin bir yerlerinde bugün RTÜK Başkanı Nuri Kayış röportajı var, Tarkan klibinin yasaklanması üzerine konuşurken bana soruyor, ‘‘Asıl şunu tartışmaya açsanıza: Başlangıçta öpüşme mi vardı?’’ Aynı soruyu geri döndürüyorum ve soruyorum ‘‘Başlangıçta evlilik mi vardı?’’ Ama amacım evliliği reddetmek değil, aileyi reddetmek değil. Süheyla Kop ‘‘Aileyi yok etmek, gelenek, görenek ve manevi değerleri hiçe saymak bu kadar kolay olmasa gerek’’ diyor. Fatih Altaylı da ona katılıyor. O zaman ben de size soruyorum:

21 Kasım tarihli Hürriyet'te bir babanın bakire olmadığı gerekçesiyle öldürdüğü kızının bakire çıktığı haberi var. Bu mu Türk aile geleneği?

Buysa hiçbir sözüm yok!

Ama bilin ki, bu kafanın Taliban kafasından hiçbir farkı da yok!

*

Bir başka şuçumun da ‘‘özel’’i ‘‘genelleştirmek’’ olduğunu öğreniyorum. Bu ne demek biliyor musunuz? Sen bu röportajları yapma. Asıl yasakçı olan bu değil mi? Ya da yap ama bu soruları sorma, kahvaltı masama getirme.

İyi ama bu gazetede yazılan herşey için aynı şey söylenemez mi? Türkiye'de yayınlanan gazeteler de özeli genelleştirilmiyor mu? Verdiğiniz her haber, söylediğiniz her şey, insanların özel hayatını toplumun önüne koymak değil mi? Söyler misiniz neden ben suçlu oluyorum!Fatih Altaylı hem radyoda iyi röportaj yaptığımı söylüyor, hem de beni suçlu ilan ediyor! Bunda da bir tezat yok mu? Üstelik her iki halde de iyi yaptığımda da kötü yaptığımda da insanları o yargılıyor! Kararı o veriyor. İyi iş yani! Kimin buna hakkı var? Onun yazdıklarını da beğenenler var, benim yazdıklarımı da. Üstelik onun zannettiğinden daha fazla. Ama neticede bu işin Fatih Altaylı Ayşe Arman kavgasına gelmesinden son derece rahatsızım çünkü bize bir şey olduğu yok.

Ama dünya çapında bir atlet feci şekilde zarar görüyor. Asıl bu haksızlık. Neden mi? Benim röportajım üzerine değil, ama Fatih Altaylı'nın yazısı üzerine sponsor geri çekildi! Üstelik kızcağız, tam da Almanya'da sakatlığını tedavi ettirme imkanı bulmuşken. Ben isteyerek kimseye bir zarar vermedim. Ama ortaya çıkan sonuçtan suçluluk duyuyorum.

Gerisini de Allah'a havale ediyorum.

Ve bir de sizlere...

Bir kaç gün bu konudaki kendi maillerinizi okumakla yetinin.

Bundan sonra ben görüş bildirmeyeceğim.


TESADÜF MÜ?


Fatih Altaylı kendi kızını koydu Süreyya'nın yerine. Unuttuğu, insanların hayatlarını kendi seçimlerine göre yönlendirdikleri. Kaçırmamamız gereken ise doğuştan yetenekli ancak bu yeteneğinden haberdar olmayan gençlerin keşfedilmeleri, eğitilmeleri ve başarılı olmaları için teşvik edilmeleri. Tesadüflerle madalyalar alınmıyor! Fatih Altaylı'nın bir spor kulubü yöneticisi olarak röportajınıza bu yönüyle dikkat çekmesini beklerdim. Ama o bıyıklı erkek imajı sergileyerek hiç tartışılmaması gereken bir yönünü diğer tüm yönlerini göz ardı ederek okurlarıyla paylaştı.

(O. Sarıkaya)


HEP AYNI ŞEY


Sayın Altaylı, Tarkan'ın klibiyle ilgili yorumlarını yazarken sanki farklı tavır mı sergiledi! Kelimenin tam anlamıyla dehşete kapıldım. Toplumun önünde olduğunu sandığım birinin, vurun kahpeye diye bağıran, kara cüppelilerle aynı saflarda yürürken görmenin acıklı yaralanmışlığıydı hissettiğim. Nedense, ahlak, namus gibi hassas meselelerde en ileri görünenler bile kültürlü başlarını gelenekçilerin emniyetli bağırlarına gömüyorlar. Onlardan farklı olmanın dayanılması kolay olmayan ağırlığından kurtulmak istiyorlar! 38 yaşındayım, 12 yaşında bir oğlum var ve Tarkan klibini beraber izlerken Fatih Altaylı'nın aklından geçenlerle alakası olmayan şeyler geçti aklımdan. Oğluma ‘‘Sevdiğin kızı işte böyle öpmelisin’’ dedim. Kızım olsa yine aynı şeyi söylerdim! (Şerife D. G.)


ÖZÜR DİLESİN


Siz niçin özür diliyorsunuz? Fatih Altaylı dilesin. Bulunduğu köşeden kendine aynı şartlarda cevap veremeyecek insanları rencide edeceksin, bu işi yaparken ahlaki değerlerinin de Atatürk'ün sözlerini kullanarak daha da haklı olduğunu belirteceksin, her türlü başarıya aç olan insanları çala kalem sileceksin ve bu mesleği icra edene köşe yazarı diyeceksin. Yok ya! (Selim S.)


YATAK ODASI MUHABBETİ HA!


Nasıl olur da insan, bir ilişkinin başladığı tarihi eşittir yatak odası muhabbeti olarak yorumlayabilir? Bu tuhaf beyinler düşünemiyor mu ki 13 yaşında ilişkinin adı belki baba-kızdı. Sonra kardeş, sonra antrenör daha sonra da aşk oldu, sevgi oldu. Nasıl olur da bir gazeteci çıkıp böyle bir ihtimali hiçe sayarak, fevkalade basitçe bir yorumla insanlara seslenebiliyor? (Canan Ç.)


HANDE ALTAYLI BİLDİRİYOR


Neden başkalarına saldırdığınızı anlamıyorum


Ayşe Hanım, ben sizin vicdanınıza rahatlatamam. İnsanlar aşık olabilirler, evli insanlar da! Bu bizi ilgilendirmez, en azından beni. Keşke sizi de ilgilendirmeseydi... Yaşını başını almış bir adamın 13 yaşındaki bir kız çocuğuyla ilişki kurmasına hoş bakmıyorum. Böyle bir şey yok diyorsanız, kusura bakmayın, sizin röportajınızdan çıkan sonuç bu. Sadece neden başkalarına saldırdığınızı anlamıyorum. Bir sporcunun aşk hayatını malzeme yaptınız, yanlış anlamalara meydan verecek şekilde yayınladınız. Merak ediyorum, yazdıktan sonra okumadınız mı? Duygusal zekanız yanınızda mı yoktu? Ben de sizin yerinizde olsam kafamı taşlara vurur, kendimi çok kötü hissederdim. Fatih'i bana, annesine, hatta yengesine bile şikayet edebilirsiniz. Ama hiçbirimiz sizin vicdanınızı rahatlatamayız. Kusura bakmayın Ayşe Arman, kapı yanında tek ayakta siz duracaksınız. Kaygılarımla,

Hande Türel (Altaylı)
X